Euro
Arrow
56,3239
Dolar
Arrow
50,0425
İngiliz Sterlini
Arrow
67,3823
Altın
Arrow
6648,6338
BIST
Arrow
11.466
Anasayfa > Yazarlar > Aysun Dukul > 'Manşetimiz: Kod 48' Gazetecilik güvencesizliğinde yeni boyut

'Manşetimiz: Kod 48' Gazetecilik güvencesizliğinde yeni boyut

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 05.11.2026 06:00

Geçen hafta gazetecilik emeğinin teknoloji ve tekelci sermaye karşısında nasıl dönüştüğünü haber üretiminde işin parçalanmasını, emeğin değersizleşmesini, iş yükünün artmasını ve gazetecilerin meslekleri üzerindeki denetiminin daralmasını ele almıştık. Harry Braverman’ın “Emek ve Tekelci Sermaye” çalışmasından hareketle tartıştığımız bu dönüşümün Türkiye’deki karşılığı ise daha ağır.

Türkiye’de gazeteciliğin çalışma koşullarını,basın üzerindeki siyasi baskılar, iktidarın havuç-sopa politikası, medya sahipliğinin yoğunlaşması, kamu ilan ve reklamlarının dağıtımı ile şirketlerin maliyet ve kar politikaları birlikte şekillendiriyor. İktidarın basın üzerindeki denetim araçları gazeteciliğin hareket alanını daraltırken, medya şirketleri de ekonomik sıkışıklığı çoğu zaman çalışan sayısını azaltarak, ücretleri baskılayarak ve iş yükünü kalan gazetecilere aktararak aşmaya çalışıyor. Böylece siyasi ve ekonomik baskıların ortasında kalan gazeteci hem mesleğini sürdürmeye hem de işini kaybetmemeye çalışıyor. Oysa gazetecilik özenle korunması gereken bir meslektir. Araştırma, kaynak kontrolü, doğrulama, bağlam kurma, zaman, bilgi ve mesleki deneyim gerektirir. Bunların yapılabilmesi için güvenli çalışma koşulları gerekir. Ancak Türkiye’de gazetecinin bilgi, deneyim ve uzmanlığı, çalışma koşullarının refahıbu üretim düzeninde hergeçen gün daha da fazla yok sayılıyor. Buna gazetecilik emeğinin değersizleştirilmesi ve vasıfsızlaştırılması da denebilir.

Rakamlar çarpıcı: Uzun mesai, düşük ücret, gelecek kaygısı

Bu tablo Türkiye’de gazetecilerin ücret, mesai ve istihdam koşullarını değerlendiren meslek örgütlerinin araştırmalarına da yansıyor. Gazeteciler Cemiyeti’nin 2025’te yayımladığı Gazetecilerin Mesleki Memnuniyeti 2024 Araştırmasına katılanların yüzde 48,6’sı günde dokuz saat veya daha fazla çalıştığını, yüzde 56,2’si aylık gelirinin 30 bin TL veya altında olduğunu bildirdi. Katılımcıların yüzde 77,1’i aldığı ücretle geçimini sağlayamadığını, yüzde 81,5’i ise mesleki geleceğinden kaygı duyduğunu belirtti. Araştırmaya katılanların yüzde 54,1’inin iş güvencesini, yüksek ücrete tercih etmesi de güvencesizlik kaygısının boyutunu gösteriyor. Bu oranlar tüm gazetecileri temsil eden resmi istatistikler değil; araştırmaya katılan gazetecilerin yanıtları. Ancak ortaya koydukları tablo son derece çarpıcı. 

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 2024-2025 raporunda da iş güvencesi ve örgütlenme konusundaki sorunlar görülüyor. TGS’nin araştırmasında, sendikanın toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine sahip olduğu işyerlerinde ankete katılanların yüzde 56,1’i, bu yetkinin bulunmadığı işyerlerinde katılanların ise yüzde 70,8’i işsiz kalma endişesi taşıdığını belirtti. Toplu iş sözleşmesi yetkisi iş güvencesi kaygısını bir nebze olsun azaltırken, bu veriler, gazetecilerin düşük ücretle ve işini kaybetme korkusuyla çalıştığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla düşük ücret, uzun mesai ve iş güvencesizliği birbirinden bağımsız sorunlar değil. Geçimini sağlamakta zorlanan gazeteci daha fazla iş üstleniyor; işini kaybetmekten korkan gazeteci ise ücretinin geciktirilmesine, fazla mesaisinin karşılıksız bırakılmasına veya çalışma koşullarının ağırlaştırılmasına itiraz etmekte zorlanıyor. Hukuki ve ekonomik güvencesizlik, işgücünün medya patronlarının karşısındaki pazarlık gücünü de aşındırıyor.

Emeğinin karşılığını isteyen ve hakkını arayan gazetecinin karşısına ne çıkıyor?

Ekim 2026’da İzmir merkezli Manşetiz haber portalında çalışan 12 gazetecinin işten çıkarıldıklarını açıklaması, bu sorunu somut biçimde yeniden gündeme taşıdı. Çalışanlar, birikmiş maaş ve yemek kartı alacaklarını talep ettikten sonra haber sistemine erişimlerinin engellendiğini, çalışmaya hazır oldukları halde devamsızlık gerekçesiyle işten çıkarıldıklarını belirtti. İşten çıkarılan gazeteciler ödenmeyen maaşlarının, yemek kartı alacaklarının, fazla mesai ücretlerinin ve diğer haklarının karşılanmasını istedi. İşten çıkışlarında SGK’ya bildirilen Kod 48’e itiraz etti. Gazetecilerin açıklamaları, hak aramanın çalışan açısından nasıl bir iş ve gelir kaybı riskine dönüşebildiğini gösteriyor.

Kanal 6’da yaşananlar da benzer bir sorunu gündeme getirdi. Kasım 2026’da yayımlanan haberlerde, çalışanların maaşlarının uzun süre geciktiği, 11 kişinin işten çıkarıldığı ve bazı alacakların ödenmediği aktarıldı. Haberde ayrıca çalışanlara alacakları karşılığında verilen senetlerin ödenmediği ileri sürüldü. TELE1’de ise 24 Ekim 2025’te kayyım atanmasının ardından 130 gazeteci işten çıkarıldı. Bu çıkarmaların nedenleri ve hukuki boyutları belki aynı değil. Ancak medya kuruluşları küçülürken, kapanırken veya yönetim değiştirirken çalışanların ücretleri, birikmiş alacakları ve iş güvenceleri nasıl korunacağı ortak bir sorun.

Kod 48: ücret alacağını talep edene sahte devamsızlık gerekçesi

Hakkını talep etmek, çalışan için yeni bir güvencesizlik kaynağına dönüşüyorsa hak arama gücü de zayıflatılmaya çalışılıyor demektir. Manşetiz çalışanlarının itiraz ettiği Kod 48, belirli koşullarda devamsızlık gerekçesiyle yapılan fesih bildirimiyle ilişkili. Ancak bu kodun SGK kayıtlarına bildirilmesi, devamsızlığın gerçekten yaşandığını veya işverenin fesih gerekçesinin hukuka uygun olduğunu kanıtlamaz.Bununla birlikte Kod 48 bildirimi, işçinin ödenmemiş ücret ve fazla mesai gibi alacaklarını da ortadan kaldırmaz. 

212 sayılı yasa var ama güvencenin kendisi yok

Gazetecilerin çalışma ilişkilerinde 5953 sayılı Basın İş Kanunu ve 212 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemeler önemli bir yere sahip. Basın İş Kanunu gazeteciler için yazılı sözleşme, çalışma süresi, fazla mesai, izin ve kıdem gibi konularda özel hükümler içeriyor. Sorun, mevzuatın tanıdığı haklarla bu hakların işyerinde fiilen kullanılabilmesi arasındaki mesafede ortaya çıkıyor.Ancak haberkuruluşlarında çalışan herkesin aynı hukuki statüde olmadığını da biliyoruz.  Bazı basın emekçilerinin 212 kapsamında gösterilmemesi, fikir işçisi haklarından yoksun oldukları anlamına gelmez. Buna karşılık yazılı sözleşme yapılmaması, ücretlerin kayıt dışı veya düzensiz ödenmesi ve çalışma statüsünün belirsiz bırakılması, gazetecilerin haklarını takip etmesini güçleştiriyor. Dolayısıyla yasada tanımlanan hakların işyerinde ne ölçüde uygulanabildiği önemli. Ücretini zamanında alamayan, fazla mesaisi karşılıksız bırakılan veya işten çıkarılma gerekçesine itiraz etmek zorunda kalan gazeteci, çoğu zaman hukuki mücadelesini de sınırlı ekonomik imkanlarıyla yürütmek ve yıllarca beklemek zorunda kalıyor.

Çıkış yolu: Bireysel cesaretten örgütlü mücadeleye

Bu bağlamda gazetecilerin yaşadığı sorunlar, tek tek çalışanların işverenleriyle yaşadığı uyuşmazlıklar olarak görülmemeli; mücadele büyütülmeli. Ücretlerin zamanında ödenmesi, yazılı sözleşme yapılması, fazla mesainin karşılığının verilmesi, işten çıkarma gerekçelerinin denetlenebilir olması ve çalışanların hukuki statülerinin açıklığa kavuşturulması temel talepler olmalı.

Ancak bu hakların güvence altına alınması için sendikal örgütlenme, meslek örgütlerinin etkin desteği, ortak hukuki dayanışma gerekiyor. Çünkü işini kaybetme korkusuyla tek başına mücadele eden gazeteci kolayca yalnızlaştırılabilir; toplumsal oluşumlarla birlikte hareket eden örgütlü gazeteciler ise hak ihlallerini görünür kılabilir ve işveren karşısında daha güçlü bir konum elde edebilir. Dayanışma, işten çıkarılmış çalışanlara destek vermekle sınırlı da değil; henüz işini kaybetmemiş gazetecilerin de aynı koşullara mahkum edilmesini önleyecek ortak bir güvence yaratmaktır. Örneğin İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı bu konuda büyük çaba sarf ediyor. Dolayısıyla gazetecilerin ücret, iş güvencesi ve örgütlenme talepleri, bir meslek grubunun dar çıkarları olarak görülemez. Bunlar en azından kamusal bilgi üretiminin koşullarına ilişkin de taleplerdir. Kısacası çözüm bireysel mücadelede değil, örgütlü dayanışmada. Çünkü bu gazetecilik emeğinin korunması; emeğin değersizleştirilmesinin engellenmesi, toplumun haber alma hakkının savunulması ve halka yalan söylenmemesi için gerekli şartları oluşturmanın da mücadelesidir.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları