Cumhur İttifakı’nın en azimli ortağı MHP Lideri Devlet
Bahçeli bu defa da BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, “sessiz milyonların
sesi olan, hakkın ve haklının yanında duran; açık, güçlü ve etkileyici
mesajlarıyla Türk Milleti’nin haklı duruşunu ve iradesini bütün dünyaya
duyurduğu” için Erdoğan’ı övgüye boğdu.
Oysa, Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan
Müderrisoğlu’nun BM toplantısından önce derlediği üzere, Erdoğan’ın 2014’ten bu
yana vurguladıklarından farklı pek bir şey yoktu.
Bu Beşinci Çağrı
Erdoğan’ın, BM’deki Kıbrıs mesajına bakalım; “Kıbrıs Türk
halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli. Maruz
bırakıldığı gayri insani izolasyon son bulmalıdır. Uluslararası toplumu KKTC’yi
tanımaya ve bu devletle siyasi diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye
davet ediyorum.” dedi. Bahçeli de
Erdoğan’ın söz konusu çağrısını memnuniyetle karşıladı.
Bu da yeni değildi; Erdoğan 2022-2025 yıllarındaki her konuşmasında
aynı çağrıyı yaptı, şimdiki beşinci oldu.
Peki o çağrılara rağmen KKTC’yi tanıyan oldu mu? Türk
Devletleri Teşkilâtı’ndan beş ülkenin Nisan 2025’te ne yaptığını biliyorsunuz.
AB, fonları bastırınca Rum kesimini tanıdılar, Ankara da bunu “aile içi
mesele” saydı!..
Dahasını hatırlatalım; 11-17 Ağustos’ta İstanbul’da
düzenlenen 22’nci Uluslararası Coğrafya Olimpiyatlarına KKTC değil, Rum
kesiminden öğrenciler çağırıldı. Rum öğrencilere madalya takdimi sırasında “Kıbrıs
cumhuriyeti” anonsu yapıldı, bu arada öğrencilerden birisi de Rum bayrağını
açtı.
Ya adeta yemeyip yedirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz
için her fırsatta Erdoğan ve Türkiye’ye övgüler yağdıran Somali ne yaptı?
Ankara Üniversitesi mezunu olan Meclis Başkanı Abdulkadir Mohamed Nur, KKTC Meclis
Başkanı Ziya Öztürk’ün tebriğine teşekkür ederken, “KKTC Meclis Başkanı”
ifadesini kullandı. Rum basını “Somali provokasyonu” yaygarasını
koparınca, “Yanlış anlaşılmasın, bu kişisel mesajdır.” diye geri adım
attı. Somali Dışişleri Bakanlığı da, “Kıbrıs cumhuriyetinin toprak
bütünlüğünü desteklediklerini, adanın kuzeyinde ayrı bir yönetimi
tanımadıklarını” açıkladı.
Ege’de Olanlar
Kıbrıs’ta durumumuz bu. Bir de Yunanistan’ın 2004’ten
beri, Lozan ve Paris anlaşmalarına göre gayrı askeri statüde olan Ege’deki
adaları işgâl etmesinde gelinen noktaya bakalım.
Başbakan Miçotakis Ağustos başında Aydın ilimize bağlı
Didim açıklarındaki Eşek Adası’na gidip buradaki askerlerden brifing aldı.
Burada dalgalanan Yunan bayraklarıyla övünürken de, “Bu sınırların sadece
Yunanistan’ın değil, aynı zamanda Avrupa’nın sınırları olduğunu” iddia
etti.
Ankara’nın gıkı çıkmadı. İktidar medyası ise Eşek Adası’nın Aydın’a bağlı olduğunu gizlemekle kalmadı, Miçotakis’in dönüş yolunda Türk bayraklı tekneleri selamlamasıyla övündü!..
Miçotakis’in Eşek Adası çıkarmasından hemen sonra Yunanistan, Lozan’a göre çivi çakılmasının bile mümkün olmadığı, Antalya’ya 2 kilometre mesafedeki Karaada kayalıklarına törenle asker yerleştirdi.
Miçotakis son olarak da 12 gün önce ülkemize sadece bin 950 metre mesafede bulunan ve yıllardır Yunan askerlerinin cirit attığı gayri askeri statüdeki Meis ile egemenliği tartışmalı Fener ve Karaada’da üç günlük gövde gösterisi yaptı.
Ankara ise -Yunan askerlerinin Meis’te konuşlandığı yeni
fark edilmiş gibi- 51’inci Komando Tugayı’nı, Türkiye’ye en yakın konumdaki
Yunanistan toprağı olan Sisam adasının tam karşısındaki Aydın Söke’ye
kaydırdığını duyurdu.
Yunanistan da beş gün sonra misilleme olarak Türkiye
sınırındaki Meriç bölgesinde bulunan Büyük Derbent’e kalıcı bir özel harekât
komando birliği konuşlandırdı.
“Seçim Atmosferi” Diye Diye
Miçotakis’in Meis şovundan sonra iki ülke yetkililerinin
söz düellosuna gelirsek;
Erdoğan, Yunanistan’ın adaları silahlandırmaya devam
etmesi halinde, “Bize düşen nedir? Gereğini yapmak.” dedikten sonra, “Girdiği
bu yanlış yoldan dönmeli, gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan
vazgeçmeli” çağrısında bulundu.
Bu arada MİT Başkanı’nın Atina’ya gidip mevkidaşı Ulusal
İstihbarat Başkanı Themistoklis Demiris'le “açık ve net” bir şekilde
konuştuğu ortaya çıktı.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin diplomasiye ve
sorunların müzakere yoluyla çözümüne verdiği önemin “zaaf” olarak
algılanmaması gerektiğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gayri askeri statüdeki
adaların silahlandırılmasının Türkiye için tehdit olduğunu ve bununla ilgili “çok
ince, çok ısrarlı girişimlerde” bulunduklarını belirtirken, olanları
Yunanistan’daki seçimlere bağlayıp şunları kaydetti:
“Yunanistan'da iç siyasette bir Türkiye faktörü var.
Kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorsa açacağı kart, Türkiye kartı. Bizim daha
büyük, daha küresel sorunlarımız var, ama Yunanistan siyasetinin bir tane
konusu var. Mevcut hükümetle bir anlayış birliğine ulaştık. ‘Bu iktidarlar
olduğu sürece sorunu çözmek için ellerinden geleni yapacaklar birbirlerine
karşı sürpriz olmayacak’ dendi. Muhalefetin de orada hükümeti vurduğu yer
sadece burası oluyor. Orada da bir seçim atmosferi var ve bu dil biraz daha
kullanılacak. Ama biz resmiyette olana bakıyoruz... Cumhurbaşkanımız her gelen
hükümetle konuşarak, bu meseleleri çözmek istediğini gösteriyor. Maceracı
adımlara gitme niyeti olursa bu devletin ciddiyeti, gücü herkes tarafından
biliniyor."
Milli Savunma Bakanlığı da, “Türkiye kıyılarına son
derece yakın konumda bulunan Meis’in gayri askerî statüsüne aykırı fiilî durum
oluşturulmasına yönelik girişimlerin uluslararası yükümlülüklerle
bağdaşmadığını ve ülkemiz tarafından kabul edilmeyeceğini bir kez daha
vurguluyoruz... Yunanistan’ı uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerine
riayet etmeye ve gayri askerî statüdeki adalarda bu statüyle bağdaşmayan
faaliyetlerden kaçınmaya davet ediyoruz.” açıklamasını yaptı.
MSB son olarak dünkü haftalık basın brifinginde ise,
Lozan ve Paris Barış Antlaşmalarını hatırlatıp Yunanistan’ın bu antlaşmalardan
kaynaklanan yükümlülüklerine riayet etmesini istedi.
Yunanistan Oralı Bile Olmadı
Yunanistan cenahına da bakalım.
Ankara’nın bu uyarıları üzerine Yunanistan Başbakanı
Miçotakis, son aylarda Türkiye’nin söyleminde nisbi bir kötüleşme olduğunu
doğrularken, “Ancak Türkiye’nin şimdi ifade ettiği görüşlerin birçoğunun
geçmişte de dile getirilmiş olduğunu” vurguladı.
Ülkemizde “barış güvercini” olarak gösterilen ve
Hakan Fidan’ın “dostu” olarak bilinen Dışişleri Bakanı Yorgos
Gerapetritis ise şöyle tehditler savurdu:
“Sahada karşılık veririz. F-35’leri havalandırırız. Tüm
senaryolara hazırız... Bölgesel suların 12 deniz miline kadar genişletilmesi,
Uluslararası Deniz Hukuku'ndan kaynaklanan Yunan devletinin bir ayrıcalığıdır.
Biz bundan asla vazgeçmedik... Türkiye'deki bazı çevrelerden sıklıkla
gördüğümüz bu tür gerginliklerin nedeninin, Yunanistan'ın gerçek bir güç
kazanması ve daha önce hiç olmadığı kadar duyulan bir sese sahip olması
olduğunu anlıyoruz... Bağıran kişi her zaman en güçlü olan kişi olmayabilir.
Aslında, genellikle en zayıf olan kişidir... Yunanistan'ın egemenliğiyle
ilgili, 'gri bölgeler' veya adaların askerden arındırılması gibi iddialar
keyfi, gerçek dışı ve tartışmaya açık değildir.”
“Bir Gece Ansızın” Ne Zaman?
Tamam, Yunanistan’a “savaş açalım” diyen yok da,
adamların bu politikasının hükümetlere veya bakanlara göre değişmeyen, resmi
devlet politikası olduğunun hâlâ görmezden gelinmesini anlamak mümkün değil.
“Yunanistan seçim atmosferinde” imiş... Böyle diye diye on yıllardır nereden nereye
geldikleri ortada ve bu gidişle kimbilir daha nerelere gelirler.
Bir vakitler en azından, “Bir gece ansızın”
deniyordu. Unutuldu mu yoksa bizdeki seçim dönemi mi bekleniyor, bilinmez; ama
pek gururlandığımız Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında, Erdoğan’ın
Yunanistan’ın kara sularını genişletme planlamaları konusundaki bir soruya
verdiği cevabı hatırlatalım.
“Bu ‘casus belli’ konusunu benim milletimin tamamına
yakını bilmez. Ne olduğunu sorsan, bilmez. Dolayısıyla bunlarla bence hiç
milletimizi oyalamaya da gerek yok. Bizler de zaten Yunanlı dostlarımıza
diyoruz ki, ‘Bunlarla ne Yunan vatandaşını ne de bizim vatandaşımızı meşgul
etmeyelim. Gelin oturalım, konuşalım, işi bitirelim’. Bizim adımımız bu.” dedi.
Demek milletimizin tamamına yakını, Yunanistan’ın kara
sularını 12 mile çıkarma kararı alması üzerine TBMM’nin 1995’te bunu “casus
belli-savaş sebebi” saydığını bilmiyor!..
Hadi milletimizin bilmediğini varsayalım, devletimizin
birinci ağzından bunun “oyalama/meşguliyet” sayılması, Yunanistan’ı
böylesine cüretlendirmez de ne yapar?!
Müyesser YILDIZ
25 Eylül 2026
Çok Okunanlar
Atatürk banına gelen tepkiler sonrası Paradox’tan açıklama
FSM hattında trafik kilidi: 18 kilometre 2,5 saate çıktı
Atatürk fotoğrafını gördüler, Türk oyuncuyu banladılar!
2015 sonrası doğanlara sigara yasağı planı
Şanlıurfa’da deprem sonrası eğitime bir gün ara
Bazı okullarda ders süresi kısalıyor
YENİ Parti için AYM takvimi belli oldu
Bakanlıktan Şimşek-Tezmen iddialarına yalanlama
Alihan Kuriş soruşturmasında 20 tutuklama
Bodrum’da liman başkanına rüşvet operasyonu