Akademi camiası bir garip.
Liyakat müessesesinin en hasas bir şekilde uygulanması gereken kurumların başında gelen üniversiteler, nedense bu konuda taanüt ediyor.
Yani direniyor.
Üstat hocalar, üniversite kadrolarını ailecek hakettiğine inanıyor.
Elbette akademik bir aileden gelmek önemli bir genetik aktarım ve miras olarak menfaat sağlayan bir unsur.
Ancak Türk Akademisinde bu miras aktarımı her zaman müsbet çıktı vermiyor.
Eski bir rektörün spastik oğlu ve kromozomsuz gelini gibi örnekler hiç de az değil.
İyiler yok mu?
Elbette var ve çoğunluktalar.
Mum dibine çoğunlukla ışık vermiş.
Armut ağacının dibine armut düşmüş.
Akademiye Anadolu Üniversitesi'nde birlikte başladığım, misafirhane arkadaşlığı ve devamında ev arkadaşlığı yaptığım Mülkiyenin meşhuru Prof. Dr. Ergun Tükcan’ın oğlu Prof. Dr. Ali Umut Türkcan, bu miras aktarımı başarıyla yapan nadir akademisyenlerden biridir.
Yaptığı araştırmalar ve çalışmaların muhtevası, sadece güncel tetkiklerden değil, kaynağı derinlerdeki köklerinden geldiği kolayca anlaşılır.
Yarattığı akademik aura ve muhteviyat, Ergun hocanın etrafından imbiklediği polenlerin tadını da içerir.
Ama bu durum her zaman böyle netice vermiyor.
Ailesinin akademik gücünden dolayı, nasıl olsa üniversitede bir kadro bulurum rahatlığıyla boş beleş yetişen mahdumlar hem kendilerini hem de kurumu ateşe atıp, aile itibarını da yerle yeksan edebiliyorlar.
Cemaatler de başka problem.
Akademik kadroları akademik ailelerden gasp etmek için nakabil yani yeteneksiz olmalarına rağmen bu kadrolara hastadır.
Bu uğurda kozmik odaların peşinde az dolaşmamışlardır ki her sınavın sorularını da çalmışlardır.
Ardından, sahte araştırmalar, müdevver dergiler, turnike makalelerle tefeyyüz ve terakki etmişler ve de sonunda duvara toslayıp paramparça olmuşlardır.
Boşuna ağlamasınlar, 1995 yılında Rutgers Üniversitesi sınav sorularını çaldıklarına bizzat şahidim.
Ben Stevens Institute of Technolgy’de hakkımla ve Stevens’ın bursuyla okudum, çalıntı sorularla değil.
Elbette benim bu bildiklerimi ve gördüklerimi YÖK’de görmüş olacak ki bir takım önlemler almaya çalışıyor.
Tıpkı 30 yıl önceki gibi.
30 yıl önce, akademik yükseltme, uluslararası bilimsel dergilerdeki nitel veriler ışığında yapılmaya başladıysa, şimdi de daha güncel olmakla birlikte benzer veriler ışığında akademik yükseltmeler yapılacak.
30 yıl önce değişen akademik yükseltme verilerini ciddiye alarak, araştırma ekibini nitel veriler ışığında kuran akademisyenler hem çok başarılı oldular hem de hızlıca profesör oldular.
Eş, dost, akraba, cemaat, politika beşgenini kıramayanlar ise hem çuvalladılar hem kendilerini çürüttüler hem de kurumlarının itibarını zedelediler.
Liyakati düstur haline getirenler, uluslararası alanda da tanınır bilinir oldular.
Dördüncü nesil akademisyen oldular.
YÖK, şimdi yeniden liyakat konusunda çalışmalar yapıyor.
Akademik yükseltmede, bilimsel üretim, patent, proje, toplumsal katkı, rekabet ve girişimciliği öne çıkarıyor.
Atıf almayan, parayla üretilmiş fason yayın konusuna da ciddi şekilde eğiliyor ki son dönemin kanserli hücresi olarak akademik çürümenin başatıdır.
Dünyadaki üniversite sıralamalarının, uluslararası öğrenci tercihlerinde önem kazandığı günümüzde YÖK bu güncellemeleri hayata geçirmeli.
Doçentlik sınavındaki sözlü jürinin güncel bir çerçeve ile yeniden hayata geçmesiyle başlayabilir.
Çok Okunanlar
Galatasaray yönetimi 11 alanda tam yetki aldı
4 yaşındaki Aren Eren açlık ve susuzluktan öldü
Ev almak için biriktirdiği 1 kilo altın çöpe atıldı
Hastanede yangın paniği
CHP'den 86 vekil ile 74 il başkanı o partiye katılacak
Tamar Tanrıyar'dan Albayrak ailesine 1 Temmuz uyarısı
Cumhuriyet Halk Partisi'nin bagajı
Kuru eleştiri: Bir oyalanma siyaseti
Fuhuş çetesine yapılan operasyonda 18 kadın kurtarıldı
Telefon tutucular ve multimedya sistemleri için karar verildi