Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,0263
Dolar
Arrow
48,2722
İngiliz Sterlini
Arrow
65,3562
Altın
Arrow
6953,0582
BIST
Arrow
14.299

'Öfke kontrolü' sıkıntısı mı var?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Geçen hafta, özellikle sosyal medya gündemine damgasını vuran bir video vardı.

Özgür Özel, Kocaeli’nin İzmit ilçesindeki Fethiye Caddesi’nde yürüdüğü sırada bir vatandaş kolundan çekiştiriyor, O da bir hışımla dönüp “lanet olsun” diye tepki veriyor.

Cep telefonuyla çekilen görüntülere yansıdığı şekliyle fincan gibi açtığı gözlerinden neredeyse ateş çıkacak.

Bu, ilk bakışta birkaç saniyelik sıradan bir tartışma gibi görülebilir.

Oysa mesele o kadar basit değil.

Çünkü siyasetçilerin gerçek karakterinin önceden hazırlanmış konuşmalarında, provası belki onlarca kez yapılmış etkinliklerde ya da çanak soruları cevapladığı televizyon programlarında ortaya çıkmadığını bilecek kadar bu meslekte mesai harcadım.

Kim olursa, mikrofonun başına geçtiğinde kendisini kontrol edebilir, danışmanların hazırladığı metinleri okuyabilir!  

Asıl mesele, beklenmedik bir anda ne yaptığındadır.

Mesela, birisi kolunuza dokunduğunda...

Sabrınızı zorladığında...

Kendinizi rahatsız edilmiş hissettiğinizde...

İşte o anda siyasetçinin verdiği tepki son derece önemlidir.

Biraz hafızalarımızı tazeleyelim.

1991 seçimleri öncesinde bir vatandaş, miting alanında Demirel’in simgesi haline gelen fötr şapkasını kapmaya çalışmıştı. Demirel şapkayı bırakmamış, şapkasını çekiştirerek o vatandaşın elinden kurtarmıştı.

TRT kamerasına yansımış olan görüntüleri izledikten sonra o meşhur kahkahasını atmış ve kendine has üslubuyla

“Binaenaleyh şapkayı gaptırmam!” demişti.

Ne hakaret etmiş, ne vatandaşla ağız dalaşına girmişti.

Olayı öfkeye dönüştürmek yerine, birkaç saniye içinde mizahi ve siyasi hafızaya yerleşen bir söze çevirivermişti.

Özgür Özel’in İzmit'teki tepkisi tam olarak bu nedenle tartışılmalıdır.

Elbette vatandaşın bir siyasetçinin kolundan çekiştirmesi doğru değildir. Hiç kimsenin başka bir insanın fiziksel alanına müdahale etme hakkı yoktur.

Ama siyasetçinin yapması gereken de vatandaşın her yanlış davranışı karşısında kendi öfkesini serbest bırakmak olmamalıdır.

Hele ana muhalefet partisinin genel başkanlığını yapan bir siyasetçinin hiç değildir.

Meselenin kitabına şöyle bir göz atalım.

Az buçuk psikoloji, sosyal psikoloji kıraat etmiş olanlar da bilir. Öfke, çoğu zaman sandığımız kadar basit bir duygu değildir. İnsan yalnızca kızdığı için öfkelenmez. Öfkenin gerisinde çoğu zaman başka duygular vardır.

Kaygı.

Korku.

İncinmişlik.

Kontrolü kaybetme tedirginliği.

Kendini tehdit altında hissetmek...

Psikolojide öfkenin ortaya çıkışında sık rastlanan mekanizma budur. İnsan önce bir tehditle karşılaştığını düşünür. Bu tehdit gerçek olabilir, abartılmış olabilir ya da yalnızca kişinin zihninde taşıdığı anlamdan kaynaklanabilir.

Sonra savunma başlar.

Savunma bazen sessizlik olur.

Bazen geri çekilmektir.

Bazen ise öfkedir.

Çünkü öfke, insana çok kısa bir süre için güç hissi verir.

Korkuyorsanız ve bağırırsanız, korkunuzun üzerini örtebilirsiniz.

Kendinizi güçsüz hissediyorsanız, sertleşerek üstünlük kurmaya çalışabilirsiniz.

Kontrolü kaybettiğinizi düşünüyorsanız, karşınızdakini susturarak kontrolü yeniden ele geçirdiğinize inanabilirsiniz.

Bu yüzden öfke çoğu zaman gerçek güç değildir.

Bazen güçsüzlüğün maskesidir.

İnsanların dışarıdan çok güçlü görünmesi bu gerçeği değiştirmez. Hatta bazı kişilerde tam tersine, özgüven ne kadar kırılgansa eleştiriye verilen tepki o kadar sert olabilir.

Çünkü özgüveni sağlam olan insan her itirazı kişisel saldırı olarak görmez.

“Beni eleştiriyor” ile “beni aşağılıyor” arasındaki farkı ayırabilir.

Özgüveni kırılgan olan kişi en küçük itirazı bile kendi değerine yönelik bir saldırı gibi algılayabilir.

Orada zincir hızla çalışmaya başlar:

Küçümsenme duygusu, incinme, savunma, öfke...

Bir başka zincir de şudur:

Kaygı, tehdit algısı, kontrol kaybı korkusu, öfke...

Siyaset açısından tehlikeli olan da tam budur. Çünkü siyaset, insanı sürekli olarak bu tür durumların içine sokar.

Siyasetçi eleştirilir, yuhalanır, protesto edilir, bazen sataşmaya bazen hakarete maruz kalır. Bazen de doğrudan provokasyonla karşılaşır.

Eğer bir siyasetçi her tehdit algıladığında öfkeye teslim oluyorsa, onu yönetmeye başlayan şey aklı değil, refleksleri olur.

Özgür Özel hakkında buradan hareketle tıbbi ya da psikolojik bir teşhis koymak doğru olmaz. Bir insanın “kesin olarak öfke kontrolü bozukluğu var” demek için uzman değerlendirmesi gerekir.

Ama kamuoyunun gördüğü davranışları tartışmak mümkündür.

Bir siyasi liderin sık sık sertleşmesi, ani tepki vermesi, kendisini rahatsız eden kişiler karşısında öfkesini kontrol etmekte zorlanıyormuş görüntüsü vermesi, siyasi açıdan ciddi bir meseledir.

Çünkü öfke bulaşıcıdır.

Lider bağırırsa, teşkilat bağırır, lider hakareti normalleştirirse, taraftar hakareti normal görmeye başlar, lider her eleştiriyi saldırı olarak algılarsa, siyasetin dili de giderek daha saldırgan hale gelir.

Türkiye zaten öfkesi yüksek bir ülke.

Trafikte öfke.

Sosyal medyada öfke.

Sokakta öfke.

Siyasette ise hepsinden fazlası var.

Böyle bir ortamda siyasetçinin görevi toplumsal tansiyonu biraz daha yükseltmek olmamalı.

Bir liderin en önemli özelliklerinden biri, öfkelenmemesi değildir.

Bu mümkün değildir.

Herkes öfkelenir.

Asıl mesele, öfkelendiğinizde ne yaptığınızdır.

Özgür Özel’in o vatandaşa verdiği tepki bu nedenle küçümsenecek bir ayrıntı olarak görülmemeli. Ülke yönetmeye talip olanların önce kendi öfkelerini yönetebilmeleri gerekir.

Kendi duygusunu kontrol edemeyen birinin, milyonların duygularını sağlıklı bir biçimde yönlendirmesi beklenebilir mi? Tartışılması gereken mesele budur, diyerek yazımıza noktayı koyalım.