Tutuklu Necati Özkan'dan 'vatandaşlık haklarının nasıl gasp edildiğine' işaret eden üçüncü mektup: Casusluğun adı var kendi yok
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik 19 Mart 2025’te başlayan operasyonlarda tutuklanan Necati Özkan, cezaevinden yazdığı üçüncü mektup üzerinden kamuoyuna seslendi.
Özkan, cezaevinden yazdığı üçüncü mektubunda hakkında yürütülen 'casusluk' soruşturmasına değindi ve hazırlanan iddianame üzerinden yaratılan algı operasyonuna tepki gösterdi.
İşte Ekrem İmamoğlu’nun eski danışmanı Necati Özkan'ın, Kandıra Cezaevi’nden cezaevinden yazdığı üçüncü mektup:
Bu mektubumda size, hakkımda yürütülmekte olan “casusluk” soruşturmasının ve hazırlanan iddianamenin temel vatandaşlık haklarımı nasıl gasp ettiğini, hukuku ve hakikati çarpıtarak nasıl vicdansızca hüküm kurmaya çalıştığını anlatacağım.
İŞ GÖRÜŞMESİNDEN CASUSLUK İCAT EDİLİYOR!
Başsavcılığın talebiyle “siyasal casusluk” gerekçesiyle tutuklanınca, soruşturma evrakında bahsedilen teknolojik kavramları, sözüm ona suç ihtiva eden dijital eylemleri anlayabilmek için avukatlarımdan, muteber uzmanlardan mütalaa alınmasını talep etmiştim. Uzman mütalaası*, bu davayla tertip edilmeye çalışılan kurguyu tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, iddianameyi temelden kadük hale getiriyor.
İddianame, 23 Haziran 2019 İstanbul tekrar seçimlerinden 12 gün önce benimle tanışmaya gelen ve asıl amacı seçim sonrası İBB’ye hizmet satmak olan bir iş adamıyla seçim gününden önce yaptığım tek görüşmeden seçim manipülasyonu ve casusluk çıkarmayı hedefliyor. Bunu da kamuoyunun ve bizzat benim yabancısı olduğumuz birtakım bilişim ve teknoloji kavramlarını kullanarak ortada yasa dışı, gizemli, karanlık işler varmış izlenimi yaratmak suretiyle yapıyor. Aslı, hakikati olmayan şeylerden casusluk icat ediyor.
1. CASUSLUĞUN ADI VAR KENDİ YOK!
Öncelikle, Türk Ceza Kanunu’nun 328/1 maddesi “Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilir” diyor.
Ne var ki, dosyada casusluk eyleminin konusu olabilecek hangi bilginin, nereden ve nasıl temin edildiğine ve hangi ülke lehine kullanıldığına ilişkin hiçbir isnat ve kanıt yok.
İddianamede toplam 20 İBB çalışanına ait e-posta adresleri ve şifre bilgileri dışında net bir veri sızıntısından da bahsedilmiyor. Savcılık, seçimleri kazanmak için benim ve Ekrem İmamoğlu’nun Hüseyin Gün ile İBB verilerini paylaştığımızı iddia ediyor ama, o verilere erişebilecek konumda olmadığımız gerçeğini, üstelik İBB verilerinin kopyalanması gibi bir işlemin asla yapılmadığına dair mahkeme ve İçişleri Bakanlığı kararlarını görmezden geliyor.
*Uzman mütalaasını bu linkten okuyabilirsiniz.
2. İDDİANAME, OSINT VE DARKWEB KELİMELERİYLE ALGI YARATMAK İSTİYOR!
İddianame, soruşturmanın ilk gününden bu yana malum medyanın ürettiği kara propaganda dilini kullanarak kamuoyunun kafasını karıştırıyor. OSINT ve Darkweb kavramlarını casusluğun bir kanıtıymış, suç oluşturan bir eylemmiş gibi göstermeye çalışıyor.
Oysaki, uzman mütalaası, OSINT kelimesinin, “hukuka uygun şekilde herkesin erişimine açık kaynaklardan bilgi toplama ve analiz etme faaliyeti” olduğunu, yetkisiz erişim, teknik engel aşımı ve gizli sisteme girme gibi hukuk dışı olabilecek eylemlerle ilişkilendirilemeyeceğini ortaya koyuyor.
Keza, Darkweb’de sızdırılmış verilerin bulunmasının ve bu verilerin açık kaynaklardan incelenmesinin tek başına hukuka aykırı bir faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğini, Avrupa Birliği Siber Güvenlik Ajansı’na göre OSINT ve Darkweb incelemelerinin meşru analiz yöntemi olarak kabul edildiğini belirtiyor. Bunların yanı sıra, söz konusu sızdırmanın benimle herhangi bir bağlantısının bulunmadığı da açıkça ifade ediliyor.
3. İBB UZANTILI E-POSTALAR 2008 VE 2016’DA SIZDIRILMIŞ!
İddianamede, başta ibb.gov.tr uzantılı belediye çalışanlarına ait olmak üzere çok sayıda e-posta adresinin ve şifresinin benim tarafımdan internet aleminin dijital yer altı ortamına (Darkweb’e) aktarıldığı tek bir delil bile gösterilmeden iddia ediliyor.
Oysa uzman mütalaası tüm o e-posta ve şifrelerin Polonyalı ve Ukraynalı iki hacker tarafından 2008 ve 2016’da derlenip, 7 Ocak 2019’da Darkweb’e yüklendiğini, her iki hacker’ın tutuklandığını, söz konusu e-posta ve şifrelerin İBB web sitesinden değil, İBB çalışanlarının bireysel olarak üye oldukları başka sitelerden ele geçirildiğini; dahası, ele geçirilen e-postaların TBMM, Adalet Bakanlığı, EGM, MEB, TÜBİTAK gibi 57 devlet kurumu dahil, 12.000’den fazla web sitesinden derlendiğini, ortada tam 772.904.991 kullanıcının bilgilerinin yer aldığı bir veri olduğunu kanıtlıyor.
4. MANİPÜLASYONUN DA ADI VAR KENDİ YOK!
İddianame, 23 Haziran 2019 yerel seçimlerine 12 gün kala tanıştığım Hüseyin Gün ile olan çok kısa ve sınırlı iletişim vasıtasıyla “özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle ettiğimizi... Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığını” ve casusluk faaliyetinin böyle gerçekleştiğini iddia ediyor. Adeta, “Ekrem İmamoğlu 23 Haziran seçimlerini kazanmışsa kesin manipülasyon vardır” kabulüyle çıkarımlarda bulunuyor. İlk seçimin haksız yere iptaline her kesimden seçmenin gösterdiği büyük tepkiyi; pek çok araştırmanın, seçimden neredeyse bir ay öncesinden itibaren, Ekrem İmamoğlu’nun ikinci seçimi çok daha büyük bir farkla kazanacağını ortaya koyduğunu görmezden geliyor. Oysaki uzman mütalaası, seçim sonuçlarını etkileyecek bir dijital manipülasyonun o tarihte teknolojik ve lojistik olarak da imkansız olduğunu ortaya koymaktadır:
- “Teknik açıdan böylesi bir dijital ordunun, binlerce hesabı ve cihazı tek merkezden yönetebilen yazılımlar, zaman ve altyapılar gerektirdiğini”;
- “2019 yılı itibariyle yapay zeka destekli bot teknolojilerinin henüz yaygınlaşmamış olduğunu”;
- “varsa bu tip ağların izlerinin gizlenmesinin mümkün olmadığını” saptayan bu teknik ve bilimsel mütalaa manipülasyon iddiasının tam bir safsata olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Zaten bir seçim kampanyasında yarışan taraflardan biri, devletin tüm yetkilerini elinde topladığı, telekomünikasyon otoritelerinin, Anadolu Ajansı’nın, TRT’nin, müesses medyanın bütün gücüne ve imkanlarına sahip olduğu halde manipülasyon yapamazken…
Diğer tarafın amatör bir iş adamının sağladığı varsayılan amatör sosyal medya analizi ve sadece yirmi tane İBB eski çalışanının e-posta adresiyle manipülasyon yapabileceğini iddia etmek mantıksal tutarlılıktan uzak bir tutumdur.
SUÇ VE SUÇLU YARATMAYI AMAÇLAYAN, HUKUKLA İZAH EDİLEMEYECEK BİR METİN
Özetle, “casusluk” davası, baştan sona hakikat ters yüz edilerek hazırlanmış, etkin pişmanlık koşullarında iftira atan bir şahsın ifadesiyle kotarılmaya çalışılmış, çok kötü bir kurgudur.
Üstelik aynı sözüm ona eylemden dolayı benim hem İBB ana davasında hem de casusluk davasında cezalandırılmam isteniyor. Kanunların ruhuna ihanet ediliyor, siyasi amaçlarla, olmayan bir koyundan birkaç post birden çıkarılmaya çalışılıyor.
Suç ve suçlu yaratmak amacıyla yazılmış, hukukla izah edilemeyecek bu iddianamenin şu yalın hakikatin karşısında maşeri vicdanda hiçbir hükmü yoktur: Profesyonelce seçim kampanyası yönetmek ve seçim kazanmak suç değildir.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Erdoğan o bakanın da üstünü çizdi!
Arkadaşına kanser olduğunu söyleyen polis silahıyla kendini vurdu
Adana-Tekirdağ arasında Türkiye'nin eşitsizlik haritası
Özel kalem müdürünün kızı yasak aşkı ifşa etti
Postmodern Pontus şırıngası
O bez ve 1900 terörist!..
İktidar cephesinde tedirginlik yaratmış
Akın Gürlek ile ilgili çarpıcı kulis... Cezaevi sistemi baştan aşağı değişiyor
İki bakanın değişiminin perde arkasında neler yaşandı?
Altın fiyatlarında son durum....