Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere muhafazakar camianın çok sevdiği, hayırla yad ettiği, örnek aldığı isimlerden biri de Sultan Abdülhamid’dir. Örneğin İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi geçtiğimiz aylarda Sultan Abdülhamid ve Erdoğan arasında bir bağ kurmuş ve şöyle demişti:
"Geçmişte Abdülhamid Han neyse, bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. 100 yılda bir gelen bir lider” Bakan Çiftçi ona karşı duyduğu sevgisinin bir göstergesi olarak Sultan Abdülhamid’in tablosunu odasına astırmış, böylelikle Erdoğan ve Abdülhamid odasının duvarında da yan yana gelmişti. Geçmiş ve geleceğin buluşması gibi.
Cumhurbaşkanının padişahı çok sevdiğini söylemiştik. Şöyle ki Erdoğan, kendisini anarken bile “ulu hakan, cennetmekan” der. Yine ona göre devletin son 150 yılına damgasını vuran en önemli, vizyoner, stratejik zihne sahip şahsiyetlerden biridir Abdülhamid. Ufku, hayalleri çok geniş; projeleri çok büyüktür. Nihai olarak Abdülhamid için şöyle der Erdoğan:
"Mirasına tarafsız yaklaşabilenler için ortada gerçekten göz kamaştırıcı bir hazine var"
İzninizle ben bu noktada kelimenin tam manasıyla Abdülhamid’in servetine bakmak ve Erdoğan’ın deyişiyle göz kamaştıran o hazineyi(!) sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakalım duvarları süsleyen, dizilere konu olan, anmalardan geçilmeyen Abdülhamid nasıl bir zenginliğe sahipmiş? Dolayısıyla da ondan geriye, gerçekte nasıl bir miras kalmış?
Evler, araziler, çiftlikler, konaklar, apartmanlar, gazinolar, fabrikalar… Bankalarda yığınla paralar… Liste oldukça uzun. Müsadenizle o listeden bazı örnekleri şöyle aktarmış olayım:
İstanbul Sultanhamam'daki İzmirli Hanı
İstanbul Direklerarası'nda Letafet Apartmanı
Eyüp Kopçageçidi'ndeki 21 dönüm tarla
Eyüp'te 18 dönümlük Bahariye Kışlası
Kağıthane'de 20 dönüm arazi
Kağıthane'de Silahtarağa Çiftliği
Bakırköy'de 70 dönüm arazi
Dolmabahçe'de 30 dönüm bostan
Nişantaşı'nda Ahmet Celalettin Paşa Konağı, Kamil Paşa Konağı
Teşvikiye'de bir dönüm arsa
Beşiktaş Serencebey'de 2 dönüm bağ
İstanbul Ihlamur'da 3 dönüm arsa
İstanbul Horhor'da konak ve 5 dönüm arsası
Arnavutköy Akıntı Burnu’nda gazino ve müştemilatı
Ortaköy'de Dalyan Mahallesi ve Ali Saib Paşa Yalısı ile müştemilatı
Kuruçeşme önündeki (Galatasaray) ada
Kartal Soğanlık köyünde köşk ve 3 dönüm arazisi
Kartal'da Alemdağı Çiftliği, Çakmak Çiftliği ve 21 parça tarla
Paşabahçe İncirli köyünde 40 dönüm arazi ve şişe fabrikası
Beykoz'da 40 dönüm bostan, üç bahçe, 6 tarla, 2 çayır, 3 arsa,
1 bağ, 1 dükkan ve yalısıyla Tokat Çiftliği, Yalnız Servi Çiftliği
Beykoz'da Abraham Paşa'dan alınan 38 dönüm arazi ve üzerindeki müştemilat ve teferruatıyla çiftlikler
Fenerbahçe'de tarla, çayır, kahvehane
Şişli'de İzzet Paşa Çiftliği
Yalova'da 11 odalı han, hamam, 17 odalı otel, 7 odalı misafirhane,
dükkan, fırın, 2500 dönüm orman.
Liste böyle uzayıp gidiyor.
2016 yılında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Daire Başkanı Zeynel Abidin Türkoğlu’nun yaptığı açıklamaya göre padişahın toplam 7 bin 756 taşınmaza sahip olduğu anlaşılıyor.
Bunların bölgelere göre dağılımı ise şöyle:
Anadolu'da 2 bin 369 taşınmaz,
Balkanlar'da da 4 bin 280 taşınmaz (2843'ü Yunanistan'da,
1424'ü Arnavutluk'ta, 8'i Bulgaristan'da, 5'i Makedonya'da)
Ortadoğu'da 1107 taşınmaz (Suriye' de 390, Lübnan'da 333,
Filistin'de 223, Irak'ta 83, Arabistan'da 60, İsrail'de 10, Libya'da
da 8 )
Abdülhamid’in dillere destan serveti bu taşınmazlarla da sınırlı değil elbet. Bankalarda da benzer ölçekte bir servete sahip olduğunu biliyoruz.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Metin Hülagü’nün 2017 yılında aktardığı bilgilere göre Abdülhamid’in paraları Almanların German Bank İstanbul Şubesi, Deutsche Bank of Bedin, The Reichs Banks; İngilizlerin The Bank of England; Amerikalıların New York Bank ile Fransa'da bilinmeyen bir bankada bulunuyordu. Bu paraların toplam değeri ise tam 250 milyon dolardı.
AKP’li Eski Bakan Hüseyin Çelik’in ifadeleriyle yaşadığı dönemin üçüncü zengin monarkıydı Abdülhamid. Üstelik imparatorluk iflasın eşiğindeyken, devletin milyonlarca lira dış borcu varken, halk perişan bir şekilde ayakta kalmaya çalışırken böylesi bir servete sahipti padişah. Hatırlayalım, Düyun-u Umumiye olarak da bilinen Borçlar İdaresi anılan padişah döneminde kurulmuştu.
Halkın durumundan bahsetmişken burada önemli bir noktaya işaret etmemiz gerekiyor: Hayırsever padişah imajı!
Hüseyin Çelik’in anlatımına göre devlet, en ufak doğal afetler karşısında bile acizken, Abdülhamid’in muhtaç halka yaptığı yardımlar dönemin gazetelerinde çarşaf çarşaf yayımlanırdı. “Hiç kuşku yok ki” diyor Çelik “Sultan Abdülhamid, halka kendi parasını dağıtan, onları musibetler ve felaketler karşında yalnız bırakmayan bir sultan olarak imaj oluşturma konusunda çok başarılıdır.” Zira dönemim medyası Abdülhamid’in aleyhine tek bir habere hatta satıra yer verememektedir. Hal böyle olunca yoksulun dünyasında Sultan hayırsever bir padişahtı, garibanların koruyucusuydu. “Bilmiyorlardı ki Sultan onlardan aldığının yüzde birini bile onlara vermiyordu.” Bu sözler de yine Çelik’e ait.
Abdülhamid dönemine dair akılda kalması gereken başka çarpıcı bir olgu da dağıttığı hediye ve nişanlarla ilgilidir. Zira padişah, devlet adamlarının kendisine bağlılığını sürdürmeleri için onlara çok sayıda hediye ve nişan dağıtıyordu. Hediyeler; mini saray ve köşklerden çiftliklere, yalı ve konaklardan mücevherlere kadar uzanıyordu. Devlet arşiv belgelerine göre en çok hediye ve nişan dağıtan padişah Sultan Abdülhamid’di.
Geçtiğimiz yıllarda Şanlıurfa AKP Gençlik Kolları üyeleri padişahın vefatının 97. Yıldönümü vesilesiyle bir yürüyüş düzenlemişlerdi ve o yürüyüşte dönemin gençlik kolu başkanı Osman Uludağ şöyle konuşmuştu:
"Sultan Abdülhamid'i anlamak ümmet olmaktır. Atamızı yaşadığımız süre boyunca saygıyla anmak, bugün yaşanan Filistin'deki zulmü sonlandırmak, onun şahsına verilebilecek en büyük hediyeydi.”
Hayat ne kadar şaşırtıcı değil mi? Kaynaklar, miraslar, belgeler, hediyeler size başka, ötekilere başka bambaşka şeyler anlatıyor. Gün gibi ortada duran hakikate rağmen, ışığın saçtığı gerçeği görmüyor, o gerçekliğe rağmen başka bir hikaye başka bir anlatı yaratıp, bunun üstüne de bir tarih, şimdi ve gelecek inşa ediyorsunuz. Sonra filmler, diziler çekiyor, kitaplar yazıyor, anmalarda övgü dolu metinler kaleme alıp, kürsüleri seçim meydanlarına çeviriyorsunuz.
Kaynaklar başka bir şey söylüyor, siyasi anlatılar başka bir şey.
Tapu kayıtları, banka hesapları, dönemin tanıkları ve arşiv belgeleri ortadayken; Abdülhamid etrafında kurulan anlatı bunların önemli bir kısmını görünmez kılmayı tercih ediyor. Çünkü tarih çoğu zaman geçmişi anlamanın değil, bugünü meşrulaştırmanın aracı haline getiriliyor.
Bu yüzden bir padişahın serveti konuşulmuyor; onun yerine fedakârlığı anlatılıyor. Devlet borç içindeyken biriken şahsi zenginlik sorgulanmıyor; bunun yerine hayırseverlik hikâyeleri öne çıkarılıyor. Binlerce taşınmazın, milyonlarca dolarlık servetin ve iktidarı tahkim etmek için dağıtılan imtiyazların üzeri örtülürken, geriye kusursuz bir hükümdar portresi bırakılıyor.
Bugün Abdülhamid'e duyulan ilginin sebebi de yalnızca tarih merakı değildir. Geçmişteki bir iktidar modelinde kendisini görenler; onun mirasını sahipleniyor, onu bir sembole dönüştürüyor. Çünkü miras kavgası geçmişin olduğu kadar bugünün de kavgasıdır.
Bu nedenle tarih bizi tek başına ayrıştırmaz. Bizi ayrıştıran şey, tarihten hangi parçayı seçtiğimiz ve o parçayı hangi amaçla kullandığımızdır. Kimi geçmişten adalet devşirmeye çalışır, kimi meşruiyet; kimi halka erdemi ve mücadeleyi miras bırakırken, kimi hanları, hamamları ve servetleri miras bırakır.
Paylaşım değişse de kavga değişmez.
El hak böyledir.
Kaynak: Hüseyin Çelik-Sultan Abdülhamid/Alfa Yayıncılık.
Çok Okunanlar
Plajda mühimmat taşıdığı belirtilen İHA bulundu
Galatasaray'da transfer çalışmaları hızlandı
Devlet aklı değil David aklı!..
Abdülhamid'in mirası, bugünün kavgası
DEM Parti seçmeninden dikkat çeken tercih
Eski İYİ Partili isim AKP saflarına katıldı
Kendi yazdığı dilekçeye 'bilmiyorum' demiş!
CHP’deki saflaşma ve gazetecilere saldırılar
Yabancı avcının dağ keçisi paylaşımı hayvanseverleri çileden çıkardı
Beyrut'taki İsrail saldırısına Trump'tan tepki