İran’ın başkenti Tahran, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’dan üst düzey temsilcilerin katıldığı dikkat çekici bir güvenlik diplomasisine sahne oldu. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’nin ev sahipliğindeki görüşmelere Türkiye adına MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suudi Arabistan adına Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve Pakistan adına Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir katıldı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin de yer aldığı temasların ardından yayımlanan kısa açıklamada, dört ülkenin bölgede barış ve güvenlik dahil işbirliğini güçlendirmek amacıyla diyaloğu sürdürme konusunda mutabık kaldığı bildirildi.

Ziyaretin zamanlaması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında daha önce imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” nedeniyle ayrıca önem kazandı. Anlaşma, taraflardan birine yönelik saldırının diğerleri tarafından da ortak güvenlik meselesi olarak görülmesi anlayışı üzerine kuruluyor. Bu çerçevede Tahran’daki masanın yalnızca diplomatik nezaket ziyareti değil, bölgedeki yeni güvenlik arayışlarının parçası olduğu değerlendiriliyor.
GÖRÜŞMELERİN GÜNDEMİ
Reuters’a konuşan Pakistanlı güvenlik kaynaklarına göre toplantıda bölgesel bir saldırmazlık ağı kurulması, ABD-İran temasları, Yemen’de Ensarullah’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı abluka gibi başlıklar ele alındı. Aynı kaynaklar, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in Washington’dan “diplomasiyi deneme” yönünde onay alarak Tahran’a gittiğini öne sürdü.
Söz konusu iddiaya göre Münir, İran’a hem Washington hem de Tahran açısından belirli kazanımlar içerecek bir öneri sundu; anlaşma sağlanması halinde Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Katar’ın garantörlük üstlenebileceği mesajını verdi. İran tarafının ise savaşın sona ermesi için kendi şartlarının karşılanması gerektiğini ilettiği aktarıldı.
Tahran’daki zirvenin arka planında, İran’a yönelik saldırılar, Körfez güvenliği, enerji sevkiyat yolları ve Yemen hattında artan gerilim bulunuyor. Hürmüz Boğazı ve Babülmendep çevresindeki riskler, bölge ülkelerinin enerji ihracatı ve güvenlik hesaplarını doğrudan etkiliyor. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz ve Yemen dosyasındaki sıkışmışlığı da görüşmelere yansıyan başlıklardan biri olarak değerlendiriliyor.

TAHRAN’DAN SÖYLEM VE EYLEM UYARISI
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, görüşmelerde yaptığı değerlendirmede ABD ve İsrail’in bölge ülkelerini zayıflatmayı ve Müslüman toplumlar arasında ayrılık çıkarmayı hedeflediğini savundu. Pezeşkiyan, diplomatik temaslarda alınan kararların kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini belirterek, “söylem ile eylem” arasında uyum çağrısı yaptı.
Bölgesel ilişkilerde söylem ile eylem arasında uyum olması zorunludur. İnanmadığımız ya da pratikte arkasında durmayacağımız bir sözü söylememeliyiz.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai de görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada Batı Asya’da güvenliğin “içeriden” sağlanması ve yabancı müdahalelerin engellenmesi gerektiğini söyledi. Rızai, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan heyetlerinin ziyaretini bölgedeki yeni atmosferin sonucu olarak nitelendirdi.

Türkiye cephesinde ise Ankara’nın hem bölgesel güvenlik denkleminde rol arayışı hem de Suudi Arabistan ve Pakistan’la kurduğu savunma hattı yakından izleniyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan daha önce bu işbirliğinin “savunma amaçlı” olduğunu ve İran’ı hedef almadığını ifade etmişti. Buna karşın anlaşmanın NATO yükümlülükleri ve ABD’nin bölgesel öncelikleriyle ilişkisi tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Tahran’daki dört taraflı temas, bölgedeki diplomatik trafiğin önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşabileceğini gösterdi. Ancak Yemen, Hürmüz, ABD-İran hattı ve İsrail’in bölgedeki rolü gibi başlıklarda tarafların pozisyonları arasındaki mesafe, masadan hızlı bir sonuç çıkmasını zorlaştırıyor.
Haber Kaynağı : 12punto