Son Dakika... Özgür Özel'den sandık vurgusu: 'İlk sandıkta sözü Bursalılar söyleyecek'
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup toplantısında konuşuyor. Özel’in; Üsküdar Belediyesi’ne yapılan operasyon, İBB davasında yaşanan gerilim ve Meclis'teki boş sandalyeler için ara seçim yapılması yönündeki çağrısına ilişkin açıklamalar yapması bekleniyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimlerde el değiştiren belediyelere yönelik operasyonlar ve İBB davasındaki "had bildirme" polemiğinin gölgesinde partisinin grup toplantısında konuşuyor. Özel’in, hem sandık çağrısını yinelemesi hem de sabah saatlerinde Üsküdar Belediyesi’ne yönelik başlatılan sürece sert yanıt vermesi bekleniyor.
Partimizin grup toplantısını gerçekleştiriyoruz. https://t.co/7sHaMbmuvp
— Özgür Özel (@eczozgurozel) April 7, 2026
Özel'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
"İki haftanın ardından meclisteyiz. Geçen hafta A Milli Takımımızı desteklemek üzere, hem Kosova Başbakanı, siyasi akrabamız Albin Kurti'nin hem Türkiye Futbol Federasyonu Başkanımızın davetleriyle, Kosova'da milli takımın dünya kupası yolculuğuna eşlik etmek için orada olacaktık. Güne bu niyetle uyandık. Grup toplantımız yoktu.
Ama 31 Mart tarihini, 2 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin, hatta Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin en büyük yerel seçim zaferinin yıldönümünü zehretmek isteyenler... İki yıl önce kurulan sandıkta Bursa'yı alamayıp şimdi hakimin tokmağıyla, savcının cübbesiyle almak isteyenlerin yeni bir siyasete darbesiyle, bu sefer Bursa'nın iradesine darbesiyle uyandık.
Maalesef devamında da bu dönemde hiçbir sorunu olmayan, 5 yıl süreyle sadece adaylık yapan, ondan önceki ilçe belediye başkanlığı döneminde belediyede bir şey bulamayanlar; 500 kişiyi dolandırmış bir yalancı tanık iftiracının ifadelerine sadece dayanarak Mustafa Bozbey'e, ailesine haysiyet suikasti yaptılar. 4 günlük eziyetten sonra ailesi denetimli serbestlikle kaldı, Mustafa Bozbey de tutuklandı.
"BURSA'NIN İLİĞİNİ KEMİĞİNİ SÖMÜRMEYE, İSRAFA, RANTA DEVAM ETMEK İSTEYECEKLER"
Ve buradan fırsatçılıkla, zaten bütün kurgu bunun üzerine, ümit ediyorlar ki yarın yapılacak belediye meclis grubunda Bursalının vermediği yetkiyi, Bursa'nın iradesine çökerek alıp, Bursa'nın belediye başkan vekilini kendilerinden belirleyecekler. Bursa'daki Cumhuriyet Halk Partisi belediyeciliğini kesintiye uğratıp, kendi Bursalının illallah dediği, yıllardır yönettikleri, kalemiz dedikleri yerde yüzde otuzların altına düştükleri Bursa'da, iki kişinin birinin seçtiği belediye başkanı yerine bir kuklayı, bir siyaset yoluyla, yargı yoluyla oraya konmuş birini koyup, Bursa'nın iliğini kemiğini sömürmeye, israfa, ranta devam etmek isteyecekler.
Ben hiçbir şey demiyorum, diyeceğimi otobüsün üstünde söyledim. Bundan sonra sözü yakaladığı ilk sandıkta Bursalılar söyleyecek. İlk sandıkta!
"ÇALIŞMA KONUSUNDA BİR MAZERETİMİZ YOKTUR"
Yoğun bir çalışma, yoğun bir direnme dönemindeyiz. Saldırılara karşı bir adım geri adımımız yoktur. Ama çalışma konusunda da en ufak bir ataletimiz ya da bir diğer yandan işte 'bu kadar saldırı var, çalışamıyoruz, yapamıyoruz' böyle de bir mazeretimiz yoktur.
"MEYDANLAR HOP OTURUYOR HOP AYAĞA KALKIYOR"
Belediye başkanlarımız kendi görev alanlarında bütün o silkelemelere, paranın yüzde kırkının kesilmesine, kendinden önceki AKP'nin SGK'ya, vergi dairesine taktığı borcun faiziyle ödenmelerine rağmen çalışmaya devam ediyorlar. Çanakkale'deydik, Kuşadası'ndaydık, Bursa'daydık ve Kütahya'daydık.
Dört... Yani Çanakkale, Bursa ve Kütahya illerimizi de, Kuşadası ilçemizi de Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları yönetti. Kimini göz altındayken konuştum, kimini tutukluyken. İkisi görevinin başındaydı, Çanakkale ile Kütahya. Yaptıklarını gördüm, uzun uzun anlattık. Meydana sorduk, belediye başkanlarının adı, hizmetleri gündeme gelince meydanlar hop oturuyor, hop ayağa kalkıyor.
Birazdan değineceğim İzmir'de, Manisa'da, Bursa'da çok önemli hizmetlerin açılışlarını yaptık. Yeni yatırımların temellerini attık. Bugünkü konuşmama bu haftanın yoğun gündemine geçmeden önce son ilk ara kararla 18 masumun nihayet tutuksuz yargılama kararının alındığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi duruşmasının bu ilk dönemine birazcık göz atarak başlamak istiyorum.
"YARGILAMALAR BİR YIL SONUNDA BAŞLADI VE HENÜZ 17. CELSEDEYİZ"
19 Mart darbesinin üzerinden tam 384 gün geçti. Bir hırs uğruna 384 gündür kimsenin kazanmadığı, 86 milyonun kaybettiği bir süreci yaşıyoruz. 384 gündür milletin huzuru da refahı da feda ediliyor. İddianameyi 8 ay bekledik, 8 ay sonunda çıktı. Yargılamalar bir yıl sonunda başladı ve henüz 17. celsedeyiz.
"56 KURUŞ İSPATLAYAMADILAR"
Ortaya çıkan birinci somut gerçeklik şu: Yani havuz medyası ve yalan yanlış bilgilerle manipüle edilen merkez medya geçen sene 19 Mart'tan yargılama başlayana kadar hatta iddianame çıkana kadar şimdi de salonda ne konuştularsa, ne konuşturulduysa, hangi haysiyet suikasti, hangi iftira yapıldıysa, bunların %90'ının zaten iddianamede olmadığını görüyoruz. Yani gündemde tuttuğu yer açısından baktığınızda öyle ya TRT ilk sabah "560 milyarlık yolsuzluk" diye başladı. Öğrendik ki ilk günden bugüne İBB hiç maaş dağıtmasa, hiç su akıtmasa, hiç asfalt dökmese, hiçbir yoksula yardım etmese, toplamı 450 milyar zaten. Sen 90.000 kişiye maaş dağıtacaksın. Koskoca İstanbul'u 39 ilçesinde hizmetleri yapacaksın. Her bir ilçede 4-5 milyar liralık altyapı yatırımı yapacaksın ve gözle görülecek, gözle görülecek örneğin artık Üsküdar'ı su basmayacak, viyadüklerde arabalar yüzmeyecek, dereler taşmayacak. Sonra bu paraların toplamından fazlası yolsuzluk...
56 kuruş ispatlayamadılar, 56 kuruş. Hiçbiri yok iddianamede. Ne 1200 cep telefonu var, ne çantalardan çıkan... biz jammer dedik, AK Parti medyası "para" dedi. İddianamede jammer diye yazdılar. O çantalarda jammer olduğu çıktı. Ne Ekrem İmamoğlu'nun lüks arabası, "yok öyle bir arabam" dedi. MHP'li milletvekilinin çıktı. Yanlış istihbarat, daha doğrusu kandırmaca yaptıkları ortaya çıktı.
"VAR DEDİKLERİ GÖRÜNTÜLER YOK OLDU, SES KAYDI DEDİLER DUYULMAZ OLDU"
İddianame yanından bile geçmedi. Yok İBB'de parkelerin altına eurolar, dolarlar dolmuş. Bir sent çıkmadı, iddia dahi edilmedi. Var dedikleri görüntüler yok oldu, ses kaydı dediler duyulmaz oldu. Soruldu bu sorular, "söyleyenler, ben de öyle duymuştum, beni de yanıltmışlar, savcılığın bilgilendirmesiyle yaptık" dediler.
"ERDOĞAN'IN YANILTTIĞI ORTAYA ÇIKTI"
Bu bocalama yani bizim o iddianameyi 'yargılanmak değil yargılamak için bekliyoruz' dediğimiz özgüven boşa çıkmadı. Çünkü savcıya inanan, savcıya inanan Erdoğan, 'bir aya kalmaz iddianame çıkar', 8 ay sonra çıktı. 'Sonra artık bunlar sokağa çıkamaz, birbirinin yüzüne bakamaz' dedi ama 8 ay sonra iddianame çıktığında 8 aydır sokaktaydık. Üstüne 4 ay daha sokaktayız. 103 eylemdir gidiyoruz. İstanbul'un 39 ilçesinde seçmenin gözünün içine baka baka. Türkiye'nin her tarafında çıktığımız eylem toplantılarında, il mitinglerinde milletin gözünün içine baka baka. Öyle CHP'nin kalelerinde falan değil, kale işi bitti de Yozgat'ta, Konya'da, Kayseri'de böyle gözünün içine baka baka konuştuk. Vallahi sonuçta, toplamda bizim özgüvenimizin doğru olduğu Erdoğan'ın da yanıldığı, yanıltıldığı demeyeyim, yanılttığı ortaya çıktı. Bir yanılttığı da Sayın Bahçeli'ydi. Sayın Bahçeli o kadar kuvvetli iddiaları görünce, biz 'yok öyle şey' dedikçe, o savcıya güvendi Erdoğan'a güvendi. Biz 'canlı yayın talep ediyoruz' dedik, 'yapılsın' dedi. Erdoğan'a sordular, o da savcıya güvendi, 'münasiptir' dedi. Yargılama başladı bırakın canlı yayınlanmayı gazetecileri bile şöyle arka kutuda köşede kibrit kutusu gibi bir yere sıkıştırıyorlar. Aileler bir başka yerde. Amana, içeride ne oluyorsa duyulmasın! Ne oluyor biliyor musunuz? İçeride işin bir insani boyutu var; gözaltına alındığı, tutuklandığı gün annesinin karnına emanet evladının baba dediğini duyuyor orada İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin masum bürokratları.
Ne oluyor biliyor musunuz? Çete deyip hepsi birlikte örgüt deyip dağıtılan Türkiye'nin dört bir yanına kadınlar geliyorlar ve orada birbirlerini tanıyorlar. Birbirlerine sarılıyorlar. Türkiye'nin en büyük suç örgütü gibi anlatılan şey de profesyonel olarak işe alınmış kişilerin birbirleriyle liyakat esaslı profesyonellik esaslı çalıştıkları çoğu zaman yüz yüze bile gelmedikleri birçoğunun birbirini tanımadıkları ortaya çıktı. Öyle şey var ki mesela liyakat diyorsunuz dün müydü evvelsi gün mü... Böyle bakıyoruz, yayınlansa işte bunlar görülse ne güzel! Mesela Seyfullah Demirel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım Daire Başkanına soruyorlar şimdi: 'İşe alırken Ekrem İmamoğlu'nun size bir telkini iş yapacağınız biçimle ilgili talimatları ya da bazı talimatları size nasıl ileteceği konusunda bir şey konuşuldu mu?' 'Efendim' diyor, 'Ekrem Bey'in tek bir talimatı var' dedi diyor beni işe alırken. 'Nedir o?' diyor. 'Ben Beylikdüzü belediye başkanıydım, karda buzda zorlandık, İBB'den tuz istedim. Bizim partiden değilsin diye vermemişlerdi. Bak bu aynı göreve sen geliyorsun, AK Partili, CHP'li ayırmadan ne kadar istiyorsa herkese tuz veriyorsun' dedi tek talimatı budur diyor. 'Onu da yerine getiremedim, istedikleri kadar değil ihtiyaç kadar tuz verdim ama herkese verdim' diyor. 'Ekrem Başkan'ın sözünü yere düşürmedim' diyor.
Birisi diyor Antarktika, öbürü diyor duymayın bunları kulağıma Antarktika... İnanamazsınız. Hani bu adamlar yolsuzluk için çeteydi? 'Ekrem Başkan'ın' diyor 'talimatını eksik yaptım, çok istediler ihtiyaç kadar verebildim efendim, kaynaklar kısıtlıydı' diyor. Birinin safiyetine bak, öbürünün millete karşı giriştiği ihanete bak. Buralardan suç örgütü çıkaracaklar.
Her bir kişi, neler oluyor biliyor musunuz? 'Böyle demişsin' dedim. 'Nerede gördün?' 'Görmedim.' 'Nereden bildin?' 'Duydum.' 'Kimden duydum?' 'Orasını da unuttum.' Böyle bir yargılama oluyor bütün bu süreçlerde. Bütün bu süreçler böyle gidiyor.
Diyor ki örneğin Sayın Kapkı, 'Bana savcının tahliye taahhüdüne kandım.' Yani diyor ki; 'Bu ifade doğru bir ifade değil. Gerçekleri anlatamadım. Bana şöyle dersen salacağım dedi, tahliye taahhüdüne kandım. Bu iftiranamye, bu ifadeye o yüzden imza attım. Şimdi geri çekiyorum' diyor.
"BU KONUDA EN UFAK ŞÜPHESİ OLAN BİRİSİ VARSA MAHKEMEYE GİTMELİ"
Mesela o yargılamalarda bir şeyleri duyacaktık güya bunlara. 'Ekrem İmamoğlu suç örgütü, o ihaleyi buna ver demiş, bu ihaleyi buna ver demiş' falan. Bunları duymuyoruz da; savcının 'bak evladına kavuşacaksan bunu imzalayacaksın, yoksa Anadolu'nun bir yakasını boylayacaksın' diye tehdit ettiği kadınların onurlu mücadelelerini ve onu orada nasıl sürdürdüklerini görüyoruz. Bir de bazı itirafçıların kiminin göze bakamadığını, kiminin vazcaydığını, kiminin vazcaymak üzere sırasını beklediğini... Ama hemen hepsinin bu meselenin nasıl bir kumpas olduğuyla ilgili puzzle'ın parçalarını birleştirdiğini görüyoruz.
O yüzden ben şu kadarını söylüyorum: Bu konuda en ufak şüphesi olan birisi varsa mahkemeye gitmeli ya da mahkemeyle ilgili haber veren gazetecilerin verebildiği kadarını mutlaka izlemeli. Hele hele siyasi partiler... Sağ olsun çok muhalefet partilerinden geliyorlar izliyorlar. Tüm siyasi partiler gelmeli. Hatta yani bir özgüven varsa AK Parti'nin... Biz yıllarca geçmişte darbe davası oluyor devlete karşı dediler, gittik dinledik, kumpas olduğunu ilk biz yazdık. Tarihe mesela milli ordumuza kumpas kuruldu ifadesindeki kumpası, tarihe Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonunun "Balyoz Kumpası" tanımlaması yerleştirmiştir. Erdoğan sonrasında "beni de kandırmışlar" deyip, "milli orduya kumpas kurdular" deyip oraya gelmiştir.
AK Parti'de, MHP'de bir grup milletvekili... Milletvekillerine açık, gitsinler izlesinler. Gördüklerini, duyduklarını önce kendi vicdanlarına, sonra eşine, dostuna, partisine anlatsınlar. Ama yapamazlar, yapamıyorlar. Neden yapamıyorlar? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mesela askeri casusluk, İzmir askeri casusluk davasını gidip takip ettiğimizde; Muharrem Işık, Veli Ağbaba, ben, Nurettin Demir gelip partimize şunu demiştik: Büyük bir kumpas var. Bizi söylediğimiz herkes kulağını açarak dinledi. Bana 20 dakika söz verdiler, çıktım bütün meclise anlattım. Dedim ki; ordunun şerefli subaylarının kişisel namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına casusluk lekesi sürülüyor. Bu sözlerden iki yıl sonra, bu cümlelerin, bu kumpası kurup milli orduya bu kumpası kuran hakimler, savcılar, o yapının yargılandığı davada alıntılanıp kullanıldı.
Bu kadar netti mesele. Milletin vekiliysen tarihin doğru yerinde duracaksın. Biz oraya suçlu olanı aklamaya gitmemiştik ki, hakikati aramaya gitmiştik. Şimdi buradan hakikati aramaya cesareti olan AK Partili, MHP'li milletvekilleri aranıyor arkadaşlar. AK Partili, MHP'li gidip orada izleyip, gelip önce vicdanına, sonra arkadaşlarına, seçmenlerine bunu anlatacak birileri aranıyor. Bulmak zor. Ona göre gruplar yapılıyor, ona göre grup disiplinleri yapılıyor bilmem ne... Ama burada büyük bir kopuş var artık.
"MİLLET DÜZENİ YENİDEN KURAR, DEVLETİ YENİDEN KURAR"
Hakikatle... Hakikatle burada konuşulanlar arasında makas bu kadar açılırsa, zaten artık ne iktidarım demenin, ne milletin vekiliyim demenin bir anlamı kalmaz. Onun için bundan sonraki süreçte, hiç yapılmayanın yapıldığının, bu mahkemenin doğru analiz edilmesi lazım. Aynı suçlamalarla yargılanan Erdoğan, bir gün gözaltına alınmadan, bir gün evine polis gitmeden, bir gün tutuklanmadan tutuksuz yargılanmışken; bir tercih, savcının tercihi -ki yanlış tercih- 'tutuksuzluk esastır, tutuklayalım arkadaşlar'. Paldır küldür götürüyorlar. Sonra yazı yazıyorlar; resimlerini indirin, seslerini yasaklayın!
Yahu İstanbul Büyükşehir'in halihazırda seçilmiş başkanı. Kimin resmini indiriyorsun, kimin sesini yasaklıyorsun? Millet 'o olsun' diyor, bunlar 'bize oy vermediniz oh olsun' diyor. İşte milletle devleti karşı karşıya getirirsen, bu milletin bir özelliği var: Vergi istiyorsun, öyle veya böyle verir. Hangi yükümlülüğü söylersen yapar. Bayrak uğruna can verir, askere çağırırsın gider, evladı şehit olur vatan sağ olsun der. Ama milleti devletin karşısına, devleti dikersen milletin karşısına ve 'senin dediğin gibi olmayacak, benim dediğim gibi olacak' dersen; o gün, bir gün o karşı karşıya gelir ve orada millet düzeni yeniden kurar, devleti yeniden kurar.
Devleti çökerten, devleti bir siyasetin hizmetine sokan, devleti partinin yapan, partiyi devletin sahibi yapan, seni beni figüran yapanlara karşı bu milletin söyleyecek sözü var. Sandıkta demokrasi tokatının en alasını indirecek Allah'ın izniyle.
Bir yandan bir kez daha sesleniyorum:
Arkadaşlarınız şunu yapmadılar. Kuyu tipi cezaevine konulanlar var. Orada kalacak kişi ki insan hakları açısından hepsi değerlendirilir, altı kez ağırlaştırılmış müebbet almış hükümlünün duracağı yere, iddianamesi yazılmamış arkadaşımızı koyuyorlar. Böyle bir düzen var.
F tipi cezaevi, olacak iş değil. Seçilmiş belediye başkanlarını koyuyorlar. Bir gün çıkıp şikâyet etmediler. Neden? Dediler ki 'Bu bir siyasi mücadele, en sertini vereceğiz.' Ama kardeşim, olacak iş mi ya? Yargılama yapıyorsun, öğle yemeği yok. Yargılama yapıyorsun, su aksıyor ya, su aksıyor, su aksıyor.
Bu kadar zulmün, bu kadar nefretin, bu kadar kinin birikmesine sebep ne? Sebep ne? İstanbul'a Kanal İstanbul'u yaptırmadık diye aç bırakılmayı ya da 'Sen yıllardır büyük bir israf rejimi kurdun, AK Partililer illallah dedi' diye iyi yönettiğimiz Beylikdüzü'nden İBB'ye gitmiş olmamız, iptal edilen seçimlerde seni farkla yenmiş olmamızın cezası katıksız yargılanma olabilir mi ya?
Su aksar mı su? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Silivri'deki yargılamasında susuz bırakarak yargılama nasıl yapılabilir ya? Her gün var bu mahkeme, bir gün değil. Sık dişini, git dayan değil. Her gün oluyor bu mahkeme, her gün gidiyor arkadaşlar haftada dört gün.
"ADAM GİBİ YAPACAKSIN O ADALET BAKANLIĞINI"
O yüzden buradan, kini gözünü bürümüş, aldığı talimatla Cumhuriyet Halk Partisi'nin değil, milletin iradesi üzerine yürümüş o türbün küçüğüne sesleniyorum:
Yaptığın görev, geçmişte yaptığın haysiyet cellatlığının üstüne mum dikme görevi değildir. Adam gibi yapacaksın o Adalet Bakanlığını, insan gibi yapacaksın.
O Adalet Bakanına söylüyorum: Silivri'deki mahkemede yargılanan herkesin huzuru, güveni, ona karşı saygılı bir dil kullanılması, içeceği su, yiyeceği yemek; devlette üstlendiğin, o hasbelkader görev gereği sana emanettir. Onların göreceği muamele, bu meclisin komisyonuna geldiğin gün göreceğin muameleyi belirleyecektir. Hadi bakalım!
Türkiye'de, rejimin tehdit gördüğü maalesef herkes tutuklu. En adını bildiğinizden, isimsiz kahramanlara kadar. 2026 yılında Türkiye'yi bir rejime tehdit olanlar için açık cezaevine, tutuk merkezine çevirdiler.
Ekrem İmamoğlu da, belediye başkanlarımız, seçilmiş siyasetçiler, kıymetli bürokratlar da tutuklu. HDP'nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ tutuklu. Türkiye'ye sandık kurup, oyla katılmaya karar vermiş Hatay'ın -yani Hatay'daki ilk oy, Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararının oyudur- bu oyları kullanmış, demokrasiye inanmış, pırıl pırıl, hangi görüşten olursa olsun Hataylıların iradesiyle, son kullandıkları oyla yolladıkları milletvekili Can Atalay tutuklu.
Avukatlar; Selçuk Kozağaçlı'dan Mehmet Pehlivan'a kadar avukatlar tutuklu. İşçi haklarını savunan sendikacı Mehmet Türkmen tutuklu. Gazeteci Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp ve 17 gazeteci tutuklu Türkiye'de. Köyünü, doğasını, zeytin ağaçlarını savunan İkizköylü Esra... O İkizköy'ün kadın muhtarının ninesinden miras ağaçlarına sahip çıkan Esra Işık tutuklu.
"301 ÖĞRENCİ TUTUKLADILAR, İÇLERİNDE BİR TANE ELİNE BAYRAĞIN SOPASINI ALIP DA POLİSİN KASKINDAKİ SİNEĞİ İTTİREN YOK"
Bunun yanında artık öyle bir noktaya geldi ki çevre mücadelesi veren, hak mücadelesi veren kim olursa gaz, cop, gözaltı, tutuklu. Ki bir daha kimse bunu yapamasın diye. 19 Mart darbesinden sonra 301 öğrenci tutuklandı. Vatan Emniyette dün Çağdaş Gazeteciler Derneğinde ödül aldı. Vatan Emniyetteki işkencenin belgeseli var. Nasıl darp raporlarının sonradan değiştirildiği var. Askeri darbe dönemlerinde olmayan, önce darp raporu sonra temiz raporunun dosyada değiştirildikleri var. İzledik, şaşırdık, kahrolduk. Sırf hani polis, barikat, kavga, çatışma, taraflar... 301 öğrenci tutukladılar, içlerinde bir tane eline bayrağın sopasını alıp da polisin kaskındaki sineği ittiren yok. Ömrü boyunca emniyetin önünden geçmemiş ailelerin, ömrü boyunca polise, güvenlik güçlerine 'höt' dememiş çocukları sırf diğerlerine örnek olsun, kaygı olsun, meydanlardaki bu yoğunluk, gençlerin bu ilgisi dursun diye hepsi alınmış. İçeride o güzelim çocuklara yapılan işkencenin kanıtları var, hala daha açılmayan soruşturmalar veya zorla ittir kaktır giden soruşturmalar var.
"ORDULULARIN MÜCADELESİNİ SELAMLIYORUZ HEP BİRLİKTE"
Şimdi burada, Ordu'dan; Ordu'nun yüzde 75'i, Giresun'un yüzde 85'ine madenciliğe açılmışken, bu hafta 18 ihaleyle birlikte Ordu'nun ormanlarını, Ordu'nun derelerini katletmeye niyetleniyorlar. Buna direnen Orduluların mücadelesini selamlıyoruz hep birlikte.
Yine grupta Varto, Varto Ekoloji Platformu var. Jeotermal enerjiye karşı büyük bir orada çevre katliamı planlıyorlar. Bunu en iyi Aydınlılar bilir.
Bu jeotermali Aydınlılar bilir, geldiler Aydın ovasına jeotermalleri yaptılar. Aydın'ın güzelim incirini ballık hastalığıyla, türlü hastalıklarla tanıştırdılar. Çok ağır bir bedel ödendi. Manisa Alaşehir'de üzüm bağlarının canını okudular, o broğu ayrı dert, hastalıklar ayrı dert. Ama mesela Sarıgöl büyük bir mücadele verdi ve korudu kendini. Şimdi de Varto'da jeotermalin yaratacağı doğa tahribatına karşı mücadele ediyor Vartolular ve grubumuza gelmişler. Kendilerini selamlıyoruz, mücadelelerinin arkasındayız.
"BURADAN O AYDIN'IN İRADESİNİ ÇALANDAN NE KADAR İĞRENİYORSAK, MUSTAFA BOZBEY'İN DURUŞUNDAN DA O KADAR ÖVÜNÜYORUZ"
Değerli arkadaşlar, geçen hafta İzmir'de, Manisa'da ve Bursa'da açılışlar yaptık. Bursa'daki açılışların aslında normal tarihi 15-16 Nisan'dı, gidecektik. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin 29 tane önemli açılışı vardı, onları yapacaktık. Bozbey demiş ki "bunlar beni aldılar", bu arada Bozbey'in şu tutumunu bir kez daha altını çizelim; Bozbey ve Aydın Büyükşehir birbirine çok benzeyen iki pozisyondaydılar. Bozbey'e de Aydın Büyükşehir'e de gittiler, "ya bize katılacaksın ya içeri atılacaksın" dediler. Aydın Büyükşehir güya 'Topuklu Efe', topuklaya topuklaya ve Aydın'ın kendisine verdiği emeği, desteği alıp hırsızlayarak, siyasi bir yankesicilikle, milli irade hırsızlığıyla layık olduğu yere koştu, Tayyip Erdoğan'ın yanına koştu. Mustafa Bozbey 15 günde bir gelen baskılara, tehditlere, şantajlara, basında yazılmasına rağmen "ben Cumhuriyet Halk Partiliyim, bir tek kusurum yok, bulursanız hesaplaşırım ama ben şantajınıza tehdidinize boyun eğmem" dedi ve o sebepten dolayı sırf Bursa'ya çökmek için Bursa'daki cezaevine kondu.
Buradan o Aydın'ın iradesini çalandan ne kadar iğreniyorsak, Mustafa Bozbey'in duruşundan da o kadar övünüyoruz. Helal olsun diyoruz. Bozbey "bunlar beni içeri atar" dedi. "Sonra dedi ki, 3 ay kulaklarının üstüne yatarla, sonra benim yaptıklarımı AK Parti yaptı diye açarlar" dedi. O yüzden tarihte ilk kez, belki dünya siyaset tarihinde ilk kez bir gece vakti hizmeti yapan belediye başkanı gözaltındayken açılışı onu seçenlere yaptırdık. Ekrana yansıttık, "açıyorum" diye bağırdılar ve 29 önemli eseri açtık ki, Bursa bu kadar güçlüklere rağmen neler yapılmış görsün, bundan sonra yapılacak yapılmayanları, yine Bursa'daki eski sömürü düzeni geldiğinde bizim yaptığımız işlerle birileri haksız yere övünmesin diye.
"KOOPERATİFÇİLİK SUÇ DEĞİLDİR, HİÇ OLMADI"
Bunun yanında İzmir'de 26 tane açılış, 24 tane projenin temelini attık. Önemli bir mesele vardı İzmir'de, biliyorsunuz üç kıymetli arkadaşımız; Tunç Soyer, Şenol Aslanoğlu ve Heval Savaş Kaya tutuklular şu anda. Ama yedeklemeden tutuklular. Niye? İlk başta o büyük İzmir operasyonu dedikleri operasyonda, 'efendim siz kooperatif kurmak yoluyla dolandırıcılığa giriştiniz'. 100'den fazla kişiyi gözaltına aldılar. Önce 104 kişiyi tutukladılar. Hızla iddianame yazıldı, 50'ye düştü, 8'e düştü, 3'e düştü ve orada şu ortaya çıktı: Arkadaşımız büyük bir özgüvenle anlattı; biz İzmir'de kentsel dönüşüme ihtiyaç var depremden sonra. Bir formül olarak müteahhit sistemini değil, çünkü müteahhit kar ediyor orada, müteahhit bedava yapar mı? Kooperatif sistemini öne alarak doğru bir model olduğunu düşündüğümüz bu yöntemle kentsel dönüşüm yapmak için kooperatifleri kurduk, kurulmasına öncülük ettik. Bunda Cumhuriyet Halk Partisi'nin geçmiş dönemde siyasi kararlılığı da vardır ve doğrudur. Çünkü kooperatif kurmak, kurdurmak, kooperatifçilik suç değildir, hiç olmadı, aksine çok doğru yöntemdir.
"İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ'NİN DE BU SORUNU ÇÖZMESİNİN BOYNUMUZUN BORCU OLDUĞUNU SÖYLEDİK"
Ama o süreçlerde ne pandemi kaldı, ne ekonomik kriz kaldı ve hepiniz biliyorsunuz Türkiye'de inşaat maliyetleri birken ona katlandı. Birçok özel müteahhit de durdu, battı ya da yeni anlaşmalar yaptı. Kooperatiflerden toplanan 600 lirayla 3 milyon liraya, 4 milyon liraya, 5 milyon liraya çıkmış daireler bitirilemedi ve durmuştu. Bundan dolayı da İzmir'de bir tepki vardı. Ben milletvekili olduğum günden beri Esenyurt'un konut mağdurları 10 bin kişi bu meclistedir. Sorarsın niye hep bize geliyorsunuz? AK Partililere talimat verilmiş onları dinlemeyin. Esenyurt belediye başkanı zamanında, AK Parti belediye başkanı video çekiyorlar, sosyal medyaya düşüyor, o yüzden konut mağdurlarını dinlemez AK Partililer. İzmir'de dinleyecekleri tuttu, onlarla bir eylem yapacakları, onlara kamyon, otobüs tutacakları tuttu. Biz de gittik, hepsini gördük, dinledik, arkadaşlarımızın suç işlemediğini, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin de bu sorunu çözmesinin boynumuzun borcu olduğunu söyledik.
"AKP PARTİ'NİN ÖNÜNE DÜŞTÜKLERİ, 'AMAN ŞURAYA GEL' DEDİKLERİ SALONDA ANAHTARI ALIP KALDIRIP GÜLÜMSÜYORLAR"
Sağ olsun Cemil Tugay, bürokrasi, çalıştılar... Bu hafta İzmir'e gittim. İzmir'de durum şu; 7 kooperatifin 6'sıyla karşılıklı imza atılmış, bir tek 7.'si AK Parti - MHP ret oyuna takılmış. O da gelecek meclis toplantısında çözülecek. Yedi kooperatifte ilerliyor ve ilk olarak 4. etap diye söyledikleri kooperatifte de daireler bitmiş bir kısmı, yıl sonuna kadar hatta ağustosa kadar 1300'ü tamamen bitecek. Bitenlerin işte 60 tane bir yerde 50 tane bir yerde anahtar teslimleri başlamış. Ben İzmir'den ayrıldığımda, 'bu sorunu çözeceğiz, biz AK Parti değiliz, düşeni düştüğü yerde bırakmayız. Bizim suçumuz yok, inşaat maliyetleri artmış demeyiz, üzerimize düşeni hallederiz' dedik. Titiz bir çalışmayla şimdi İzmir'de geçtiğimiz yıllarda protesto için AK Parti'nin önüne düştükleri, 'aman şuraya gel' dedikleri salonda anahtarı alıp kaldırıp gülümsüyorlar. İzmir Büyükşehir Belediyesini kutluyorum.
15 günde bir bilgi alıyorum, gelecek yılın sonuna kadar bu konut mağduriyetinin tamamı çözülecek. Atılan imzalar, varılan uzlaşılar doğrudur. Tabii hal böyle olunca dolandırıcılık suçu bir dolandıran ve bir dolandırılan bulacak. Şimdi dolandırılanlar evlerine kavuştuğuna göre, dolandıran diye birisi kalmadığına göre, arkadaşlar dışarı çıkacakken başka bir dosyadan bu üç arkadaşımızın ikisine yeni tutukluluk, biri evindeyken tekrar tutukluluk... O süreçlerin de tamamını dikkatle takip ediyoruz. Ancak şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız; İzmir'de mağduriyetlerin durdurulduğu, iyiye gidişin başladığı, umutlu gülümsemelerin olduğu, artık yüzlerin güldüğü bir süreçteyiz.
"İZMİR'DE YÜZLERİN GÜLMESİ ÖZGÜR ÖZEL'İN BAŞ SORUMLULUĞUDUR"
Bunun yanında kiralık sosyal konut, bunu dünya sosyal demokratlardan duyar, Türkiye'de bizden duydu. Bizden duyunca AK Parti 'biz de yapacağız' dedi. 'Projenin %5'i falan' dedi, biz '%25'inden aşağı olmaz' diye söyledik. Çeşme Belediyesinin bittiğinde 660 bağımsız ve tek katlı kiralık sosyal konutunun temelini Sayın Karayalçın'la birlikte attık. Karayalçın, Batıkent mucizesini yapan genç ekibinin şimdi Çeşme'de de büyük bir memnuniyetle Ak Saçlı Danışmanlar Heyeti olarak projeyi sahiplendiğini gördük. Çok mutlu olduk. Bunun yanında 3100 tane sosyal konut temeli Menemen için atıldı, bunları takip ettik. Yani şunu söyleyelim; dedik ya 'sancak gemisidir' hem partimizin hem cumhuriyetin, İzmir'de sancak gemisi tüm saldırılara rağmen, tüm silkelemelere rağmen, tüm kötü niyete rağmen büyük bir mücadeleyi vermektedir ve İzmir İzmir'e yakışır şekilde yönetilecektir, yönetilmektedir. İzmir'de yüzlerin gülmesi Özgür Özel'in baş sorumluluğudur.
"O PARANIN PEŞİNDELER"
Tabii bu işler böyle olunca, İzmir'de hizmet yoluna girince, tartışma bitince, memnuniyet yükselince hazımsızlık da yükselldi. Biliyorsunuz burada Sayın Grup Başkanvekillerimiz önemli bir mücadele verdiler kıymetli grubumuzla birlikte, Kasım 2025... geçtiğimiz Kasım'da. Neydi? Hatırlayalım bu işler nereden geldi.
İstanbul'da tek maksat var; belediyeyi çalıştırmamak, gelirlerini durdurmak. İstanbul'da başta Galata Kulesi ve çok kötü durumda olan, yere batan sarnıcı, İBB tarafından çok iyi bir şekilde restore edilip inanılmaz bir yabancı ve yerli turist akımıyla önemli bir gelir getirdiğini görenler ve Galata Kulesi'ne bir hukuki süreçte orayı kaybettiğini görenler tuttular bir kanun maddesi getirdiler. Efendim, bir yapının geçmişinde, şu anda hayatta ayakta olmayan bir vakfın bir çivisi varsa, bu mülkiyet Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçer. Ve bunun üzerinden Yerebatan Sarnıcı'nı, AKP'nin deyimiyle söylüyorum; kendileri hakikaten böyle kaderine terk etmişti. Kokuyordu, pisti, korkunçtu. Şimdi içinde filmler çekiliyor, reklamlar çekiliyor, turistler giriyor bayılıyor çıkmıyor. AKP o tarafıyla ilgilenmiyor. Övünülecek kısmıyla "Para basıyorlar burada" diyor, "para basıyorlar." Galata Kulesi'nde para basılıyormuş, Yerebatan... Ya kardeşim, para basılmıyor. Türkiye'nin şanı şerefi itibarı yürüyor, bu hizmetin karşılığını da yabancı turist ödüyor, sana ne? O paranın peşindeler.
"POLİS ELİYLE OPERASYON YAPIP, ŞAFAK VAKTİ MESLEK FABRİKASI'NI ELE GEÇİRİYOR AK PARTİ"
Çok uğraştık, şimdi Anayasa Mahkemesi sürecinde. Tabii buradan istifade bu kanun çıkıveresiye; İzmir'de Meslek Fabrikası, Egemenlik Evi ve Namazgah Hamamı'na da ve Gasilhane'ye de Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne tapularını geçirmek suretiyle çökmeye çalışıyorlar. Meslek Fabrikası'nın durumu daha da özel; bu kanuna da uygun değil. Bina yapıldığında vakıf ayakta değil. Yani bunun için mahkemeye gidiliyor, mahkeme şak yürütmeyi durdurmayı veriyor. Sonra geçen gün yürütmeyi durdurmayı kaldırıyor... O kadar çok üzerine gidilmiş ki mahkemenin, neler neler olmuş falan, hani o detay iktidarımıza kalsın, neler olduğu o gün anlatılsın. Ve paldır küldür polis eliyle operasyon yapıp, şafak vakti Meslek Fabrikası'nı ele geçiriyor AK Parti.
Arkadaşlar, değerli misafirlerimiz, Meslek Fabrikası'nda ne var biliyor musunuz? Bu Meslek Fabrikası Atatürk tarafından Atatürk'ün imzasıyla İzmir Belediyesi'ne bırakılmış vaktiyle. Metruk kalmış yıllarca. Sayın Aziz Kocaoğlu bunu görmüş, demiş ki biz bunu alalım ve topluma kazandıralım. Demişler ki; "Tapusunda bir vakıf şerhi var." Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne yazmış, "tamamen bizim olması açısından ne istersiniz?" demiş. O zaman Vakıflar Genel Müdürlüğü bir tutar belirlemiş, o tutar ödenmiş. İşte o zamanın parası 1 milyar bilmem kaç milyon falan. Tapu alınmış. Üstüne muhteşem bir restorasyon yapılmış ve o dönem başlatılıyor. Tunç Soyer aynen veya güçlendirerek devam ediyor, Cemil Tugay da yeni bölümler ekliyor. O gün bugündür 10 yılı aşkın zamandır "Meslek Fabrikası"nda -adı Meslek Fabrikası- 5800 kurs açılmış, 145 bin kursiyer meslek sahibi yapılmış arkadaşlar. Bu bina buna kullanılıyor. Dün polis girdiğinde de içeride kursiyerler var. Örneğin, içerideki kursiyerlerden yeni bitmiş, yenileri var, "Dijital Gençlik Merkezi" açılmış oraya. Şubat 2025'ten bugüne 14 ayda 385 genç yeni dijital becerileri geliştirildiği için istihdam edilmiş çeşitli şirketlerde. Buraya saldırıyorlar, burayı alıyorlar.
"BU GÜNLERİ UNUTMAMAYI HESABI SANDIKTA SORMAYI EMANET EDİYORUM"
Şimdi bu İzmir'de bir yerel seçim yaşadık. Yerel seçimde, "efendim yaşam biçimine müdahale etmeyeceğiz, İzmir'i üzmeyeceğiz, AK Parti'ye şans verin, İzmir'de CHP'den daha iyi yönetiriz, genel merkezin, şeyin genel yönetimin yetkileriyle falan..." Geziyor bunlar ortalıkta. Gittim İzmir'e, mitingler yaptım anlattım onlara. Bakın dedim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni AK Parti'ye verdi İstanbullu. Ne oldu İstanbul'da? Mesela size dünyanın dedim, en muhteşem manzarasını tarif ediyorum. İstanbul'da Büyükada'ya gidin. Dünyanın en güzel yeri, karşısında dünyanın en güzel şehri. Büyükada'da, Büyükada iskelesi var, alttan vapur kalkıyor üst tarafı koca iskele, koca iskelenin üstü. Dünyanın en iyi manzarası değil mi? Karşıda İstanbul var adadan bakıyorsun. Oraya, oraya ne yaparsın? Hani para getirsin desen lokantalara falan kiraya versen dünyanın en iyi lokantaları gelir, en yüksek kirasını öder o prestijli yere gelir değil mi? Düşün oradaki lokantalardan ne para kazanılır, adalardaki ne yoksul çocuklar büyütülür, ne ne burslar verilir, İstanbul'un Kartal'ın karşıdaki Kartal'ın bütün fakirlerine yeter. Veya veya veya sen düşün... Ne yapmış AK Parti orayı biliyor musunuz? 25 yıllığına bilabedel TÜGVA'ya vermiş. Adalar iskelesinin ikinci katı. 25 yıl bilabedel. TÜGVA orada ne yapıyor? Dedim ki İzmirlilere; AK Parti gelirse -ki hepsi TÜGVA'cı, TÜRGEV'ci, hepsi o vakıfların bir yerlerinde- hele şimdi bir tanesi var Cemil Tugay'la güya uğraşıyor. Adını anmaya değmez. Vasıfsız, niteliksiz, beceriksiz, işi gücü kavga o takip ediyor bu işi. Dedim, "ver oyu AK Parti'ye, versin Alsancak İskelesi'ni TÜRGEV'e. Versin Karşıyaka İskelesi'ni TÜGVA'ya 25 yıllığına, versin asansörü Okçuluk Vakfı'na. Bunları yapar" dedik. Zaten İzmirliler bunlara pas vermez, bunlar o günlere itiraz ediyordu, 'niyetimiz yok...' Lan niyetiniz yok ne? İstanbul'da Adalar iskelesini veren, İzmir'de Alsancak İskelesi'ni mi acıyacak? Şimdi, kanunu değiştirdiler, Meslek Fabrikasını alıyor... Demiyor '145 bin hemşerim burada meslek öğrenmiş' orayı çökmek için valiyle o tuhaf zihniyetteki adam, her gün polisin oradakine girin dışarı atın, belediye başkanlarını dışarı atın. İzmirliler orada bir mücadele veriyorlar. Meselenin kendisi şu; binayı yarın alırlar, direniriz alamazlar, mahkeme öyle der böyle der eninde sonunda bu işler değişir ama görülmesi gereken bir mevzu var. Bir tarafta o Meslek Fabrikası'nı alıp da milletin hizmetine sokanlar, bir tarafta milletin bu hizmetini durdurup, kendileri alıp orada at koşturmak isteyenler. Bir harami zihniyeti var. Bir çökme zihniyeti var. Bir cumhuriyetle değerleriyle ve milletin kendisiyle didişme zihniyeti var. Ben bütün İzmirlilere ve Türkiye'deki herkese bu harami zihniyetine, bu didişme zihniyetine karşı bu günleri unutmamayı hesabı sandıkta sormayı emanet ediyorum.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
ABD Başkanı Trump'tan İran'a yeni tehdit!
Mercedes’in o serisi geri çağrıldı
Üsküdar Marmaray istasyonunda aksama
İsmail Arı'nın tutukluluğuna yönelik yapılan itiraza mahkemeden olumsuz yanıt
Bakanlığın suç duyurusunda bulunduğu Gülben Ergen'in ifadesi ortaya çıktı
Silahlı saldırı sonrası Büyükdere Caddesi trafiğe açıldı
Kazada eşi ve 2 çocuğunu kaybeden anneden acı haber
Mourinho'nun Benfica'daki koltuğu sallanıyor
Tutuklu Tanju Özcan'dan MASAK raporu üzerinden 'şüpheli hareket' tepkisi
Selefi aşısı tuttu mu?