Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,0478
Dolar
Arrow
44,0116
İngiliz Sterlini
Arrow
59,0300
Altın
Arrow
7339,3561
BIST
Arrow
10.729

Ne Avrupa Sevr’i unuttu ne de ABD BOP’u

İster Şark Meselesiyle olsun, ister Sevr Antlaşması’yla olsun, Avrupa emperyalizmi, Türkleri Anadolu’dan atmayı, devletlerini yıkmayı çok istemiştir. 

Orta Asya’dan batıya göçüp, Anadolu’ya gelip, burayı yurt edinen ve güçlü devletler kuran Türklere karşı Avrupalının güttüğü kin büyüktür. Avrupa’nın kininin bu denli büyük olmasında, dinin de etkisi güçlüdür. Çünkü Türkler Müslümandır, Avrupalılar Hristiyan. Türkler doğuludur, Avrupalılar batılıdır. Türkler, Hilali savunurken, Avrupalılar Haçlı Seferleriyle saldırmaktadır…

Avrupalılar; Türkleri geriletme, hatta mümkünse yeniden Orta Asya bozkırlarına sürme siyasetiyle, bir taşla birkaç kuş vurmayı amaçlamışlardır: Emperyalist emellerinin önündeki en büyük engeli kaldıracaklardır. Haçlı Seferleri’nin öcünü alacaklardır. Doğunun zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına daha kolay ulaşacaklardır. 

Osmanlı Devleti’ni zayıflatmak ve parçalamak isteyen dönemin büyük güçlerinin uyguladığı yöntemler, kullandığı araçlar günümüzde de emperyalist merkezler tarafından kullanılmaktadır. 

Misal, o dönem, 1789 Fransız Devrimi’nin de estirdiği güçlü rüzgârla imparatorluktaki azınlıklar kullanılmıştır. Milliyetçilik akımı, Balkanlar’dan başlayarak imparatorluğun çözülmesinde çok etkili olmuştur. Önce Osmanlı’nın Hristiyan tebaası, sonra Osmanlı Arapları kopmuştur. Bunların yanında, Osmanlı Devleti ekonomik olarak sürekli borçlandırılmış, borç veren Avrupalı ülkelere bağımlı hale gelmiştir. Savaşlardaki yenilgilerden, toprak kayıplarından başka, kapitülasyonlar da ülkenin çöküşünü hızlandırmıştır. Kendi aralarında sömürge kapma mücadelesi veren; hammadde, pazar, ucuz emek için kapışan Avrupalı emperyalistler; Osmanlı Devleti’ni tasfiye edip, topraklarını ve kaynaklarını paylaşmak istemişlerdir.  

AVRUPALILARIN SÖMÜRGE KAPMA KAVGASI

Şark Meselesi’nin çıktığı dönemin öncesine uzanalım biraz… 

Avrupa’nın Şark/ Doğu/ Orient dediği yerde, Araplar, Türkler, Acemler yaşamaktadır. Avrupalılar, Türkleri büyük ölçüde ilk kez Haçlı seferleriyle tanımışlardır. Orta Asya’dan gelen Türkler, pek çok açıdan diğer şarklılardan farklıdır Avrupalıların gözünde. Zamanla Türklerle Avrupalılar arasındaki ilişki de, çelişki de gelişmiş, çoğalmış, çeşitlenmiştir. 

Devlet-i Aliyye’nin zirvesi sayılan 16. yüzyıla gelindiğinde, Türklerin hem İslam medeniyetine sahip çıkıp onu batıya karşı korudukları hem de en güçlü İslam devleti oldukları kesindir. Dahası, Türkler; Avrupa içlerine, Viyana kapılarına dayanmışlardır, 1529’da, 1. Viyana Kuşatmasıyla. Osmanlı Devleti; yüksek nüfuzu yanında, 14 milyonu bulan nüfusa sahiptir, 3 kıtada, 11 milyon kilometrekareye hükmetmektedir. Bu sınırlar; Roma İmparatorluğu’ndan daha geniştir. O dönem İspanya 5, İngiltere 2.5 milyon nüfusa sahiptirler. Osmanlı’nın başkenti İstanbul, yarım milyona yaklaşan nüfusuyla, Avrupa’nın en büyük şehridir.

16. yüzyılda Avrupa’da kilise de görkemli günlerini yaşamaktadır. Çok etkilidir. Çok örgütlüdür. Çok paralıdır. Osmanlı’ya yönelik siyasi, iktisadi ve askeri düşmanlığa, dinsel, kültürel bir boyut da katmaktadır. Almanya’da toplam servetin yarısına, Fransa’da dörtte üçüne sahiptir. İtalya’da toprakların üçte biri kilisenindir. Kilise; parayla o denli iç içe geçmiş, öylesine yozlaşmıştır ki, papa seçimlerinde dönen rüşvet, saraylarda dönen rüşvetten daha fazladır. Avrupa; bu yozlaşmadan, bu çürümeden 16. yüzyıldaki Rönesans ve Reform, ardından da 17. yüzyıl sonunda başlayıp 18. yüzyıl sonuna dek süren Aydınlanma Çağı’yla çıkacaktır. 1760’ta İngilizlerin öncülüğünde başlayan ve 1840’a dek kıta Avrupası ve ABD’ye yayılan Sanayi Devrimi’ni, 1789’daki Fransız Devrimi’ni de unutmamak gerekir, Avrupa’nın sanayileşmesini, kapitalistleşmesini, emperyalist karaktere ulaşmasını konuşurken. Avrupa ve ABD’nin ulaştığı bu güç, 20. yüzyılda iki büyük dünya savaşında da görülmüştür. 

EMPERYALİZM KİMLERE NEYİN SÖZÜNÜ VERMİŞTİ?

Bu süre zarfında, dünyada emperyalizmin, diplomasinin ve istihbaratın kitabını yazan İngiltere’nin yerini ABD almıştır. Osmanlı Devleti yıkılmış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Fakat emperyalizm; hedefinden de kullandığı yöntem ve araçlardan da vazgeçmemiştir. Osmanlı’ya karşı kullanılan azınlıkların yerini, etnik, dinsel, mezhepsel kimlikler ve bölücü terör örgütleri almıştır. Türkiye’nin, dış borçları da, aynen Osmanlı’nın dış borçlarının kullanıldığı gibi kullanılmıştır. 

1. Dünya Savaşı sonrasında Londra, Kürtlerle görüşmüştür. 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı’nda, Osmanlı topraklarının paylaşımı masadayken, bir Kürt heyeti de konferansa katılmıştır. İngiliz emperyalizminin kafasında, İngiliz güdümünde Arap ve Ermeni devleti yanında, Kürt devleti kurmak da vardır. 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti paylaşılırken, emperyalizmin uydusu devletçikler kurulması gündemdedir. Sevr Antlaşması’nın 62 – 64. maddelerine göre, antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra 6 ay içinde, İstanbul’da İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon toplanacaktır. Bu komisyon, Fırat’ın doğusu, Ermenistan’ın güneyi ve bu antlaşmayla belirlenmiş Suriye ve Irak sınırlarının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca fazla olduğu bölgenin “yerel özerkliğini” belirleyecektir. Osmanlı Devleti; komisyonun alacağı kararı üç ay içinde kabul edip uygulayacaktır. 62. Madde uyarınca, bölgedeki Kürtler, bölgedeki nüfus çoğunluğunun Türkiye’den bağımsız olmak istediğini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti’ne başvururlarsa, Milletler Cemiyeti’nin onayıyla Türkiye, bu özerk bölgedeki bütün haklarından vazgeçecektir. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; emperyalistlerin hesaplarını bozmuştur. Emperyalizm, Kurtuluş Savaşı sonrasında bu kez Şeyh Sait İsyanı, Seyit Rıza ve Dersim İsyanı, 1960’lardan sonra Asala ve 1984’le birlikte PKK terör örgütleriyle çullanmayı sürdürmüştür. Bunu da hiç gizlememiştir. Misal; 1993’te, Londra’da, Lordlar Kamarası’nda, Lord Aveery şunları söylemiştir: “PKK önce Türk Kürdistan’ında, sonra da Irak, İran ve Suriye’nin Kürt bölgelerinde bağımsız bir devlet kurmak istiyor. Bu devlet 1918’de ABD, İngiltere ve Fransa tarafından Kürtlere vaat edilmiştir. Bu nedenle İngiltere ve ABD’nin PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmeleri çok yanlıştır. PKK ile Türkiye arasındaki mücadele nizami savaş statüsü kazanması için Cenevre Sözleşmesi kapsamında ele alınmalıdır” (Nilüfer Yalçın, “Şark Meselesi’nin Son Halkası: PKK”, Pazar Postası, 12. 03. 1994, Sayı: 12, s: 8)

Şeyh Sait İsyanı’nın arkasında İngiltere vardır. Musul meselesi nedeniyle Türkiye ile gerginlik yaşamaktadır. Dersim İsyanı’nın arkasında Fransa vardır. Hatay meselesi nedeniyle Türkiye’yle sorunu vardır. 1960’larda öne çıkan Asala terörü, 1984’te PKK terörü başlayınca, adeta bıçakla kesilir gibi kesilmiştir. 

Tüm bu isyanlarda, ayrılıkçı hareketlerde, terör eylemlerindeki zamanlama ve batı desteği tesadüf müdür?