Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Adnan Yılmaz yazdı... 50+1 gerçeği ve CHP: Asıl gündemi kaçırmamak

Adnan Yılmaz yazdı... 50+1 gerçeği ve CHP: Asıl gündemi kaçırmamak

Adnan Yılmaz yazdı... 50+1 gerçeği ve CHP: Asıl gündemi kaçırmamak

CHP; CUMHURİYET'İN VE MODERNLEŞMENİN TARİHSEL HAFIZASIDIR

CHP, 9 Eylül 1923'te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye'nin en eski siyasi partisidir. Hem Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecine liderlik etmesi hem de çok partili sisteme geçişi sağlamasıyla sadece Türk siyasi tarihinin değil; "Milli Mücadele", "ulus devlet inşası" ve "Cumhuriyet devrimleri" gibi geniş bir sahada, dünyanın en köklü kurucu hareketlerinden biri olarak kabul görür.

Tarihsel süreçte emperyalist egemen güçlere karşı mandanın kabulüyle değil, kılıcını çekerek karşı koyan; **"milli kalkışma"**yı zafere götüren ve devlet kuran kadroların içinden doğması, CHP'yi sadece bir siyasi parti olmaktan çıkarıp "Cumhuriyet'in ve modernleşmenin tarihsel hafızası" hâline getirmiştir. Siyasi yönü kadar toplumsal bir sigorta işlevi de gören bu yapı, sosyolojide "kurucu kurumsal kimlik" olarak adlandırılan çok güçlü bir köke dayanır.

İşte tam da bu yüzden; bugün dönem dönem yaşanan savrulmalara ve yanlış politikalara rağmen, CHP'li olsun olmasın geniş kesimlerin gözünü her kriz anında bu yapıya çevirmesi ve seçmen desteğinin sürdürülebilir olmasının en büyük etkeni de bu köklerdir.

ASIL GÜNDEM NEDİR?

Ancak son dönemde ana muhalefette yaşanan tartışmalar, bu köklü geçmişin aksine; fikir ve program farklılıklarından çok kişiler etrafında şekilleniyor. Oysa siyasi partilerin gücü, belirli isimlere bağlılıklardan değil; ortak hedefler etrafında toplumu bir araya getirebilme kapasitesinden gelir.

Bugün yaşanan tartışmaların önemli bir bölümü, Türkiye'nin geleceğinden çok, hizipleşmeler üzerinden taraflar arasında ve iktidar çevrelerince de körüklenen ayrışmalara yoğunlaşmış durumda. Bu durum, asıl gündemin geri planda kalmasına neden oluyor.

PARTİ İÇİ MÜCADELE Mİ, ORTAK HEDEF Mİ?

Burada sorgulanması gereken bir başka gerçek daha vardır: Operasyonel hamlelere karşı ana muhalefetin, donanımlı insan kaynağını ve siyasal aklını öne çıkarmak yerine, amigo tarzı ucuz söylemlere teslim olmasıdır.

Sonuçta parti içi mücadele, asıl amacın önüne geçmiş; "Mutlak Butlan" ile potansiyel olarak hedeflenen "ayrıştırarak etkisiz hale getirme" sürecinde, iç bünyenin ne kadar kırılgan hâle gelebildiğini dışa vuran olumsuz bir sınav verilmiştir.

Oysa mesele; ülkenin kaderini belirleyecek Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken, parti içinde kimin daha güçlü olduğu değil; toplumda hangi yaklaşımın ve bu yaklaşımla örtüşen hangi adayın gerçek karşılık bulduğudur. Yarışılan yegâne zemin; kabul edilse de edilmese de "Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi" zeminidir.

Toplumda oluşan güçlü bir yönelim varsa, onu görmezden gelmek ya da başka bir yöne taşımaya çalışmak çoğu zaman beklenen sonucu vermez.

SEÇMEN, SİYASİ AKTÖRLERİN MÜLKİYETİ DEĞİLDİR

Siyasi aktörler çoğu zaman kendi etkilerini olduğundan büyük görme eğilimindedir. Oysa seçmen davranışı, parti içi dengelerden ve siyasi hesaplardan bağımsız olarak da şekillenebilir.

Bugün farklı isimler etrafında saflaşanlar, yarın ortaya çıkabilecek güçlü bir toplumsal eğilimi kendi tercih ettikleri başka bir adaya kolaylıkla yönlendirebileceklerini varsaymamalıdır.

Örneğin, CHP tabanında olduğu kadar genel muhalif seçmen içinde, hatta iktidar seçmeninin bir bölümünde de sağdan sola uzanan bir destekle "Mansur Yavaş" örneğinde görüldüğü gibi belirli bir aday etrafında güçlü bir toplumsal karşılık oluşmuşsa; bugün ayrışan grupların yarın farklı bir adayı işaret etmeleri, bu desteğin aynı ölçüde o adaya taşınacağı anlamına gelmez.

Bugün ayrışanların, yarın aynı Cumhurbaşkanı adayı etrafında; birinci turda olmasa bile ikinci turda birleşmek zorunda kalabilecekleri ve buna rağmen kendi tabanlarına dahi hükmetmekte zorlanabilecekleri gerçeği göz ardı edilmektedir.

Çünkü siyasi aktörler seçmenleri temsil etmekle birlikte, seçmenler siyasi aktörlerin mülkiyetinde değildir. Tabanın iradesi ile kadroların tercihleri her zaman aynı doğrultuda ilerlemez. Yakın siyasal tarihimiz bunun sayısız örneğiyle doludur. Çok daha önemlisi, Türkiye'de aynı seçmen tercihlerinin kısa zaman aralıklarında bile pragmatik biçimde yön değiştirdiğine dair örnekler herkesin malumudur.

 50+1: BİR PARTİ YARIŞINDAN FAZLASI

Cumhurbaşkanlığı seçimi, sıradan bir parti içi yarış değildir. "Yüzde 50+1" sistemi, yalnızca partilerin değil, toplumun geniş kesimlerinin desteğini alabilecek adayları ve politikaları zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle mesele, sadece parti içi iktidar olmak değil; ülkenin yönetim biçimini ve geleceğini belirleyecek ölçüde stratejik bir nitelik taşımaktadır.

Eğer yaşanan ayrışmalar ideolojik farklılıklardan veya adaylar arasındaki belirgin siyasi tercih farklılıklarından kaynaklansaydı, bu durum demokratik siyasetin doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilirdi. Ancak bugün görünen tablo bu değildir.

CHP'ye yönelik çok yönlü operasyonel baskıların varlığı kamuoyunun malumudur. Son olarak gündeme gelen "Mutlak Butlan" tartışmaları da, Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken fiilen parçalı bir muhalefet tablosunu besleme riskini taşımaktadır.

Buna rağmen ana muhalefetin, "Yüzde 50+1" gerçeğini merkeze almak yerine karşılıklı şahsi suçlamalara ve parti içi hesaplaşmalara yönelmesi; kimi çevrelerin attığı kıvılcımları harlayarak, tam da karşılarındaki "siyasi mühendislik" hesaplarının ekmeğine yağ sürmektedir.

 ASIL SORU

Anlaşılan o ki, parti içi kamplaşmaların ötesine geçerek seçmenin gerçek beklentilerini doğru okuyabilme yetisi, parti içi çekişmelere kurban edilmiştir.

Ayrışan gruplar kendi pozisyonlarını değiştirebilir; ancak seçmenin tercihlerini aynı kolaylıkla değiştiremezler.

CUMHURİYET'İN GELECEĞİ, SİYASİ AKTÖRLERİN BİREYSEL HESAPLARINDAN DAHA BÜYÜK BİR MESELEDİR

Bu nedenle asıl soru, hangi ismin kimi desteklediği değil; toplumun ne istediği ve bu iradenin ne kadar doğru okunabildiğidir.

Siyasetin başarısı da burada belirlenir: Topluma sübjektif istemlerle yön vermeye çalışmakta değil, toplumun yöneldiği istikameti doğru okuyarak o yönelim üzerinden ortak bir çıkış yolu oluşturabilmektedir.

İçeride şu ya da bu sebeple farklılaşan kutuplaşmaların birinden beklentisi olan milletvekili, belediye başkanı ve adaylığa namzet profillerin birçoğunun kendine yer bulma çabası; ne yazık ki "kraldan kralcı" anlayışı ve köprüleri tümden atan keskin yaklaşımları beraberinde getirmektedir.

Umarız bu şahsi ikbal arayışlarının ve ayrıştıran manzaranın yerini, en kısa sürede tarihsel ve toplumsal sorumluluk bilinci alır.

Çünkü Cumhuriyet'in geleceği, hiçbir siyasi aktörün bireysel hesabına sığmayacak kadar büyük bir meseledir. Seçimleri belirleyecek olan da parti içi hesaplar değil, milletin iradesidir.

Adnan YILMAZ


Haber Kaynağı : 12punto