Euro
Arrow
55,5106
Dolar
Arrow
49,7836
İngiliz Sterlini
Arrow
66,2886
Altın
Arrow
6525,2442
BIST
Arrow
11.128
Anasayfa > Yazarlar > Av. Hüseyin Özbek > İstanbul Barosu'nda Cumhuriyetçilerin zaferinin düşündürdükleri: Balkan bozgunundan Edirne'nin kurtuluşuna

İstanbul Barosu'nda Cumhuriyetçilerin zaferinin düşündürdükleri: Balkan bozgunundan Edirne'nin kurtuluşuna

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 27.10.2026 15:15

Viyana Bozgunu ( 1683 ) Orta Avrupa’daki Türk üstünlüğünün sona erişiyle birlikte çöküşün başlangıcıdır. 93 Harbi ( 1293 ) olarak bilinen 1877 Osmanlı – Rus Savaşında Tuna ve Kafkas cephesinin yarılmasıyla Rus Ordusunun İstanbul’a girişi ( Ayastefanos-Yeşilköy ) ikinci büyük bozgundur. Üçüncü bozgun, Osmanlı imparatorluğuna karşı birleşen Sırbistan-Bulgaristan-Yunanistan- Karadağ karşısında alınan Balkan Bozgunudur. 

Balkan Savaşı Bozgunu ( 8 Ekim 1912 – 30 Mayıs 1913  ) Türk Ordusunun tarih boyunca uğradığı en ağır yenilgidir. Cephelerde Balkan devletleri ittifakı karşısında uğranılan bozgun, askeri yenilgi boyutunun çok ötesine taşan sonuçlarıyla toplumun üzerine bir karabasan gibi çökmüştür.

Asker sayısı ve donanım açısından Balkan devletlerinden eksiği olmayan Türk Ordusunun yenilgisinde, orduya siyasetin girmesinin,  yetersiz ve yeteneksiz komuta kademesinin, eğitim eksikliğinin büyük payı vardır. Birkaç aylık savaşın sonunda, 500 yıllık Türk yurdu Rumeli neredeyse tamamen elden çıkmış, ikinci başkenti Edirne düşmüş, Bulgar Ordusu Çatalca’ya dayanmıştır. Rumeli Türkleri acımasızca soykırıma uğramış, toprağından koparılan, mülkü gasp edilen yüz binlerce Türk, Edirne –İstanbul arasında sefil-perişan bir göç zinciri oluşturmuştur.  

Balkan bozgunu, sivil halka derin bir ruhsal çöküntü yaratmış, yenilginin sorumlusu görülen ordu halkın gözünden düşmüş, subaylar üniforma ile sokağa çıkamaz olmuşlardır. Yenilgi utancının  kısmen telafisi, 2. Balkan Savaşında ( Ağustos 1913 ) Edirne ve Kırklareli’nin geri alınmasıyla gerçekleşecektir. Üniformanın, asker elbisesinin yeniden halkın kolektif gurur simgesine dönüşmesi ise 1915 Çanakkale  muharebelerinde Mehmetlerin, vatan uğruna sebil ettikleri al kanlarıyla sağlanacaktır.

Hukukun ortadan kalktığı, yargının iktidarın baskı aracına dönüştüğü, düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanılamadığı, despotik tutum ve uygulamaların toplumsal depresyona, kolektif sinikliğe yol açtığı, sendikaların, meslek örgütlerinin yandaşlaştırıldığı ya da etkisizleştirildiği dönemlerde toplumun kolektif depresyona girmesi, adeta konuşmaktan korkar hale gelmesi bilinen bir gerçekliktir.

Yukarıda anlatılan tabloya benzer bir görüntü veren günümüz Türkiye’sinde, açılımcı anlayış tarafından yönetilen İstanbul Barosu’nun 24-25 Ekim’de yapılan genel kurulu sonucunun, Edirne’nin geri alınışına benzer bir toplumsal coşku yaratması üzerinde düşünülmelidir. 

Cumhuriyetçi Güç Birliği ittifakının zaferiyle sonuçlanan yönetim değişikliğinin, hukuk camiasının dışına taşan bir zafer algısı yaratması, halkın, ülkenin bölünmez bütünlüğünün, ulus devlet üniter yapının tartışmaya açılmasından tedirgin olan kitlelerin, Cumhuriyetin kazanımlarını kararlılıkla ve cesaretle savunan kişi ve kurumlara duyduğu  özlemi ve açık desteğini göstermektedir!

29 Ekim 1923 kuruluş mimarisinin bozulmaması için, ulus devlet üniter yapı için, Türk Milletinin birliği, bütünlüğü yerine, yurttaşlarımızı  etnik kompartımanlara bölme girişiminden başka bir şey olmayan açılıma dur demek için tek yol Cumhuriyetçi Güç Birliği!

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları