Işıl Öykü Dinç'in ölümünün ardındaki sır perdesi, AKP ve TÜRGEV bağlantısı, ailenin adalet çağrısı
12punto’nun nüfuzlu kişilerin veya siyasetçilerin yakınlarının karıştığı ölümlü trafik kazalarını ele alan haber dizisinin ikinci bölümünde, İstanbul Pendik’te 18 Mayıs 2025’te bir otomobilin çarpması sonucu yaşamını yitiren 14 yaşındaki Işıl Öykü Dinç’in dosyası incelendi. Dinç’in anne ve babası Özlem ve Yunus Dinç; soruşturmanın yürütülme biçiminden kamera kayıtlarına, olay yeri tutanağından bilirkişi raporlarına kadar dosyadaki birçok işlemin gerçeğin ortaya çıkarılmasını engellediğini belirtiyor. Aile, olayın “taksirle ölüme neden olma” kapsamında değil, “olası kastla insan öldürme” suçlamasıyla ele alınmasını istiyor ve 11 Eylül Cuma günü saat 11.00’de İstanbul Anadolu Adliyesi 56. Asliye Ceza Mahkemesinde görülecek dördüncü duruşmalarına çağrı yapıyor.
HABER VE YAZI: SİNEM NAZLI DEMİR
Türkiye’de her yıl binlerce kişi trafik kazalarında yaşamını yitiriyor. Ancak bazı kazalar, sürücünün kimliği, delillerin toplanma biçimi, bilirkişi raporları ve verilen cezalar nedeniyle kamuoyunda “Herkes için aynı hukuk mu işliyor?” sorusunu gündeme getiriyor.
Özellikle siyasetçilerin veya kamusal kurumlarda etkili görevlerde bulunan kişilerin yakınlarının karıştığı ölümlü trafik kazalarında sürücülerin tutuklanmaması, hapis cezalarının para cezasına çevrilmesi ya da soruşturmaların ailelerin çabalarıyla ilerlemesi, benzer tartışmaları tekrar tekrar doğuruyor.
Bu haber dizisi, söz konusu kazalarda siyasi nüfuzun yargı süreçlerine müdahale ettiğine dair peşinen bir hüküm vermeyi değil; polis tutanaklarından bilirkişi raporlarına, tutuklama tedbirlerinden cezaların infazına kadar adli süreçlerin nasıl yürütüldüğünü ortaya koymayı amaçlıyor.

İstanbul’un Pendik ilçesindeki Sahil Bulvarı’nda 18 Mayıs 2025 günü yolun karşısına geçmeye çalışan 14 yaşındaki Işıl Öykü Dinç’e bir otomobil çarptı. Işıl yaşamını yitirirken aracın sürücüsü olduğu belirtilen, olay tarihinde 26 yaşındaki Ömer Faruk Ballı hakkında “taksirle ölüme neden olma” suçundan dava açıldı. Ballı, olayın ardından tutuklandı ancak dört gün sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), daha sonra tahliye kararını veren İstanbul Anadolu 56. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi hakkında inceleme başlattı.
Işıl’ın anne ve babası Özlem ve Yunus Dinç ise kızlarının ölümünden bu yana yalnızca çarpmanın nasıl gerçekleştiğini değil, aracı gerçekte kimin kullandığını ve dosyanın neden bu şekilde yürütüldüğünü de anlamaya çalışıyor.
İlk günden beri adli sürecin şeffaf yürütülmesini istediklerini söyleyen aile, kızlarının ölümünün sıradan bir “trafik kazası” olarak değerlendirilmesine karşı çıkıyor.
“BİR GÜNDE İDDİANAME YAZILIR MI?”
Ailenin itiraz ettiği konulardan ilki, soruşturmanın başlangıç aşamasında yaşanıyor: edinilen bilgilere göre, araçta bulunan iki kişi özel bir hastanenin çalışanıydı ve devlet memuru değildi. Buna rağmen soruşturma dosyası Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na götürüldü. Soruşturma sırasında üç günde üç savcı değiştirildiğini, sanık ve tanık ifadeleri alınmadan iddianame düzenlendiğini ileri süren baba Dinç ise süreci şöyle anlattı:
“Araçtaki iki şahıs da özel hastane çalışanı, devlet memuru değiller ama dosya Memur Suçları Soruşturma Bürosu'nda açılıyor. Kaldı ki devlet memuru olsalar dahi bu büronun asli görev tanımında, devlet memurlarının görev başındayken işledikleri mali suçlarla ilgilenmek var. Bu dosya neden bu büroya taşınıyor? Üç günde üç savcı değiştirildi. Bu büronun savcısı tarafından bir günde, sanık ve tanık ifadeleri alınmadan iddianame yazılıyor. Böyle ölümlü bir olayda bir günde iddianame yazılır mı? Mahkememizin hâkimi de dört günde önüne gelen iddianamede ne gördü de onu onayladı?”
ARAÇ KİRALIK AMA SAVCILIK "KİM KİRALADI?" DİYE SORMUYOR
Ailenin dikkat çektiği bir başka nokta, kazaya karışan otomobilin kiralık olmasıydı. Anne Özlem Dinç, savcılığın aracı kimin kiraladığını araştırmadığını ve GPS kayıtlarını istemediğini söyledi:
“Kızıma çarpan araç bir “rent a car” aracı. Savcı bu aracı kimin kiraladığını sormamış, GPS kaydını istememiş. Hiçbir araştırma yapılmadan doğrudan kızımı suçlu ilan edip iddianameyle katili dışarı çıkarmışlar. Bir günde iddianame yazıp bir günde serbest bırakıyorlar.”
SANIĞIN VEKALETİ TÜRGEV YÖNETİM KURULU ÜYESİ AVUKATTA
Yunus Dinç, sanık cezaevindeyken vekâletini Avukat Fatih Sadullah Selman’a verdiğini söyledi.
Selman’ın AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) ile TÜRGEV Yönetim Kurulu üyesi olduğu, her iki kurumun resmî internet sitesinde de yer alıyor. Dinç, “Bu şahıs cezaevine girdikten sonra Avukat Fatih Selman’a vekâlet veriyorlar ve bu andan itibaren dosyamızda yaşanan hukuksuzluklar arşa çıkıyor. Bunun en önemli örneği de üç günde üç savcının değiştirilmesi” dedi.

“KIZIMIZ NEDEN YOLA FIRLADI DİYE 26 GÜN DÜŞÜNDÜK”
Yunus Dinç, olay yerinde bir MOBESE direğinin bulunduğunu; yolun ilerisi ve gerisinde toplam 15 kamera olduğunu, bunların üçünün panoramik görüntü alabildiğini söyledi. Buna rağmen ailenin önüne aracı önden gösteren hiçbir kayıt gelmediğini belirten Dinç, dosyanın seyrini değiştirebilecek nitelikteki dokuz saniyelik motosiklet kask kamerası görüntüsünün de 26 gün boyunca soruşturma dosyasına girmediğini anlattı.
“Olay yerinde bir MOBESE direği var. Olay yerinin ilerisinde ve gerisinde toplam 15 kamera bulunuyor, bu kameraların üçü panoramik ama hiçbirisi arabayı önden görmemiş. Motosiklet kask kamerası görüntüsü de 26 gün boyunca dosyamıza girmedi. Ne zaman röportaj vermeye başladıysak bir arkadaşım bağlantı gönderdi; görüntü Ekol TV’den servis edilmişti. Henüz dosyaya girmemiş görüntüyü, kızımın ölüm görüntüsünü bize sosyal medyadan izlettiler.”
Işıl’ın olay anında yanında bulunan arkadaşının ifadesinin de ailesi ve pedagog olmadan alındığını söyleyen Dinç, tutanağa genç kızın ağzından “Işıl zaten hep kırmızı ışıkta geçerdi. ‘Işıl dur, yapma’ dedim. Arkasından tuttum ama yola adım attı ve araba çarptı” ifadelerinin yazıldığını aktardı. Polislerin düzenlediği olay yeri tutanağında ise “saksıların arasından yola fırlayan Işıl” anlatımına yer verildiğini söyledi.
Dinç, görüntü ortaya çıktıktan sonra ilk anlatım ile kayıt arasındaki farkı şu sözlerle anlattı:
“Biz 26 gün boyunca ‘Kızımız neden yola fırladı acaba?’ diye düşündük. Kask kamerası görüntüsü servis edilince bir baktık ki arkadaşı kaza anını görmüyor bile. Kızım yaya geçidinin üzerinde ve trafik ışıklarının dibinde. Çarpmanın ardından 38 metre ileri sürüklenmiş. Birinci duruşmada kızımın arkadaşı mahkemeye çıktı ve ‘O gün polisler beni çok hırpaladı’ dedi. O gün polis ekipleri o kız çocuğunu kızımın naaşının yanında ambulansa bindirmeye çalışmışlar. Vatandaşlar tepki gösterince polisler ‘İşimizi mi öğretiyorsunuz?’ demiş. Kız ambulanstan atlayıp kaçmak isteyince koluna girip ‘Bir de senin ölümünle uğraşmayalım’ demişler.”
İLK DURUŞMA IŞIL’IN DOĞUM GÜNÜNE VERİLDİ
Ailenin anlatımına göre olaydan 12 gün sonra kendilerine ulaşan ilk duruşma tebligatında tarih 23 Eylül 2025 olarak belirlenmişti. O gün Işıl’ın doğum günüydü. Anne ve baba, duruşma gününün değiştirilmesi için art arda dilekçeler verdi. İlk iki dilekçelerinin reddedildiğini söyleyen Yunus Dinç, üçüncü başvurularında hâkimin “Öf, yine mi bu dosya?” ve daha sonra “Sıkıldım bu dosyadan” ifadelerini kullandığını ileri sürdü. Ailenin verdiği röportajların yayımlanması ve davanın manşetlere taşınmasının ardından sundukları beşinci dilekçe ise iki gün içinde kabul edildi.
Dinç, o dönemde yaşananları şöyle anlattı:
“Olaydan 12 gün sonra ilk duruşma tebligatı bize ulaştı. Tarih 23 Eylül 2025’ti ve o gün kızımın doğum günüydü. ‘Kızımızı öldürenlerle kızımızın doğum gününde bizi karşı karşıya getirmeyin’ dedik. Dilekçe verdik, reddedildi. Bir daha verdik, yine reddedildi. Üçüncü dilekçeyi verdiğimizde mahkememizin hâkimi ‘Öf, yine mi bu dosya?’ dedi ve yine reddetti. ‘Sıkıldım bu dosyadan’ dedi. Ne zaman ilk röportajlarımızı verdik, davamız manşet oldu; beşinci dilekçemiz iki gün sonra kabul edildi.”
HSK MÜFETTİŞLERİ: "BU DEVLETİN SİZE ADALET BORCU VAR"
Davanın ilk duruşması 21 Kasım 2025’te İstanbul Anadolu 56. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Yunus Dinç’in verdiği bilgiye göre duruşmadan üç gün sonra HSK, davanın hâkimi hakkında inceleme başlattı. Kurul müfettişleri aileyi adliyeye çağırarak şikâyetlerinin bulunup bulunmadığını sordu. Aile, olay yerindeki polislerden mahkeme hâkimine kadar süreçte görev alan tüm kamu görevlilerinden şikâyetçi olduğunu bildirdi. Dinç, HSK müfettişlerinin kendilerine “Bu devletin size bir adalet borcu var” dediğini aktardı.
HSK kararına ilişkin basına yansıyan tutanakta da hâkim hakkında, sanığı tutuklanmasından dört gün sonra tensip kararıyla tahliye ederek yerleşik yargı uygulamalarına aykırı davrandığı iddiası yönünden inceleme yapılmasına karar verildiği belirtildi.
“KIZINIZIN YANINA SİZİ GÖMERİZ”
Dinç ailesi, Işıl’ın yedisinin mevlidinden itibaren giderek ağırlaşan tehditlerle karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
Yunus Dinç’in anlatımına göre mevlit sırasında iki kişi aileyi ziyaret ederek “Karşı taraf gönderdi bizi, bir mesajları var. Biz Pendik Belediyesi'ndeki AKP’li encümen kadının akrabasıyız, taziyeye gelmek istiyoruz” dedi. Dinç, “Böyle davetiye mi oluşturulur? Ne siyaseti? Ben evladımı toprağa koymuşum” sözleriyle tepki gösterdi.
Ardından yurtdışı numaralarından “Bu davadan çekilin, kızınızın yanına sizi gömeriz, mezarını dağıtırız” içerikli mesajlar gelmeye başladı. 23 Aralık’taki ikinci duruşmaya doğru tehditlerin arttığını söyleyen Dinç, ocak ayının ilk günlerinde yaşananları şöyle aktardı:
TEHDİT YAĞDI, SUÇ DUYURUSUNA İŞLEM YAPILMADI
“Yine arandık ve bu defa telefonu açtım. Karşıdaki kişi önce ‘Işıl Öykü Dinç’in babasıyla mı görüşüyoruz?’ dedi. Önce kızıma, ardından eşime ve aileme küfür ettiler; kızımın kabristanını yakacaklarını söylediler. Daha sonra başka bir yurt dışı numarasından YouTube bağlantısı gönderdiler. Telefon görüşmesini kaydedip yüklemişlerdi. Aile üyelerimizi de tehdit etmeye başladılar. Elimizdeki görüntülerle suç duyurusunda bulunduk, hiçbir işlem olmadı. Bir gün haber yaptık, sonra karakoldan çağrıldık. Bize ‘Keşke önce bize gelseydiniz’ diye sitem ettiler. ‘Biz zaten suç duyurusunda bulunduk’ dedik. Meğerse bizi davet eden savcı basın savcısıymış. Tehditler yine de devam etti.”
ANNEANNE BİLE TEHDİT EDİLDİ
Yunus Dinç, tehdit telefonlarının kayınvalidesine de yöneldiğini söyledi. Ailenin iddiasına göre yurt dışından arayan kişiler, “Torununu nasıl öldürdüysek kızının kafasını da kesip kapına atacağız” tehdidinde bulundu. Bu aramadan dört gün sonra kayınvalidesinin beynine pıhtı attığını belirten Dinç, yoğun bakımda tedavi gören kayınvalidesinin haziran ayında yaşamını yitirdiğini anlattı:
“Sadece kızımı kaybetmedik, kayınvalidemi de kaybettik. Bizler zaten ölüyüz, ölüden bir farkımız yok. Ama geride kalan evladımızı hayata tutundurmaya çalışıyoruz. İlk günden beri adli sürecin şeffaf yürütülmesini istedik.”
İKİ RAPOR ARASINDAKİ 94,40 KİLOMETRELİK TARTIŞMA
Dinç ailesi ilk iki duruşma boyunca olay yerinde keşif yapılmasını istedi ancak talepleri reddedildi. Mahkeme, Adli Tıp Kurumu’ndan olay yeri tutanağı ile hız tespiti isteneceğini bildirdi. Aile de bunun üzerine bağımsız bir kuruluşa başvurdu. Ankara’dan gelen bir heyetin olay yerinde yaptığı inceleme sonucunda düzenlenen raporda, aracın kırmızı ışıkta geçtiği ve hızının en az 94,40 kilometre olduğu tespit edildi.
Özlem Dinç, bağımsız raporun sonuçlarını ve mahkemede sanığa yönelttiği çağrıyı şöyle anlattı:
“İki duruşma boyunca keşif istedik, reddedildi. Adli Tıp Kurumu'ndan olay yeri tutanağı ve hız tespiti isteneceği söylendi. Biz de bağımsız bir kuruluştan rapor aldık. Ankara’dan bir heyet geldi ve inceledi. Aracın kırmızı ışıkta geçtiği, hızının en az 94,40 kilometre olduğu tespit edildi. Sanığa mahkemede ‘Aynı aracı kirala, gel 50 kilometre hızla bana çarp. Ölürsem kızımın davasından vazgeçeceğim’ dedim. Bu hâlâ açık çağrımdır. Zaten gözün gördüğü bir gerçek var; ortada sürüklenme var.”
Anne Dinç, Adli Tıp raporunun çıktığından başlangıçta haberlerinin olmadığını, üzülmesinler diye raporun kendilerinden saklandığını söyledi. Avukatlarının duruşmada sanığa “Sen bir sağlık çalışanısın. Şimdi sana Adli Tıp raporunu okuyacağım. Saatte 50 kilometre hızla giden bir araç bir insana bu kadar zarar verebilir mi?” diye sorduğunu aktaran Dinç sanık hakkında, “Cevap yok. Üç duruşmadır ‘Aleyhime söylenenleri kabul etmiyorum’ diyor. Her şey onların aleyhine” ifadelerini kullandı.
“KIZIMA ÇARPAN ARAÇTAKİ İKİ KİŞİ DE YOĞUN BAKIM HEMŞİRESİ AMA MÜDAHALE ETMEMİŞLER!”
Davanın üçüncü duruşması ise 17 Nisan 2026’da görüldü. Olay yeri krokisinde imzası bulunan iki polis ile olay yerine giden ekipte yer alan bir polis dinlendi. Mahkeme, sanığın adli kontrol tedbirinin devamına ve Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nin raporunun beklenmesine karar vererek duruşmayı 11 Eylül 2026’ya erteledi. Yunus Dinç, o tarihte dokuz saniyelik görüntünün beş aydır incelenemediğini ve raporun hâlâ dosyaya ulaşmadığını belirterek, “Bir türlü izlenemiyor. Buradan kızıma nasıl bir kusur yüklenir, onun hesabı içerisindeler” dedi.
Baba Dinç ayrıca, kızına çarpan araçtaki iki kişinin de sağlık çalışanı olduğunu ve dosyanın en başında yaşanan tıbbi ihmali şu sözlerle vurguladı:
“Araçtaki iki kişi de yoğun bakım hemşiresi. Ne 112’yi aramışlar, ne de çarptıkları kızıma müdahale etmişler. Biz bu konuyla ilgili de Sağlık Bakanlığı’na suç duyurusunda bulunduk. Verdikleri savunmada ise “Ameliyat malzemeleri yanımızda olmadığı için müdahale etme zorunluluğumuz yoktu” dediler. Bu savunma bize Şubat ayında bildirildi ve biz de mahkeme dosyasına dahil ettik. Duruşmada da bu konuyu dile getirip ‘ameliyat malzemesi yanlarında olsa kızımı ameliyat edeceklermiş’ dedim.”
Bir süre sonra Adli Tıp Kurumu raporu sürücünün kusursuz, Işıl Öykü Dinç’in ise asli kusurlu olduğu değerlendirmesiyle dosyaya girdi. Kurum, görüntülerden aracın hızının teknik olarak saptanamadığını; Işıl’ın yaya geçidini kullanmadığını ve aracın hareket alanına kısa mesafeden girdiğini ileri sürdü. Ailenin bağımsız bilirkişi raporunda ise yolun hız sınırı 70 kilometre olmasına rağmen aracın en az 94,40 kilometre hızla ilerlediği, kırmızı ışıkta geçtiği ve çarpışma öncesinde fren yapmadığı savunuldu.
Yunus Dinç, raporun kızının ölümünün birinci yıl dönümünde ellerine ulaştığını; ailenin sahte olarak nitelendirdiği olay yeri tutanağındaki anlatımın rapora aynen geçirildiğini, Işıl’ın arkadaşının mahkemede geçersiz sayılan ilk ifadesinin de yeniden kayda alındığını ve görüntülerden kesin tespit yapılamamasına rağmen sürücüye yeşil ışık yandığının “düşünüldüğü”nün belirtildiğini söyledi.
TÜRGEVLİ AVUKATIN AĞABEYİ ADLİ TIP KURUMU'NDA ÇALIŞIYOR
Anne Özlem Dinç ise Avukat Fatih Sadullah Selman’ın eniştesinin Adli Tıp Kurumu'nda görev yaptığını açıklayarak “Benim için o kurum zaten geçerliliğini yitirdi” dedi. Baba Dinç de, “Kim bu Fatih Sadullah Selman? Devletin her kademesine erişecek gücü nereden buluyor?” diye sordu.
Ailenin rapora yaptığı itiraz üzerine mahkeme, Temmuz 2026’da dosyanın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Üst Kurulu'na gönderilerek kusur durumunun yeniden belirlenmesini istedi. Yeni rapor henüz dosyaya ulaşmadı.
“SANKİ KIZIM İNTİHAR ETMİŞ GİBİ DAVRANIYORLAR”
Yunus Dinç, karşı tarafın yaklaşımını “Sanki kızım intihar etmiş gibi davranıyorlar” sözleriyle anlattı. Karşı tarafın avukatı, ailenin avukatını arayarak “Siz zaten sigortadan para alacaksınız” dedi, dosyanın kapatılması için para teklif etti ve “Bu işi tatlıya bağlayalım” ifadesini kullandı. Ailenin avukatının “Ailenin derdi para değil” yanıtını verdiğini söyleyen Dinç, karşı taraftan bu kez “Işıl zaten ünlü olma sevdalısıydı, ünlü olmak için arabanın önüne atladı” karşılığının geldiğini söyledi.
Özlem Dinç ise “Ailecek psikolojik işkenceye maruz bırakılıyoruz” diyerek bu sürecin son örneklerinden birinin kazaya karışan otomobilin hasar bedelinin faiziyle birlikte aileden istenmesi olduğunu söyledi. Basına yansıyan bilgilere göre sigorta şirketi, 63 bin liralık hasar bedeli için aileye ödeme emri gönderdi. Anne Dinç, olayın haberleştirilmesinin ardından sigorta şirketinin avukatlarını arayarak “Yaşananlardan dolayı üzgünüz, dosyayı geri çekiyoruz, bir talebimiz yok” dediğini aktardı.
Dosyada sonradan ortaya çıkan bir başka tartışma da otomobili kimin kullandığına ilişkin oldu. Basına yansıyan bilgilere göre aileye ulaşan beş görgü tanığı, çarpma sırasında direksiyonda sanık Ömer Faruk Ballı’nın değil, yanında bulunan nişanlısı A.B’nin olduğunu ve ikilinin kazadan sonra yer değiştirdiğini iddia etti. Olay günü karakolda tanık sıfatıyla dinlenen A.B. ise aracı Ballı’nın kullandığını, kendisinin yolcu koltuğunda oturduğunu söylemişti.
Yunus Dinç, yeni görgü tanıklarının mahkemede dinlenmesini isteyeceklerini ve dosyanın hukuki niteliğinin değiştirilmesini talep edeceklerini söyledi:
“Ortaya çıkan yeni görgü şahitlerimizin dinlenmesini talep edeceğiz. Bu dosyanın taksirle ölümden çıkıp, mesleki gerekliliklerini de yerine getirmemeleri nedeniyle olası kastla insan öldürme, yani cinayet davasına dönüştürülmesini istiyoruz. Biz sadece adli sürecin şeffaf yürütülmesini talep ettik.”
“KIZIMIZIN ADALETİNİ İSTİYORUZ”
Özlem Dinç, dosya aydınlatılıncaya kadar susmayacağını belirterek, “Ben susmayacağım. Son nefesime kadar, bu dosya aydınlanana kadar susmayacağım. Adalet Bakanlığı'nın kapısına gittim, gerekirse yine oturacağım. Bize MOBESE görüntülerini gösterecekler. Bu dosyalardaki kirli ellerin çekilmesini istiyorum. Evladını aldığınız bir aileyi ölümle korkutamazsınız. Zaten ölmüştür o aile ama insanların ayağa kalkması gerekiyor, ses olalım. Bir dosyayı karartmaya korksunlar artık. Işıl’lar ölmesin. Mahkeme süreçlerinde yanımızda olun, dâhil olun. Bu ülkede yaşıyorsanız bir gün hepiniz adalet arayacaksınız. Aklımın ucundan geçmezdi evladıma bir aracın çarpacağı. Başka aileler de bizim gibi her gün aynı boşluğa uyanmasın diye çaba sarf ediyoruz. Başka canlarımızı toprağın altına koymayalım diye destek bekliyoruz.”
Yunus Dinç ise kızlarına karşı yalnızca ailelerinin değil, ülkenin de bir adalet borcu bulunduğunu vurguladı:
“Kızımıza ülke olarak bir adalet borcumuz var. Emsal bir karar çıksın istiyoruz. Her şeye ‘trafik kazası’ veya ‘taksirle ölüm’ deyip geçemeyiz. 11 Eylül Cuma günü saat 11.00’de İstanbul Anadolu Adliyesi 56. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dördüncü duruşmamız var. Kızımın çıkmayan sesi olmak, orada olamayacak oğlumun da sesi olmaları için vatandaşlarımızdan destek rica ediyoruz. Kızımın adaletini istiyoruz.”

TÜRKİYE’DE TRAFİK KAZALARININ SAYISI ARTTI, ÖLÜM BİLANÇOSU HÂLÂ AĞIR
Son dönemde peş peşe gelen ölümlü trafik kazaları, trafik güvenliği ve cezasızlık tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. TÜİK’e göre 2025’te Türkiye’de 1 milyon 549 bin 574 trafik kazası meydana geldi; bunların 288 bin 321’i ölümlü ya da yaralanmalıydı. Kazalarda 6 bin 35 kişi yaşamını yitirdi, 403 bin 937 kişi yaralandı. Ölü sayısı 2024’e göre yüzde 5 azalmasına karşın bu veri, günde ortalama yaklaşık 16,5 kişinin trafik kazalarında yaşamını yitirdiği anlamına geliyor.
2026’nın ilk altı ayında ise polis ve jandarma sorumluluk bölgelerinde toplam trafik kazası sayısı, önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4,5 artarak 353 bin 495’e yükseldi. Aynı dönemde can kaybı yüzde 15,1 azalarak 1.303’e, yaralı sayısı yüzde 1 azalarak 206 bin 572’ye geriledi. Başka bir ifadeyle kaza sayısı artarken ölüm sayısı azaldı; buna rağmen ortaya çıkan can kaybı ve yaralanma tablosu ağırlığını korudu.
Trafikte gerçekleşen her ölüm aynı suç tipine girmiyor. Hukuki nitelendirme; sürücünün davranışına, kuralları ihlal edip etmediğine, sonucu öngörüp öngörmediğine, öngördüğü sonuca kayıtsız kalıp kalmadığına ve olayın bütün koşullarına göre mahkeme tarafından yapılıyor.
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 85’inci maddesine göre basit taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunun cezası 2 yıldan 6 yıla kadar hapis. Birden fazla kişinin ölmesi ya da ölümle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanması hâlinde ceza 2 yıldan 15 yıla kadar hapis olarak düzenleniyor.
Sürücü ölüm sonucunu öngördüğü hâlde bunun gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmişse eylem bilinçli taksir kapsamında değerlendirilebiliyor. TCK’nin 22’nci maddesine göre bu durumda taksirli suç için belirlenen ceza üçte birden yarısına kadar artırılıyor. Tek kişinin ölümü bakımından, hâkimin önce 2 ila 6 yıl arasında belirleyeceği temel ceza bu oranda artırılıyor.
Sürücünün ölüm sonucunun gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen bu sonucu kabullenerek eylemini sürdürdüğü kabul edilirse olası kast gündeme geliyor. Kasten öldürme suçunun temel cezası müebbet hapis olmakla birlikte TCK’nin 21’inci maddesi uyarınca suç olası kastla işlendiğinde ceza 20 yıldan 25 yıla kadar hapis olarak uygulanıyor. Basit taksir, bilinçli taksir ve olası kast arasındaki ayrımı somut olayın delilleri üzerinden mahkeme belirliyor.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Ekip aracında çocuğu istismar eden polis için Danıştay kararı
Tedesco’nun Bologna macerası kötü başladı
Havalimanında Deniz Gül'ü bekleyen Galatasaraylılara sürpriz!
Siber güvenlikte yeni bir ölçüm katmanı: Metric Maestro
Fenerbahçe'den Greenwood iddialarına yalanlama
Fatih Altaylı Ankara kulislerindeki Mansur Yavaş iddiasını yazdı
Starmer başbakanlığın ardından milletvekilliğini de bıraktı
'Öfke kontrolü' sıkıntısı mı var?
KKTC liderinin sözlerinin hangisi doğru?
TIR dorsesinde yakalanan Arif Kocabıyık'tan ilk açıklama