Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

ABD-İran Mutabakatı: Barış eşiği mi, kırılgan ara dönem mi?

Dr. Hande Orhon Özdağ yazdı

ABD-İran Mutabakatı: Barış eşiği mi, kırılgan ara dönem mi?

ABD ile İran arasında, savaşın akıbetine ilişkin bir Mutabakat Zaptı üzerinde uzlaşmaya varıldığı anlaşılıyor. Medyaya yansıyan bilgilere göre nihai imzaların 19 Haziran’da İsviçre’de atılması bekleniyor. Metnin tamamı henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil. Bu nedenle yapılacak her değerlendirme ihtiyat payı taşımak zorunda. Bununla birlikte, İran kaynaklarının basına aktardığı taslak çerçeve, mutabakatın savaşın başlıca gerekçelerini ortadan kaldıran kapsamlı bir çözüm olmaktan ziyade, çatışmayı donduran ve taraflara nefes aldıran geçici bir siyasal düzenleme niteliği taşıdığını düşündürüyor.

“ZAFER” ANLATISININ STRATEJİK SINIRLARI

Zira ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a yönelik saldırısını meşrulaştırırken öne sürdüğü argümanlar son derece ağır ve yapısaldı: İran’ın nükleer kapasitesi, balistik füze programı, bölgesel vekil güçlerle kurduğu ilişkiler ve nihayet rejimin bölgesel güvenlik mimarisi içindeki konumu. Oysa basına yansıyan taslak, bu başlıklardan hiçbirinde nihai, denetlenebilir ve kurumsallaşmış bir çözüm üretmiyor. Mutabakatın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, ABD deniz ablukasının kaldırılması, yeni yaptırımlardan kaçınılması, petrol yaptırımlarında geçici muafiyet ve 60 günlük yeni bir müzakere süreci gibi başlıklara odaklandığı görülüyor. Ancak İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti, nükleer denetim mekanizmasının kapsamı, balistik füze kapasitesinin ne olacağı ve İran’ın geri adım atmakta hayli hevessiz olduğu, vekil güçlerle ilişki meselesinin hangi çerçevede ele alınacağı hala belirsizliğini koruyor.

Bu nedenle, söz konusu mutabakatı, stratejik maliyetleri hızla artan bir savaşın geçici olarak yönetilmesi girişimi olarak okumak daha isabetli olur gibi duruyor. Trump yönetimi, İran’ın askeri kapasitesinin bazı kritik unsurlarına ağır darbe indirdiğini, önemli komuta kademelerini tasfiye ettiğini ve Tahran’ın bölgesel manevra alanını daralttığını ileri sürebilir. Ancak sorun tam da burada başlıyor. ABD’nin sözde taktik başarıların stratejik hedefler açısından ne ifade ettiği net değil. Başka bir ifadeyle, Trump’ın kurgulamaya çalıştığı zafer anlatısı, savaşın siyasal hedefleri bakımından değerlendirildiğinde gerçeklikten hayli kopuk duruyor. İran’da rejim yerinde duruyor devlet kapasitesi çökmüş değil; İran zaten nükleer silah elde etme niyeti olmadığını söylüyordu, yine aynı noktada.  Vekil ağlar tasfiye edilmiş değil. İran’ın bölgesel caydırıcılığı ise aldığı tüm darbelere rağmen ortadan kaldırılamadı. Bu durum, ABD özelinde askeri üstünlüğün stratejik başarıya dönüşmediğini; aksine savaşın, çözmesi beklenen meselelerin önemli bir bölümünü yalnızca daha maliyetli ve daha kırılgan bir diplomatik zemine ertelediğini gösteriyor. 

İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL, GÜVENLİKÇİ KONSOLİDASYON

Dahası, savaşın İran iç siyasetinde beklenenin aksi yönde sonuç üretme ihtimali de hayli yüksek. Ruhani lider başta olmak üzere, üst düzey İranlı figürlerin öldürülmüş olması rejimin önemli zafiyetlerini ortaya koymuş olsa da bu tür travmatik kırılmalar, İran içinde çoğu zaman sistem içindeki güvenlikçi damarları tahkim ediyor. Ali Hamaney sonrası denklemde oğlu Mücteba Hamaney’in kendi yerini alması ve Mucteba Hamaney’in Devrim Muhafızları ve güvenlik aygıtıyla kurduğu ilişkiler dikkate alındığında, İran siyasetinin daha militer ve daha sertlik yanlısı bir hatta evrilmesi de hiç şaşırtıcı olmaz. Bu anlamda savaş, rejim değişikliği üretmek bir yana, rejimin daha güvenlikçi bir formülasyonla yeniden konsolide olmasına zemin hazırlamış gibi duruyor. 

HÜRMÜZ, EKONOMİ VE TRUMP’IN İÇ SİYASET HESABI

Trump açısından ise mutabakatın en acil işlevi, dış politikada kalıcı bir başarı üretmesinden ziyade, iç siyasette yaratacağı kısa vadeli sonuçlarda aranmalı. İran savaşı, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve enerji arz güvenliği üzerindeki baskı nedeniyle ABD ekonomisindeki kırılganlıkları görünür kıldı. Yaklaşan ara seçimler öncesinde petrol fiyatları, enflasyon beklentileri ve piyasalardaki belirsizlik Trump yönetimi için ciddi bir siyasal maliyet üretmeye başlamıştı. Bu bağlamda Hürmüz’ün yeniden açılması, Trump’a hem ekonomik rahatlama hem de kamuoyuna sunabileceği bir “krizi ben çözdüm” anlatısı sağlayacaktır.  Ancak elbette burada çok önemli bir çelişki var. Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı zaten açıktı. Bugün Trump’ın en büyük diplomatik kazanım olarak sunacağı şey, bizzat savaşın kapattığı bir stratejik güzergahını yeniden işler hale getirmekse, savaşın neden başlatıldığı sorusu bütün ağırlığıyla ortada duruyor. 

Enerji piyasaları bakımından da iyimserlik sınırlı tutulmalı. Hürmüz’ün açılması petrol fiyatlarında kısa vadeli bir gevşeme yaratacak gibi duruyor. Ancak deniz taşımacılığı, sigorta maliyetleri, güvenlik riskleri, mayın temizliği, İran’ın geçiş rejimine ilişkin muhtemel düzenlemeleri ve Körfez enerji altyapısının gördüğü zararlar nedeniyle savaş öncesi istikrara hızlı bir dönüş beklemek kısa vadede gerçekçi değil. Üstelik savaş, Körfez monarşileri açısından ABD güvenlik şemsiyesinin güvenilirliğini de tartışmaya açtı. ABD’nin bölgesel varlığı şimdilik bu ülkeler için vazgeçilmez görünse de bu varlığın maliyetleri ve etkinliği artık çok daha fazla sorgulanıyor. 

İSRAİL’DE STRATEJİK BAŞARISIZLIK TARTIŞMASI

Bir diğer kritik mesele İsrail’in bu mutabakata nasıl yaklaşacağı. Zira bu savaşı ABD tek başına başlatmadı. Mutabakat taslağının İsrail açısından temel sorunu savaşın ilan edilen siyasi hedeflerinin ne kadarının gerçekleşti(rilemedi)ği. İsrail muhalefetinden gelen ilk tepkiler, mutabakatın Netanyahu hükümeti açısından ciddi bir stratejik başarısızlık olarak okunacağının sinyallerini veriyor. Yair Golan’ın anlaşmayı İsrail’in başının üzerinden yapılan, askeri kazanımları diplomatik masada eriten ve İran rejimine can simidi sunan bir düzenleme olarak nitelemesi bu bakımdan dikkat çekici. Benzer biçimde Yair Lapid’in, anlaşmanın İran rejimini yerinde bıraktığı, füze programına dokunmadığı ve nükleer altyapının yeniden inşasına imkan tanıyabileceği yönündeki eleştirisi, İsrail iç siyasetinde meselenin doğrudan Netanyahu’nun güvenlik liderliği üzerinden tartışılacağını gösteriyor. Bu eleştirilerin ortak noktası, Netanyahu’nun yıllardır inşa etmeye çalıştığı “güvenlik mimarı” imajının, Trump’ın belirleyici olduğu bir diplomatik mutabakat karşısında ciddi biçimde aşınması olabilir.

Bu durum, İsrail bakımından iki boyutlu bir kırılganlık yaratıyor. Dışarıda İran’ın nükleer, balistik ve vekil güç kapasitesine ilişkin hedeflerin gerçekleştirilememiş olmasına ek olarak içeride ise Netanyahu hükümeti, İsrail’i ABD kararlarına bağımlı, diplomatik etkisi sınırlı bir aktör konumuna sürüklemekle suçlanabilir. Bu bağlamda, Nisan ayında imzalanan ateşkesin ardından çatışmanın büyük ölçüde vekil savaşları formunda devam ettiği hatırlanırsa, Lübnan dosyasındaki belirsizlik mutabakatın en kırılgan halkalarından biri olmayı sürdürecektir. İsrail’in anlaşmayı sabote etmese bile sınırlarını zorlayacak askeri ve istihbari hamlelere yönelmesi ise hayli yüksek ihtimal. 

ÇÖZÜM DEĞİL, KIRILGAN BİR ARA DÖNEM

Sonuç olarak karşımızdaki metin, savaşı sona erdiren tarihsel bir diplomatik başarıdan çok, savaşın üretmeye başladığı ekonomik, askeri ve siyasal maliyetleri geçici olarak yönetmeye dönük bir ara formül niteliğinde. İran zarar görse de yıkılmadı. ABD güç gösterdi ama savaşın ilan edilen hedeflerine ulaşamadı. İsrail tatmin olmadı. Körfez ise daha güvensiz bir güvenlik mimarisiyle baş başa. Bu nedenle asıl mesele mutabakatın imzalanıp imzalanmayacağı değil, imzalandığı takdirde Ortadoğu’daki gerilim hatlarını gerçekten yatıştırıp yatıştıramayacağı. Zira bölgede çözülmeyen krizlerin ertelenmesi, çoğu zaman istikrar üretmiyor. Aksine aktörlere yeniden mevzilenme, ve bir sonraki hesaplaşmanın koşullarını hazırlama olanağı veriyor. Şimdilik mevcut durum, barışa açılan bir diplomatik eşikten ziyade, yeni gerilimleri içinde taşıyan kırılgan bir ara dönemin işaretçisi gibi duruyor.



Haber Kaynağı : 12punto

Wodo Network