Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Ankara kararı: Almanya hem temkinli hem tetikte

CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararının ardından Almanya’da siyaset, medya ve Türkiye kökenli toplum alarma geçti. Berlin’den Stuttgart’a protestolar planlanırken, Alman siyasetçiler “hukuk devleti” vurgusuyla Ankara’ya sert mesajlar verdi.

Ankara kararı: Almanya hem temkinli hem tetikte

IŞIN ERTÜRK - STUTTGART

CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı Almanya’daki siyaseti, Avrupa basınını ve Türkiye kökenli toplumu da hareketlendirdi. Berlin’de başlayan CHP eylemleri Stuttgart’a taşınırken, Alman siyasetinden sert açıklamalar geldi. Avrupa medyasında ise artık yalnız “kaygı” değil, doğrudan siyasi pozisyon alan yorumlar öne çıkıyor.

Almanya’da yayınlanan merkez sol çizgideki Frankfurter Rundschau gazetesinin kullandığı başlık dikkat çekici “Uzmanlar Erdoğan’ın hain planına karşı uyarıyor: Türkiye uçuruma sürükleniyor”.

Alman sol liberal çizgideki Der Spiegel, Erdoğan’ın yaşanan gelişmeler karşısında “ellerini ovuşturduğunu” yazarken İsviçre’deki kamu yayıncısı SRF’de gazeteci Thomas Seibert de Erdoğan’ın CHP’yi parçalama yönünde ilerlediğini savundu. Almanya’nın kamu kurumu ARD televizyon kanalının ana haber programı Tagesschau, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un “Bu karar Türkiye’nin AB hedefiyle çelişiyor” sözlerini öne çıkardı.

Ama Avrupa’da asıl tartışma başka: Berlin gerçekten demokrasi ve hukuk devleti konusunda açık tavır alacak mı?

Ankara ile yürütülen stratejik ilişkiler yine bütün eleştirilerin önüne mi geçecek?

Odanın ortasında hâlâ o beyaz fil duruyor ve kimse ondan söz edemiyor. Yani yanıtı merak edilen soru hâlâ ortada: Berlin yine  “endişeyle” izlemekle mi yetinecek?

Tam da bu atmosferde Almanya’daki Türk kökenli siyasetçilerden peş peşe sert açıklamalar geldi.

YEŞİL SİYASETÇİ CEMAL BOZOĞLU: “CHP’YE OPERASYON SON ADIM”

Bavyera Eyalet Meclisi Birlik’90 / Yeşiller Partisi Milletvekili ve Meclis Grubu Aşırı Sağa Karşı Strateji Geliştirme Sorumlusu Cemal Bozoğlu, Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesinin ardından demokrasinin temel taşıyıcılarının ortadan kaldırıldığını belirtti.

Bozoğlu 12punto’ya yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’de bu ucube başkanlık sistemine geçildikten sonra demokrasinin en temel yapısal özellikleri ortadan kaldırıldı. Örneğin güçler ayrılığı, hukuk ve adalet sisteminin, parlamenter sistemin ve yönetim kurumlarının birbirinden bağımsız hareket edebilmesi ve birbirlerini denetleyebilmesi olanağı ortadan kaldırıldı. Tek kişiye bağlı, tek kişinin verdiği kararlarla bütün ülke yönetilmeye çalışılıyor. Bunun yürütülebilmesi mümkün değil.

Bugünkü iktidar toplumdaki çoğunluğunu kaybetmeye başlayınca elindeki baskıcı yöntemleri yürürlüğe sokmaya başladı. Burada demokrasinin en önemli olmazsa olmazlarından olan değiştirilebilir olma özelliği de ortadan kaldırıldı veya kaldırılmaya çalışılıyor. Şu anda CHP’ye yapılan operasyon bunun son adımı diyebiliriz. Başarılı oldukları takdirde bir daha yönetime karşı örgütlenebilmek, onu değiştirebilme yollarının tıkanmış olduğu belirlenmiş olacak. Bu nedenle bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin gösterdiği direniş Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli.

Bunun halk üzerindeki etkisi de kendisini savunma olanaklarının ortadan kaldırılması, sendikal özgürlüklerin, düşünce özgürlüğünün ve haber alma özgürlüğünün zayıflatılması anlamına geliyor.

Avrupa ile ilişkilere gelince, Avrupa Birliği şu ana kadar Türkiye’ye karşı şu çizgide davrandı: Türkiye bizim isteklerimizi yerine getirdiği sürece bu sistemin varlığıyla ilgili ciddi bir sorun görmeyiz. Amerika için de bu geçerli. Bunu mülteci anlaşmasında gördük. Türkiye’nin Ortadoğu’daki askeri ve siyasal çatışmalarda aldığı pozisyonu düşündüğümüzde de bunu görüyoruz. Türkiye, Batı’nın ve Amerika’nın çıkarları doğrultusunda kolay ikna edilebilen bir ülke konumuna getirildi.

Demokratik bir ülkede toplumu ikna etmek gerekir. Muhalefeti ikna etmek gerekir. Basındaki eleştirel sesleri dikkate almak gerekir. Bu zordur. Ama tek kişiye endeksli bir ülkede bir kişiyi ikna ettiğinizde istediğiniz her şeyi yaptırabiliyorsunuz. Şu anda Türkiye böyle bir noktada.

Avrupa’daki demokratik güçlerin net ve açık tavır alması gerekiyor. Bugün CHP’ye sahip çıkılması gerekir. Sendikaların, demokratik kuruluşların, öğrenci hareketlerinin ve sivil toplum hareketlerinin Türkiye’deki demokrasi mücadelesine omuz vermesi gerekiyor. Bu konuda hepimize görev düşüyor. Türkiye’deki gelişmelerin burada iyi anlaşılabilmesi için toplumun aydınlatılması ve toplumsal bir desteğin örgütlenmesi gerekiyor. Ben bunu önümüzdeki dönem için önemli bir görev olarak görüyorum. Hangi haklara biz burada sahipsek, Türkiye’de yaşayan insanların da bu haklara sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Çabalarımı da bu yönde sürdüreceğim.”

SPD MİLLETVEKİLİ KARAAHMETOĞLU: TÜRK TOPLUMU TEPKİ GÖSTERECEK

Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Federal Meclis milletvekili Macit Karaahmetoğlu da kararı sert sözlerle eleştirdi. Karaahmetoğlu, Federal Meclis’te Türkiye’deki anayasa komisyonuna denk gelen en önemli komisyonlardan birinin başkanlığını da yürütüyor.

Karaahmetoğlu kamuoyuna yaptığı açıklamada Özgür Özel’in mahkeme kararıyla görevden alınmasını “halkın iradesine ve demokratik işleyişe ağır müdahale” olarak nitelendirdi.

Yargı mekanizmalarının siyasi rakiplere karşı baskı aracı olarak kullanılmasına ilişkin endişelerin arttığını belirten Karaahmetoğlu, muhalefet alanının 2028 ve sonrası için daraltılmaya çalışıldığını vurguladı.

SPD’li siyasetçi açıklamasında “Hukuk ve adalet bir gün herkese lazım olacak” dedi. Batı dünyasına da çağrı yaptı. Hukuk devleti standartları zedelenirken sessiz kalmanın inandırıcılığı yok edeceğini belirtti.

“Bu karar Avrupa’da yaşayan Türkiye toplumunu nasıl etkiler?” ve “Almanya Türkiye’ye bu karar sonrası herhangi bir yaptırım uygular mı?” sorularına ise Karaahmetoğlu şu yanıtı verdi:

“Elbette Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız, Almanya’daki gibi Türkiye’deki siyasi gelişmeleri de yakından takip etmektedir. Bu karar, doğrudan olmasa da Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızda derin bir güvensizlik etkisi yaratacaktır. Almanya’daki demokratik standartlara alışkın olan Türk toplumunun önemli bir ekseriyeti, hangi partiden olursa olsun bu karara tepki gösterecektir.

Almanya’nın Türkiye’ye yaptırım uygulaması konusuna gelince, elbette Almanya AB ile birlikte hareket ederek Türkiye’ye bazı ekonomik yaptırımlar uygulayabilir. Ancak bu doğru bir karar olmaz. Türkiye’ye uygulanacak ekonomik bir yaptırım, o ülkede yaşayan hangi partiden olursa olsun dar gelirli insanları etkileyecek ve özellikle demokrasiden ve hukuk devletinden yana olan milyonlarca insanı zor durumda bırakacaktır. İktidarın siyasi hırsları için yaptığı hukuksuz girişimin cezasını tüm Türk toplumundan çıkarmayı doğru bulmuyorum.

Yapılması gereken, Türkiye’deki demokratik kurumlara ve tüm siyasi partilere destek verilmesi ve onların yalnız olmadığının güçlü bir sesle dile getirilmesidir.

"MUTLAK BULTAN KARARI HAKAN FİDAN'IN ZİYARETİ ÖNCESİ OLSAYDI..."

İşte bu konuda Federal Alman Hükümeti’ne önemli bir görev düşmektedir. Türkiye’deki bu hukuk dışı gelişmeleri cılız birkaç açıklamayla değil, güçlü bir mesajla iletmek gerekir.

Daha üç gün önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan buradaydı ve en üst düzeyde bizzat Başbakan Merz tarafından kabul edildi. Bu görüşmede, basından takip ettiğimiz kadarıyla Türkiye’nin Gümrük Birliği’nin yenilenmesi, AB üyelik sürecinin tekrar canlandırılması ve vize serbestisi gibi talepleri oldu.

Türkiye’deki mahkemenin, muhalefeti iktidarın çıkarları doğrultusunda yok etmeye yönelik gibi görünen kararı, AB’nin demokratik değerlerine taban tabana zıttır. Eğer bu karar Hakan Fidan’ın ziyareti öncesinde gerçekleşmiş olsaydı, Almanya’nın bu ziyarete çok farklı tepki vereceğini düşünüyorum.”

KENAN KOLAT: “KARAR GEÇERLİLİK KAZANMAMALI”

Politika ve strateji danışmanı Kenan Kolat da kararı “teamüllere aykırı” olarak nitelendirdi. Kolat, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu da sert sözlerle eleştirdi.

Kolat yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

"Almanya’daki ve Türkiye’deki güncel gelişmeleri yakından izliyorum. CHP kurultayıyla ilgili alınmış olan karar tamamen teamüllere aykırı bir karardır. Bu alınan karar hiçbir şekilde geçerlilik kazanmamalıdır. Bu kararın uygulanması için eski genel başkanın ortaya çıkarak sanki seçilmiş gibi görevlendirmeler yapmaya başlaması da çok üzücüdür.

Partinin bölünmesine yol açabilecek adımları atan eski genel başkanı (Kemal Kılıçdaroğlu) bu tavrından geri dönmeye çağırıyorum. Aslında yapabileceği bir iş vardı. Karar açıklandığı anda ‘Ben butlana karşıyım ama madem böyle bir karar verildi, o zaman bir ay içinde derhal seçime gidiyoruz’ deseydi belki bir uzlaşı ortamı oluşabilirdi. Fakat bunu yapmamakla, şu andaki başkana ve seçilmiş yönetime tavır almakla Cumhuriyet Halk Partisi’nin zayıflamasına yol açtı. Belki de ilk seçimi kaybettiği gibi bu seçimi de kaybetmeye yol açacak bir isim olarak tarihte kötü bir şekilde yerini alacaktır.

Gelelim Almanya’ya ve Avrupa’ya. Türkiye’de son yıllarda artan hukukun siyasallaşması konusu izleniyor. Her ne kadar izleniyorsa da Avrupa Birliği bu konuda iyi bir sınav vermiyor. Alman Dışişleri Bakanı gelişmeleri 'endişe verici' buluyor. Yani sadece endişeli. Peki herhangi bir şey yapılabilir mi? Bu konuda hiçbir şey yok. Türkiye’nin büyükelçisini çağırmak veya başka önlemler almak suretiyle bu yanlışlıklarla ilgili somut bir açıklama yok.

“SPD ÖZGÜR ÖZEL’İN ARKASINDA”

Sosyal Demokrat Parti şu ana kadar Özgür Özel’in arkasında olduğunu, CHP’nin arkasında olduğunu açıkladı. Bu önemli. Bence yapılması gereken, böyle bir karardan sonra ikili ilişkilerde bu konunun sürekli gündeme getirilmesi ve kamuya açık olarak da gerekli mesajların verilmesidir.

Hepimiz Türkiye’de hukuk devletinin ve demokrasinin işlerliğine inanıyoruz. Türkiye’yi çok seviyoruz. Zaten bu eleştirileri şu andaki hükümete onun için yapıyoruz. Yurt dışında yaşayan bizler Türkiye’nin dünya ölçeğinde antidemokratik, hukuku tanımaz, basın özgürlüğünü kabul etmeyen bir ülke statüsüne dönüşmesinden çok muzdaribiz, çok üzülüyoruz. Bu aslında buradaki toplumumuza da yapılan en büyük olumsuzluktur.

Çünkü bizim Türkiye ile bağlarımız olduğu için, buradaki insanlar da Türkiye’ye bağlılıklarını ifade ettikleri için, Türkiye’deki her olumsuzluk, ırkçılık, Türk, Türkiye ve İslam düşmanlığı bizim üstümüze gelmektedir. Türkiye’deki yanlış politikaların vebali buradaki insanlarımızın üstüne gelmektedir. Alman siyasetinin de bunu anlaması ve buna göre tavır alması gerekir.

Avrupa’daki ve Almanya’daki demokrat düşünceli insanların desteklenmesi gerekir. Türkiye’de başlarına herhangi bir şey gelmemesi için gerekli önlemlerin alınması gerekir. Umarım Türkiye’de hepimizin Avrupa’da göğsümüzü açarak savunabileceği, demokratik hukuk devleti ilkelerini içeren, basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü savunan bir yönetim oluşur. O zaman biz de Almanya’daki ve Avrupa’daki ırkçılığa, Türk, Türkiye ve İslam düşmanlığına çok daha net ve kararlı bir şekilde karşı dururuz. Ama o günler ne yazık ki şu an için çok yakın değil.”

DER SPİEGEL: “ERDOĞAN ELLERİNİ OVUŞTURUYOR”

Avrupa basını da kararı sert başlıklarla değerlendirdi. Der Spiegel, CHP yönetiminin görevden alınmasının Türk muhalefetini ağır baskı altına soktuğunu yazdı. Dergi, partinin başına yeniden Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçme ihtimaline dikkat çekti. Kılıçdaroğlu için “sürekli kaybeden” ve “hain” olarak görüldüğü yorumlarına yer verdi.

Der Spiegel’in en çarpıcı değerlendirmesi ise Erdoğan’a ilişkin oldu. Dergi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaşanan gelişmeden memnun olabileceğini belirterek “Erdoğan ellerini ovuşturuyor” ifadesini kullandı.

SRF: “ERDOĞAN CHP’Yİ PARÇALAMADA İLERLİYOR”

İsviçre kamu yayıncısı SRF ise gazeteci Thomas Seibert’in değerlendirmelerine yer verdi. Seibert, CHP içinde geçmişte usulsüzlük iddialarının gündeme gelmiş olabileceğini ancak mahkemede somut biçimde kanıtlanmış bir tablo bulunmadığını söyledi.

Seibert’e göre asıl mesele başka yerde duruyor. CHP’de Özgür Özel’in seçilmesiyle hem programatik hem kuşaksal bir değişim yaşandı. Gelenekçi kanat geriledi, yenilikçiler öne çıktı. Bu değişim CHP’yi ülkenin en güçlü siyasi aktörlerinden biri haline getirdi.

Seibert, Erdoğan’ın CHP’yi yargı eliyle zayıflatma konusunda ilerlediğini savundu. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını, çok sayıda CHP’li siyasetçiye yönelik soruşturmaları ve bazı CHP üyelerinin AKP’ye geçmesini aynı hattın parçaları olarak değerlendirdi.

SRF’nin öne çıkardığı risk ise bölünme. CHP’nin Kılıçdaroğlu kanadı ile Özel kanadı arasında parçalanması halinde bunun Erdoğan’ın işine yarayacağı belirtildi. Seibert bu tabloyu “böl ve yönet” mantığıyla açıkladı.

TAGESSCHAU: “AB HEDEFİYLE ÇELİŞİYOR”

Tagesschau ise Özgür Özel’in mahkeme kararına karşı parti merkezini terk etmeme kararını öne çıkardı. Haberde Özel’in, “CHP üyeleri değil de AKP’nin yargı makamları CHP’yi kimin yöneteceğine karar verdiği sürece bu binada kalacağım ve hiçbir yere gitmeyeceğim” sözleri aktarıldı.

Tagesschau, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un açıklamasına da yer verdi. Wadephul, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik hedefini sürdürdüğünü söylediğini ancak CHP’ye yönelik bu kararın bu beyanla çeliştiğini belirtti.

Berlin’in cümlesi net. Ama tavrı hâlâ ölçülü. İşte tartışma tam burada başlıyor.

ŞİRİN ÜSTÜN: “SANDIK HEDEFTE”

Berlin’in ardından Stuttgart’ta da protesto hazırlığı yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi Württemberg Birlik Başkanı Şirin Üstün, 23 Mayıs’ta düzenlenecek eylem için çağrı yaptı.

CHP Württemberg Birliği’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Bu karar bir partiye değil, doğrudan milletin iradesine vurulmuştur.

Artık sandığın anlamı hedef alınmaktadır. Hukuk susturulmuş, demokrasi kuşatma altına alınmıştır.

YSK fiilen yok edilmiş, seçimle iktidar değişiminin önü kapatılmak istenmiştir.

Bu, hukukun, adaletin ve cumhuriyetin geleceğine vurulan ağır bir darbedir.

Şimdi sessiz kalma zamanı değildir.

Herkesi vatanına sahip çıkmaya, demokrasiye sahip çıkmaya, halkın iradesine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

Eylem 23 Mayıs’ta saat 17.00 ile 19.00 arasında Stuttgart’tın önemli meydanlarından Marktplatz’da gerçekleştirilecek.

DİDF: “MUHALEFETE YÖNELİK DARBE”

Bu arada, Almanya merkezli Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) de CHP’ye yönelik karara sert tepki gösterdi. Federasyonun yönetim kurulu tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’deki otoriterleşmenin yeni bir aşamaya geçtiği belirtildi.

DİDF açıklamasında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP kurultayını ve sonrasında alınan kararları iptal etmesinin “dünya siyaset tarihinde eşine az rastlanan bir darbe” olduğu vurgulandı.

Açıklamada şu ifadeler öne çıktı:

“Türkiye’deki otoriter Erdoğan rejimi, demokrasiyi ayaklar altına alan yeni bir karara daha imza attı. Son anketlere göre ülkenin birinci partisi konumunda olan ana muhalefet CHP’ye yönelik skandal bir kararın altına imza atıldı.”

DİDF, Ekrem İmamoğlu ve çok sayıda belediye başkanına yönelik operasyonların ardından şimdi doğrudan CHP yönetiminin hedef alındığını belirtti.

“Erdoğan, CHP’nin yükselişini durduramayacağını görünce bu kez parti yönetimine darbeyi gerçekleştirmiştir” denilen açıklamada, alınan kararın yalnız CHP’yi değil seçme ve seçilme hakkını da hedef aldığı savunuldu.

Federasyon, Avrupa Birliği ve Almanya’ya da sert çağrıda bulundu:

“Başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa ülkelerini ve AB kurumlarını, Erdoğan rejimi ile kurdukları kirli çıkar ilişkilerine ve bu rejime verdikleri açık ya da örtülü desteğe son vermeye çağırıyoruz.”

DİDF, tüm demokratik kamuoyunu Türkiye’deki demokrasi güçleriyle dayanışmaya çağırdı.

AVRUPA’NIN SINAVI

Gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz: Almanya gerçekten çok zor bir sorunun önünde duruyor.

Bir yanda Türkiye ile stratejik ilişkiler var. Gümrük Birliği, vize serbestisi, AB süreci, göç pazarlıkları, güvenlik politikaları ve diplomatik temaslar.

Diğer yanda hukuk devleti, demokrasi, sandık güvenliği ve muhalefetin varlık hakkı.

Türkiye’de muhalefetin yargı kararlarıyla kuşatıldığı bir dönemde Avrupa’nın vereceği tepkiyi tek başına Ankara’ya mesaj olarak algılamak olmaz. Daha çok Brüksel’in  “demokrasi iddiasının” da ölçüsü olacak.

Aynı şekilde Berlin gerçekten hukuk devleti diyorsa, bunu açıklama metinleriyle sınırlayarak değil, Ankara ile kurduğu her masada göstermek zorunda.

Çünkü artık soru açık.

Avrupa demokrasiyi mi savunacak yoksa jeopolitik çıkarları baskın çıkıp, yine hukukun önüne mi geçecek?

IŞIN ERTÜRK - STUTTGART


Haber Kaynağı : 12punto

12punto Almanya Avrupa Birliği
Wodo Network