Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Çayocağı işletse yeter

Türkler genelde kırsalda yaşayan bir topluluktur.

Osmanlı zamanında da tımarlı ya da tımarsız sipahi olarak hayatlarını sürdürürdü.

Hatta “padişaha söyleyin benim uçkuruma güvenip de savaş açmasın sağa sola” diye racon kesmişliği de vardır, kırsaldan.

Avrupa'da da benzer bir sosyolojik yapı vardı, Mel Gibson’un Cesur Yürek filminde anlatıldığı üzere.

18.yüzyıl sanayi devrimleri, sosyolojik yaşam biçimini değiştirdi.

Kırsaldaki nüfus merkeze akmaya ve fabrikalarda çalışmaya başladı.

Bizdeki benzer oluşum, Cumhuriyetin kurulmasıyla ve özellikle NATO üyeliğimiz sonrası  yaşandı, Kemal Sunal’ın Düttürü Dünya filminden anlaşıldığı gibi.

Biz şehre epey önce göçenlerdeniz.

Büyükbabam nakliyecilik, taşımacılık, inşaat malzemeleri ve kantar ve silah imalat işleri dolayısıyla, tam da NATO üyeliği döneminde şehre göçmüş.

Biz şehirde doğmuşuz.

Şehrin lisesinde ve üniversitesinde okuduk.

Annem babam memurdu.

Dedem dönemin icra müdürüydü.

O dönemki fukaralığa göre yemeye ekmeğimiz vardı.

Görece durumumuz iyiydi.

Trabzon’daki Taksim yokuşundaki Yavuz Sultan Selim okulunda öğretmenlik yapan annemden aldığım harçlıklarla, Uzun Sokak'taki meşhur Antepli Seyitoğlu'nda hergün değilse de haftada en az 3-4 kere salçalı ve bol tereyağlı bir buçuk iskenderi mideye indirirdim ki zamanın zengilik emarasi sayılabilir.

Yazları tatil için köye giderdik.

Özellikle fındık zamanı ameleye olan ihtiyacı da karşılardık ki hem çuvalın ağırlığını hem de börtü böceğe karşı verdiğim mücadeleyi hala hatırlıyor ve asla fındık bahçesine bir daha adım atmıyorum.

Köydeki günlerimde anlamıştım fakirliğin ne olduğunu.

Değişik köylerden gelen ameleler ve yakın akraba çocuklarının durumu kötüydü.

Cizlavit denen lastik ayakkabı giyerlerdi.

Üst başları epeyce hurdaydı.

Günlük gittikleri işlerden kazandıklarıyla taş devrinde gibi yaşarlardı.

Ellerindeki tek namlulu el yapımı tüfeklerle avladıkları karatavukları protein niyetine yerlerdi ki et alacak paraları yoktu.

Sıska idiler.

Kemer yerine iple bağlarlardı pantolonları zayfılıktam kıçlarından sıyrılacak gibiydi.

Gözaltlarından gıda problemi yaşadıkları belliydi.  

Okur yazar değiller, metamatiksel işlemlerde çok zayıftılar.

Okuma yazmayı ilkokulu bitirmeye yakın anca öğrenmişlerdi.

Kelime hazneleri, Orta Asya bozkırındakilere benzerdi.

Dilleri kompleks dertlerini anlatmaya yetmezdi.

Ağızlarına dolanırdı.

Fös fös diye bir takım sesler çıkarırlardı.

Bizim gibi köye yaz mevsiminde gelenler pek anlamasa da diğerleri kolayca anlardı ne demek istediklerini.

Vücut dilleri pek zayıf, bakışları donuktu.

Ne hikmetse, onca besin kıtlığına rağmen boyları uzundu. 

Bazıları yaşadıkları fukaralığı ve kaderlerini değiştirmek için çaba içindeydiler.

Babamı çok severlerdi.

Rol model olarak görürlerdi.

Sözünü emir telakki eder hazırolda beklerlerdi sevdiklerinden.

Bazıları şehre geldi.

Babam, kabiliyetlerine göre hepsine bir iş buldu.

Aç, açıkta kalan olmadı.

Okuma yazma bilenleri, Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde işe yerleştirdi.

Köyde kamyon sürenlere ehliyet aldı ve kurumun şöförü yaptı.

Köydeki evinin köşesindeki derme çatma atölyede, körük başında tek namlulu yivsiz tüfek yapanı, atölyede teknisyen yaptı.

Yukarda saydığım fukaralık özelliklerin tümünü taşıyan yeğenini ise kuruma sokmadı ama sahipsiz de bırakmadı.

Aile apartmanın bir köşesinde belediye başkanının desteğiyle kaçak bir oda yaptı ve yeğenine bir çay ocağı açtı.

Fukara yeğen, çay ocağı sayesinde zenginledi, gürbüzleşti, evlendi, çocukları oldu.

Çocuklarını üniversitede okutup, meslek sahibi yaptı..

Babam, bunca çabasına rağmen hiç mi hiç ileri görüşlü değilmiş ki çay ocağı işleten yeğenini federasyonda işe koymayı düşünememiş.