Müyesser Yıldız

Müyesser Yıldız

Seçimden sonrası tufan!..

TBMM'de AKP, MHP ve CHP oylarıyla İsveç'in NATO üyeliğinin oylandığı gün; “Uyarıyoruz; İsveç’ten sonra sıra hem Kıbrıs’ta hem de Montrö’de tavize gelecek, böylece Türkiye’nin kuşatılması tamamlanacaktır!..” diye yazdık.

Satırlarımızın mürekkebi kurumadan; ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Celeste Wallander, Ukrayna'daki duruma işaret ederek, “Türkiye de dahil olmak üzere Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerle -Montrö Sözleşmesi’nin bir nevi koruyucusu olarak - Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi’nin bu hükmüne başvurmaya karar verdiği çatışma durumundan uzaklaşabileceğimiz koşullar üzerinde çalışmaya istekli olduklarını” açıkladı.

Bu cüretkârlığa Rusya, Dışişleri Bakanı Sergev Lavrov katında karşılık verirken Ankara'da sadece Dışişleri Sözcüsü Tanju Bilgiç, “Sözleşmenin hükümlerini değiştirmeye yönelik her türlü girişim, uluslararası hukuka aykırı ve kabul edilemezdir” dedi.

Konu, bir gün sonraki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından sonra yayımlanan 9 maddelik bildirinin ancak 8'inci maddesinde yer buldu.

O da şöyle:

ABD-NATO-AB ülkeleri, artık alenen Ukrayna üzerinden Rusya'yla üçüncü dünya savaşı hazırlıkları yaparken MGK bildirisinde, “Rusya-Ukrayna savaşında acil bir ateşkes ve kalıcı barışın tesisine” işaret edildikten sonra “gerek gıda güvenliği bağlamındaki girişimler gerekse Karadeniz mayına karşı tedbir görev grubu gibi uygulamalarla” Montrö rejiminin titizlikle muhafaza edileceği bildirildi.

Yani Ankara'da kimse ABD'ye açıktan, “Sen kim oluyorsun, ne hakla bunu istiyorsun?” demedi/diyemedi!..

ROMANYA'DAKİ KARADENİZ TOPLANTISI

Pentagon Müsteşarı Celeste Wallender'ın söyledikleri bir yana; herhalde TBMM'de İsveç'in NATO üyeliğinin oylandığı gün, ABD Avrupa Komutanlığı (USEUCOM) öncülüğünde Romanya'nın Başkenti Bükreş'te “Karadeniz” konulu bir toplantı yapıldığından, bu toplantıya ABD'nin Ankara Büyükelçisi Jeffrey Flake'in katıldığından da haberleri olmadı. Haberleri olsa en azından Flake Dışişleri Bakanlığı'na çağırıp, “Bu ne iş?” diye sorarlardı, değil mi?!

Karadeniz'e açılmanın ABD'nin 150 yıllık hayali olduğunu kaydedip Romanya'daki toplantı hakkında kısaca bilgi verelim.

ABD'nin Avrupa ve Asya İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı James O'Brien, 8 misyon şefi ve üst düzey askeri yetkililerin katıldığı toplantıda, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Moldova, Rusya Büyükelçisi ile Bulgaristan Misyon Şefi Yardımcısı hazır bulundu. Ev sahibi Romanya'nın Dışişleri ve Savunma Bakanları birer sunum yaptı. USEUCOM Komutanı Orgeneral Christopher Cavoli, “Karadeniz'in ortak bölgesel güvenliğini ilerletmeye odaklandıklarını” söyledi.

İNGİLİZLER VE NATO DA DEVREDE

MGK açıklamasında, Karadeniz'deki mayınlar vurgulanmıştı ya; şunları da hatırlatalım:

İktidarın, Eurofighter uçağı alımında ambargo koyan Almanya'yı ikna etmesi için bel bağladığı İngiltere'nin geçtiğimiz Aralık'ta deniz operasyonlarını güçlendirmek amacıyla iki mayın avlama gemisini Ukrayna Donanmasına devredeceği duyurulunca Ankara, Montrö gereği bu gemilerin Boğazlardan geçişine izin vermediğini açıkladı.

İşte bunun üzerine önce eski NATO Avrupa Yüksek Komutanı Oramiral James Stavridis, Türkiye'yi Montrö'yü kötüye kullanmakla suçladı. Ardından Pentagon Müsteşarı Celeste Wallander’ın Montrö açıklaması gündeme geldi.

İngiltere'nin Montrö'yü delme girişimi iddiaların hemen ardından da Türkiye, Romanya ve Bulgaristan arasında, MGK bildirisinde sözü edilen “Karadeniz mayın karşı tedbirleri görev grubu mutabakatı” imzalandı. Anlaşmaya ilişkin Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Bu inisiyatif sadece üç kıyıdaş müttefik ülke gemilerine açık olacaktır.” derken Romanya Savunma Bakanı Angel Tîlvar, “anlaşmaya NATO’nun kıyı ortaklarının da NATO’nun Daimi Deniz Görev Grubu ve kıyı bölgesinde olmayan müttefikler ile birlikte katkıda bulunabileceğini” söyledi. Bu arada Romanya Savunma Bakan Yardımcısı’ndan ilginç bir açıklama geldi; kendisi, “Bulgaristan, Türkiye, ABD, Romanya ve İngiltere önümüzdeki hafta toplanacağız. Karadeniz'deki mayınların temizlenmesi için İngiliz ve Amerikan savaş gemilerinin de bize yardımı, birlikte temizlenmesi için bir anlaşma imzalayacağız.” iddiasında bulundu.

Tüm bu hengame arasında şöyle bir gariplik daha yaşandı:

Ukrayna Donanması Komutanı Oleksiy Neizhpapa, o gemilerin Türk boğazlarından geçişi için izin istemediklerini, çünkü bunun Montrö'ye göre yasak olduğunu bildiklerini, sözü edilen gemilerin İngiltere'den Romanya'ya giden mayın avlama gemileri olabileceğini belirtirken, kendilerinin NATO gemilerinin katılımıyla Ukrayna limanlarında güvenliği sağlamak üzere müzakereler yürüttüğünü açıkladı. Neizhpapa şu dikkat çekici bilgileri de verdi:

“Eylül ayı başında Romanya'daydım. Elbette Rusya hariç tüm Karadeniz filo komutanlarının yanı sıra ABD 6. Filo uzmanları ve komutanlarının katıldığı bir toplantı vardı ve NATO Deniz Kuvvetleri Komutanı da oradaydı. Karadeniz'de mayın güvenliğinin sağlanması için atılacak adımları görüştük.”

Ve tüm gelişmelerden sonra İngiltere'nin eski Başbakanı, şimdiki Dışişleri Bakanı David Cameron İstanbul'a geldi. Sadece mevkidaşı Hakan Fidan'la buluşmadı, Erdoğan tarafından da Vahdettin Köşkü'nde kabul edildi.

Bilin bakalım; Fidan-Cameron görüşmesinde Gazze, İsveç'in NATO'ya katılımı, ticaret, ekonomi ve savunma sanayi başta olmak üzere iki ülke ilişkilerinin güçlendirilmesi dışında hangi konu ele alındı? Tabii ki, “Karadeniz'in güvenliğinin önemi”!..

UKRAYNA'NIN MİMARI (!) DA GELDI

Cameron'dan iki gün sonra, iktidar bu defa ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland'ı ağırladı. Nuland'ın, Türkiye-ABD Stratejik Mekanizma toplantısı kapsamında Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapınar'ın davetlisi olarak geleceği, ziyaretin gündeminde ayrıca F-16 süreci, ABD-YPG ilişkileri ile ABD'nin Suriye'den çekilmesinin bulunduğu açıklandı. Ama Nuland hem Bakan Hakan Fidan hem Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç'la da görüştü.

Öncelikle Nuland'ı nereden ve nasıl tanıyoruz? 2014'te ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşleri Müsteşarı'yken Soros gibi Ukrayna'yı karıştırıp muhalifleri örgütlemesinden. Yani bugünkü Ukrayna'nın baş mimarlarından birisi. Nitekim Ukrayna savaşının başlamasından 39 gün sonra Ankara'ya geldiğinde de Rusya'ya karşı bize epey görev vermişti!..

Listesinde sadece Ukrayna değil Dağlık Karabağ, Suriye, Türkiye-İsrail ilişkilerinin güçlendirilmesi, Doğu Akdeniz de yer almış, Ankara'dan Yunanistan ve Rum kesimine gittiğinde ise Ukrayna'nın işgâlini, Türkiye'nin Kıbrıs'ı “işgâline” benzetmişti.

Bu ziyaretlerinden birkaç gün sonra Fas'ta katıldığı DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon toplantısında da Suriye'de YPG/PKK'nın kontrolü altındaki bölgelerde yabancı firmaların yatırımlarını yaptırımlardan muaf tutacaklarını söylemişti.

Nuland'ın Pazar-Pazartesi günkü ziyaretine gelirsek; neler görüşüldüğüne ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken diplomatik kaynaklar, Türkiye-ABD ilişkileri, bölgesel ve uluslararası konuların yanı sıra, Kongre aşamasındaki F-16 sürecinin sıkıntısız hallolması, Suriye'deki YPG/PKK varlığı ile ABD'nin Suriye'den çekilmesinin ele alındığını duyurdu.

TÜRKİYE'NIN 2024'TE YAPMASI GEREKENLER NE?

Peki Nuland neler anlattı? CNN Türk'e yaptığı açıklamada; İsveç'in NATO üyeliğinden duyduğu memnuniyeti ifade ettikten sonra Dışişleri Bakanı Blinken'ın, kendisinden Türkiye ile ilişkilerde geri kalan kısmı canlandırmasını istediğini, bu amaçla “2024 yılında yapılması gerekenleri” konuştuklarını söyledi. Neymiş o yapılması gerekenler?

Sadece birisini açıkça söyledi; Rusya'dan alınan S-400 meselesi halledilmeliymiş. Bu olursa Türkiye'ye yaptırımlar kalkacak ve F-35'leri konuşacaklarmış!..

Yine Nuland'ın açıklamalarından anlaşılan; Suriye'deki YPG/PKK konusunda DEAŞ'la mücadeleyi gerekçe göstermiş. Yani YPG/PKK'yla ortaklığa devam edeceklerini söylemiş... Suriye'den de çekilmeyeceklermiş...

Ya ABD, İngiltere, NATO ve kimi bölge ülkelerinin gırtlağına kadar içinde girip planlar yaptığı Karadeniz ve Montrö?.. Hiç gündeme gelmemiş olabilir mi?..

FİDAN'IN MONTRÖ AÇIKLAMASININ ZAMANLAMASI

Bunu sormamızın sebebi şu: Nuland'ı en önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan kabul etti; çünkü 28-31 Ocak tarihleri arasında Arnavutluk'un yanı sıra Bulgaristan ve Romanya'ya gidecekti.

İşte Montrö'yle ilgili bu kadar gelişmeden sonra Fidan ilk kez gezisinin Bulgaristan ve Romanya ayaklarında ilk kez bu konuda açıklama yapıp, “Montrö Sözleşmesinin uygulayıcısı olarak Karadeniz'de sükunetin muhafazası ve bunu tehlikeye sokacak girişimlerin engellenmesi temel önceliklerimiz arasındadır... Bizler Montrö Sözleşmesi'ni harfiyen uygulamayı sürdüreceğiz. Bu konunun tartışılmasını bırakın akıldan geçilmesi bile söz konusu olamaz.” ve “Montrö'nün tartışılmasını dahi tahayyül edemeyiz.” dedi.

Yazının başında dikkat çektiğimiz, sadece bir hafta önce ABD Avrupa Komutanlığı (USEUCOM) öncülüğünde düzenlenen “Karadeniz” konulu toplantının ev sahibi olan Romanya'nın Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu ise Fidan'la görüşmesine ilişkin, "NATO ve Karadeniz bölgesi içindeki işbirliğimizi güçlendirmenin önemini çizdim." şeklinde bir paylaşım yaptı. NATO ve Karadeniz nasıl bir araya geldi veya gelecekse?!

Yine de Hakan Fidan'ın sözleri için "keşke" diyelim... Ama bizler ne “olmazların” olduğunu, oldurulduğunu gördük...

Ayrıca geçmiş yıllarda Erdoğan'ın; NATO Genel Sekreteri Stoltenberg'e, “Karadeniz'de görünmeyişiniz Karadeniz'i adeta Rusya'nın bir gölü haline dönüştürüyor... Bütün alanlarda atılması gereken adımları NATO üyeleri olarak hep birlikte atmak zorundayız.” dediğini, Kanal İstanbul'un Montrö'nün delinmesine yol açacağını söyleyenlere, “Montrö Anlaşması Türkiye'ye ne kazandırmıştır, ne kaybettirmiştir? Acaba bunu hiç düşündünüz mü?” cevabını verdiğini de unutmadık!..

Ez cümle; Can Atalay olayında TBMM eliyle Anayasa'nın ilga edilmesi ne ki?!.. İçeride ekonomik iflas, dışarıda da teslimiyet politikaları konuşulmasın diye göreceğimiz daha neler var... Çünkü seçimden sonrası tufan!..

 

 

Müyesser Yıldız

Müyesser Yıldız Tüm yazıları için tıkayın