Türkiye’nin en önemli 'ihraç ürünü' ve Almanya
Şimdiki zaman için büyük ve her an kangren olabilecek bir yara, fakat gelecek için büyük bir şans: Ne mi?
Nasıl mı?
Örnekle başlayalım: Almanya’da çalışan 120 bini aşkın yabancı hekim arasında Türk vatandaşı doktor sayısının geçen yıl sonu itibariyle 3 bin 532 olduğu açıklanmıştı. 2026’nın sonunda bu rakam daha da artmış olmalı. Toplamda 600 bine yakın doktorun görev yaptığı Almanya için önemsiz bir rakam bu kuşkusuz. Ya Türkiye için? Bu arada, Suriye’den gelen, daha doğrusu ülkesinden kaçan doktor sayısının 7 bin 959 olduğunu da hatırlatalım. Demek ki 8 bin civarında Suriyeli hekim Almanya’nın yaralarını sağaltıyor. Bu rakamı, harabe ve ortaçağa sıkıştırılmış Suriye’yi aklımızda tutarak değerlendirelim. Peki.
Peki ve doktorlar bir yana, her alanda emperyal merkezlere Türkiye’den de korkunç boyutlarda bir beyin göçü var... Teknik alanda, başta bilişim sektörü olmak üzere bütün o gelişmiş, nitelikli genç işgücü, bir yolunu buluyor ve kapağı Almanya Avrupası’na atıyor.
Yoksul ülkesinin olanaklarıyla yetişiyor ve emperyal zenginlikten pay kapmak, Türkiye’nin karanlığından kaçmak için yola koyuluyor.
Neyse... Tamamen haksız olduklarını nasıl iddia edebiliriz ki?...
RAKAMLARIN ARDINDAKİ GERÇEK
Bu rakamlar çeşitlendirilebilir, çok da önemli değil. Türkiye bir uçurumdan yuvarlanıyor ve genç yetişmiş emek kuşakları ülkedeki kararmadan, geleceksizlikten “yırtmaya” çalışıyor. “Z Kuşağı”, artık her neyse, kendi çıkarlarını önemsemeyi ve sinekten yağ çıkarıp gemisini kurtaran kaptan olmayı 1980 (12 Eylül) ve 2002 (3 Kasım) ardışık darbelerinden beri çok iyi öğrendi. Gözünü Almanya’ya dikmiş olduğu anlaşılıyor. İyi de, Berlin ve Ankara’nın istediği de zaten bu değil miydi? Öyle...
Ancak Almanya sadece gelişkin bir teknoloji merkezi olduğu için değil, ayrıca yoğun bir Türkiye kökenli nüfusa sahip olduğu için tercihlerde ilk sıradadır.
Yine de biz, meseleye tersinden bakalım.
Cumhuriyet kuşakları, cumhuriyetçi, yetişmiş beyin gücüne sahip kuşaklar 1980’e kadar, abartılı bir genelleme çerçevesinde bakarsak, dışarıya hep dönmek üzere gitmez miydi? İnsanlarımız özellikle de son çeyrek yüzyıllık AKP iktidarında (“III. Abdülhamid çağı”) dışarıya kaçmak üzere yetiştirdiler kendilerini. Zengin olmak için... Dönmek ve yurda hizmet etmek üzere değil...
Aydın kategorisinde sayacağımız cumhuriyetin ilk kuşağı ve etkisindeki kuşakların cumhuriyetçi büyük dönüşümü dışarıya taşıma özgüvenleri de vardı. Özellikle 1950’lerde ve 60’larda. Böyle belli belirsiz, sisli bir genelleme yapabiliriz.
TÜRKİYE’DEN KAÇMANIN GEREKÇELERİ
Yoksul Türkiye halkının kısıtlı olanaklarıyla yetiştirdiği yaratıcı emek gücü, baskıdan ve çöküşten ötürü dışarıya kaçıyor. Geleceksizlikten, dinci, milliyetçi karanlıktan kaçıyor. Dönmemek üzere. Geriye en fazla Afganistan veya Suriye “gerçekliğini” bırakıyor. Türkiye’yi bekleyen odur.
Eskiden tam tersiydi.
Oraya geldik: Türkiye’nin en önemli ihraç ürünü ordusu değildir, Soros dangalaklığı anlamaz bunları, asıl büyük zenginliğimiz iyi yetişmiş genç beyinlerden oluşuyor. Acıdır: Bu insanlar Türkiye’de misafir artık ve bu, ülkenin boşalıp Afganistanlaşması veya Suriyeleşmesi demektir.
Türkiye’yi aydınlığa taşıyacak nitelikli beyinlerin geride bir mezarlık bıraktığı/bırakacağı söylenebilir, eğer sosyalistlerle/komünistlerle birlikte cumhuriyetçi bir iktidar atağı gerçekleştirilemezse...
Sözünü ettiğimiz kaçışı Almanya’daki “saklı tarih” birikimimizle de değerlendirebiliriz: Türkiye’ye hep bir “anomali” gözüyle bakan “gayriresmi tarih kırpıntılarını” hesaba kattığımızda, Avrupa’daki Türkçeli toplumsal yoğunluğun, artık Türkiye’den tamamen kopuşu aradığını görüyoruz.
Böyle insanları Türkiye’ye artık ancak ve ancak büyük bir toplumsal dönüşüm için, eşitlikçi, kamucu, plancı, laik, modern bir cumhuriyeti yeniden kurmak için çağırabilirsiniz.
Fakat küçük bir mesele daha var. Umut içeren bir mesele...
Evet, genç kuşak kaçarak büyük bir yara açıyor. Tamam. Ama o büyük iktidar değişiminde geri dönerlerse de büyük bir toplumsal sıçrama gerçekleşir. Gelirler de... Devrimin çağrısı inanılmaz güçlüdür.
“Şimdiki zaman için kanayan bir yara” dedik bu kan yitimine, ama gelecek için, kimlikçi/milliyetçi/dinci değil emekten yana bir “sol Türkiye” için de çok büyük şans bu. Devasa bir kaynak.
İşin bir de o yanı var.