Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

İsrail’in ABD üzerindeki etkisi ve ABD’nin açmazları

İsrail’in soykırımcı başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD medyasına yaptığı açıklamada, “İran ile savaş bitmedi. Zenginleştirme tesisleri lağvedilmeli, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum ortadan kaldırılmalı” demiş. Tahran’ın nükleer kapasitesinin kalıcı biçimde ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu söylemiş. 

Ortadoğu’da manzara şöyle: ABD; hem İsrail’i daha etkili, daha güçlü, yüzölçümü olarak daha büyük yapmaya çalışıyor hem de İsrail’i tedirgin eden, İsrail’in nüfuzuna karşı çıkan ülkelere saldırıyor. Bu ülkeleri bölüyor, parçalıyor, istikrarsızlaştırıyor, işgal ediyor. Libya’da, Irak’ta, Suriye’de yaşananları, İran’a yönelik ABD – İsrail saldırganlığını, diğer boyutları yanında, bu açıdan da değerlendirmek özellikle önemli. 

Biliyoruz, İsrail’in ABD üzerinde nüfuzu büyük. Bu nüfuzun etkileri, yansımaları ABD’nin Türkiye’yle ilişkilerinde de görülür. İsrail; ABD’yi öylesine etkiler ki, ABD; İsrail’in sevdiğini sever, sevmediğini sevmez. İsrail’in fikrini sormadan, onayını almadan Ortadoğu’da adım atmaya çekinirler ABD başkanları. O nedenle, son aylarda ABD’deki pek çok uzmanın, siyasetçinin, yorumcunun, İran’a saldırılarla ilgili olarak, “Bu ABD’nin savaşı değil, İsrail’in savaşı. ABD’nin İsrail’in bu kadar güdümüne girmesi, peşine takılması yanlış” demesi dikkat çekicidir. İsrail, ilk kez ABD’de böylesine açıktan, yüksek sesle eleştirilmektedir. ABD’nin İsrail’e verdiği sonsuz, sınırsız destek ilk kez böylesine sorgulanmaktadır.  

İSRAİL’İN TÜRKİYE DÜŞMANLIĞININ BOYUTLARI 

İsrail’in ABD üzerindeki etkisi, İran’a yönelik ABD – İsrail saldırganlığında görüldüğü gibi, ateşkes müzakerelerinde de görülmüştür. İsrail; ABD ateşkesi kabul etmesin diye elinden geleni yapmıştır. Pakistan; bölge genelinde bir ateşkesi hem ABD’ye hem de İran’a kabul ettirdiği halde, İsrail ABD’ye hemen baskı yapmış ve Lübnan’ı ateşkesin kapsamı dışına çıkarmıştır. 

İsrail’in Türkiye’ye karşı düşmanca tutumu da dikkat çekicidir. Türkiye’ye karşı, terör örgütlerine destek veren İsrail; bu sayede, Türkiye’nin hem içeride hem de yakın çevresinde terör örgütleriyle mücadele ederek enerjisini, kaynaklarını seferber etmesini hedeflemektedir. Bu kapsamda İsrail’in elindeki en işlevsel, en kullanışlı kart, PKK terör örgütüdür. ABD de PKK terör örgütünü desteklemektedir. O nedenle ABD – İsrail ikilisi, PKK terör örgütünün uzantısı olan yapılara, Suriye’de PYD – YPG ve İran’da PJAK’a, birlikte arka çıkmaktadırlar. Anımsanacağı üzere İsrail; 2017 yılında, Irak’ın kuzeyinde bölgesel yönetimde, Barzanilerin öncülük ettiği bağımsızlık referandumunu da desteklemiştir. Referandum sonrasında bağımsızlık kararı alınırsa, Irak’tan kopacak bağımsız Kürt devletini ilk tanıyan ülkelerden olacağını açıklamıştır. 

ABD EKONOMİSİ İYİYE GİTMİYOR

ABD; iktisadi açıdan da savaşmak, saldırmak, silah sanayisine yeni müşteriler kazandırmak, yeni siparişler almak zorundadır. Çünkü ABD ekonomisi savaşa bağımlıdır. Ülkenin başat, lokomotif sektörleri arasında askeri – endüstriyel yapının özel, önemli, öncelikli bir konumu vardır. ABD’nin kamu borcu, 39 trilyon doların üzerindedir. Özel sektörün borcu (hane halkıyla birlikte) 42 trilyon doları bulmaktadır. Bütçe açığı, 2025 yılında, 1.8 trilyon dolara yaklaşmıştır. Geçen yıl dış ticaret açığı, 901.5 milyar doları bulmuştur. Üretim ve rekabet kabiliyeti açısından da gerileyen bir ekonomi söz konusudur.  

ABD; İsrail’e birlikte İran’a saldırarak, İran’ın füze kapasitesini ve nükleer kabiliyetini etkisiz kılmanın yanında, İran’da rejimi, hatta mümkün olursa sınırları değiştirmeyi hedeflemişti. İran’a ağır darbeler indirdi, çok zarar verdi, ama teslim alamadı. Askeri hedeflerine de, siyasi hedeflerine de ulaşamadı. 

ABD’nin bir diğer hesabı da, ürettiği petrolün yüzde 90’ını Çin’e satan İran’ı vurarak, Çin’in enerji tedarikinde önemli bir gedik açmaktı. Çin; tükettiği petrolün neredeyse yarıya yakınını İran, Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Basra Körfezi’ndeki ülkelerden alıyor. Toplamda kullandığı petrolün yüzde 45’i, Hürmüz Boğazından geçerek Çin’e ulaşıyor. Belirtmek gerekir ki Hürmüz Boğazı, Çin’den başka, Asya’nın önemli ekonomileri olan Japonya, Hindistan, Güney Kore için de önemli. Bu üç ülkenin ABD’yle yakın ilişkilerini de unutmamak gerekiyor. 

ABD, İRAN’A SALDIRIRKEN, ÇİN’İ DE ZAYIFLATMAK İSTEDİ, BAŞARAMADI

ABD; İran’ın zayıf düşeceğini hesaplarken, Çin’i de hırpalamayı düşündü. Başaramadı. Bu başarısızlık, ABD’yi daha da saldırganlaştırdı, daha çok paniğe kapılmasına sebep oldu. Çünkü ne yaparsa yapsın, süreç Çin’in lehine işliyor.

Örneğin, 1990 yılında, Çin’in dünya ekonomisindeki payı yüzde 1.8 idi. Bugün yüzde 18.5. Yani geçen 36 yılda, Çin’in küresel ekonomideki payı 10 kat artmış. ABD’nin payı ise 1985’te yüzde 34 iken, 1990’da yüzde 26’ya düşmüş. Günümüzde ise yüzde 22’ye gerilemiş. Görüldüğü üzere, ABD’nin payı istikrarlı şekilde geriliyor. Atlantik’in öteki yakasında, Avrupa’daki gerileme ise ABD’nin gerilemesinden daha hızlı. Avrupa Birliği’nin 1990’da küresel ekonomideki payı, yüzde 27’nin üzerindeydi. Bugün ise payı yüzde 17. Yani geçen 36 yılda, Avrupa Birliği, yüzde 10 oranında gerilemiş.

Avrupa’daki bu gerileme, kaçınılmaz olarak Avrupa Birliği’nin cazibesini azalttığı gibi, Avrupa Birliği içindeki tartışmaları alevlendiriyor. Hatta Avrupa Birliği’nden ayrılmak isteyenleri daha da cesaretlendiriyor. İngilizlerin, 2016’daki referandumla, Brexit ile Avrupa Birliği’nden çıkmalarından sonra, benzeri tartışmalar Avrupa’da daha da arttı. Fransa’nın Avrupa Birliği’nden çıkmasını savunanlar Frexit, İsveç’in çıkmasını savunanlar Swexit ifadelerini kullanıyorlar. 

Çıkış tartışmaları, sadece Avrupa Birliği’nde yapılmıyor elbette. Benzer tartışmalar ABD Başkanı Trump’ın NATO üyelerini aşağılamasına, hatta ABD’nin NATO’dan çıkabileceğini söylemesine koşut olarak NATO’da da yapılıyor. Örneğin NATO’nun küçük ölçekli üyelerinden Slovenya, NATO’dan çıkma konusunu referanduma götürmeyi tartışıyor. Şüphesiz bu, küçük ölçekli bir ülke açısından cesur, iddialı bir tartışma. 

Sonuçta şu görülüyor: ABD zayıfladığı için, Atlantik ittifakındaki çatlak derinleştiği gibi, NATO gibi, Avrupa Birliği gibi batının büyük örgütleri içindeki tartışmalar da sertleşiyor. ABD – İsrail ikilisinin, İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın direnci, bu çatlakları daha da görünür kılıyor.