Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,3314
Dolar
Arrow
47,8808
İngiliz Sterlini
Arrow
64,7067
Altın
Arrow
6766,4479
BIST
Arrow
14.211

'Makul muhalefetin' dışında iktidar aramak: Bina çöküyor

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Eğri cetvelle doğru çizgi çizemezsiniz... Böyle deniyor, hem de çok deniyor. İyi...

İyi de, eğri olan cetvel toplumsal yerleşiklikte neye veya kime karşılık geliyor?

Politik yönelim mi “eğri cetvel”? Yoksa bizzat belli bazı örgüt, parti veya politikacılar mı eğri?

Eğri olan yerleşik sistemin makul muhalefetidir: Parti veya politikacı ya da militan vs... O belli başlı kurum ve/veya kişiler bizzat eğri cetveldir. İşte onlarla doğru bir çizgi çekemezsiniz.

Peki.

Şu, açık: Türkiye'de rejim 2002'den beri tuhaf manipülasyonlar sonucu sandıktan da onay almayı becermiş bir tür monarşi. O nedenle III. Abdülhamid rejimi diyoruz. Bu gerçeği iktidar kadar onun uslu muhalefeti, daha doğrusu tamamlayıcı parçası da biliyor. “Reis”, “tek adam rejimi” gibi kavramlar boşuna gündemi belirlemiyor yani.

Sadece o mu?

Demokrat Avrupa'nın, bizdeki (Türkiye Cumhuriyeti'ne bir anomali olarak bakan) Türk-Kürt muhalefetinin önünde taklalar attığı medyasına kapak olmuş sultan ve Erdoğan motifleri de bu kabulün bir parçası. Kabul ediyorlar. O nedenle AKP iktidarı dışarıdan ciddi bir itirazla karşılaşmış değil. Ciddi? Yani Batı'nın ciddi yaptırımları devreye soktuğu bir itirazla karşılaşmadık hiç. Söylenip duruyorlar. ABD neyse de, AB ondan çok daha destekçi bu “III. Abdülhamid yönetimine”. Göçmenlerin Türkiye'de tutulmasının bunun en önemli nedeni olduğunu biliyoruz.

Şöyle ya da böyle, çeyrek yüzyıllık bir sürede (AKP iktidarı) Türkiye'nin tüm cumhuriyet kurumları tasfiye edilebildi. Toplum dinselleştirildi, en azından yarısı “adam edildi”. Yarısı direnmeyi sürdürüyor. Bir darbe, daha doğrusu “sürekli bir karşıdevrim” bu. Sandığın da kullanıldığı bir darbe: Askeri üniformadan ve otoriteden çok, yargının ve polisin, özelleştirilmiş güvenlik güçlerinin kullanıldığı İslamcı bir darbe. Sürekli sandık başarılarına dayalı bir darbe.

Öyle olsun. Ama zaman değişiyor. Daha doğrusu mekân çatırdıyor.

Bu çatırtılara içeride gerçekten köklü itirazlar gelmeye başladı. Bunlar butlancıların elindeki tarihsel partiye de onların içinden çıkmış bir ekibin sahneye atıverdiği “yeni” partiye de büyük oyunun bir parçası olarak bakıyorlar. Buna hakları var. Olan bitene bakarsak fazlasıyla var.

En büyük tepkilerden biri Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi ve Cumhuriyetçiler Kurultayı.

Ayrıca Ankara'da genç avukat Muhammed Akdoğan ve çevresi de aylardır bir çarpıklığa dikkat çekiyor. 1919 ile başlayan bir “kopuşu” bugünkü koşullarda yineleyebileceğimizi hatırlatıyor. Pek ilgi toplamayan tartışma toplantıları düzenliyor ve acı eşiğinin artık çoktan aşıldığını, bu çöküşe artık manipüle edilmiş sandık ve seçim oyunlarıyla falan engel olunamayacağını ileri sürüyor.

O Ankara toplantılarında söz alıp görüşlerini açıklayan aydınlardan biri de Prof. Dr. Ahmet Saltık. Sol kemalizm de denebilecek “ileri bir kemalizmi” temsil ettiğini söyleyebileceğimiz Prof. Dr. Saltık dün Cumhuriyet gazetesinde “merhametli monarşi” uygun görülen Türkiye'nin bir iktidar boşluğuyla uçuruma yuvarlandığını hatırlattı ve “Bu Meclis, artık halk egemenliğini temsil etmiyor, koptu!” diye yazdı. Bir aydın sorumluluğuyla, “Ulusal Kurtuluş Meclisi ciddi seçenektir” görüşünü dile getiren Dr. Saltık, gerçek itirazın böyle bir kurumlaşmadan çıkacağı görüşünü dile getirdi. Tam bağımsız, laik, halkçı bir yönetim, asıl önemlisi kamucu bir ekonomi için çarenin artık manipüle edilmiş sandıktan ve makul muhaletten beklenemeyeceğinin altını çizdi.

Bu insanlar yalnız mı? Yalnız mı bırakılmalı? Saptamalarında yanlış bir şey mi var?

Türkiye, iktidarla onun oyuncağı olmuş butlancılar ve yetiştirmelerinin “yeni” oyuncaklarıyla mı vakit geçirmeli, iktidar için dua falan mı etmeli?

Çürümenin boyutlarını gören aydınlar ve hatta işçi sınıfının bazı kesimleri (bıçağın kemiğe dayandığı madenciler örneğin) gerçek çözümlere yöneliyor. Yoksul halkın sahici ihtiyaç ve taleplerine dayalı bir kopuşun sokakta, işyerlerinde, okullarda, stadyumlar dahil kamusal alanda gerçekleşebileceğini, sandık ve parlamentonun ise monarşinin (III. Abdülhamid) elinde ve her türlü manipülasyona açık olduğunu savunanların sayısı artıyor. Bu görüş, Yeni Parti'nin evet-hayır manevralarından sonra daha bir yaygınlaşmış görünüyor.

Parlamentoda bir vekillik kapmak, sol sloganlarla çok daha mümkün. Halkın acıları üzerinde tepinmekten başka bir şey yapılmıyorsa ortalığı gösteri yürüyüşlerinden kaçan günümüzün “Papaz Gaponları” sarmış ve bunlardan bazıları vekillik kapabilmişse, sistemden tamamen kopuş taleplerinin ciddiye alınması gerekiyor.

Böyle bir bağımsızlaşmaya ve kopuşa Avrupa ne mi der? ABD iyice karışacağa benziyor, buralara gücü yeter mi, bilinmez. İran'a saldırdı rezil oldu. Ama Avrupa? Almanya Avrupası'nın bu arayışlara karşı sert tepkiler göstereceği şimdiden öngörülebilir.

Tam bu noktada “tırsanlar” ile girdiği yoldan dönmeyenlerin farklılaştığına tanık olacağız. Biliyoruz. Tanıyoruz. Biz bu tepkileri 1920'de de görmüş değil miydik?

Tekrar: Avrasya haritasını karşınıza alın. Üç büyük dil, kültür çevresi var. En sağda Rusça kültür dairesi var. Onun aydını var. Solda Alman kültür dairesi ve onun aydını var. Bu büyüklükteki tek  kültür ve dil çevresi Türkçe. Bu üç daireden de inanılmaz aydın kopuşları ve başarıları çıktı: 1917, 1923 ve 1949.

Bu üç aydın çevresi, emekçi halkın da desteğiyle emperyalizme rağmen ilerici cumhuriyetler doğurdu.

Kopuş arayanların tarihsel ve güncel bir haklılığı olduğunu artık söylemek zorundayız.

Bu iş böyle devam edemez. Birtakım liyakatsız, öğrenme yeteneğini yitirmiş kariyeristlere muhalefet ve cumhuriyet sorumluluğu bırakılabilir mi?

Bu korkunç bir basınç. Haklısınız. Üstelik bu sıkıntının arkasından ferahlatıcı yağmurlar değil, şiddetini şimdiden tahmin edemeyeceğimiz fırtınalar gelecek, görünen o.  

Buna hazır olmamız gerekiyor. Yeni yol arayışlarını makul ve mahkûm muhalefetin (3M) dışında arama hakkımız var.

III. Abdülhamid'e sözde itiraz eden, ama ondan çok da farklı olmayan liyakatsız fırıldaklara (eğri cetvellere) mahkûm değiliz.