Yağmur’un ölümüne neden olan MHP’li başkanın kızı serbest
12Punto’nun siyasetçilerin çocuklarının karıştığı ölümlü trafik kazalarını ele alan haber dizisinin ilk bölümünde, eski Kastamonu Belediye Başkanı Rahmi Galip Vidinlioğlu’nun kızı Fatma Nevra Vidinlioğlu’nun kullandığı aracın çarpması sonucu yaşamını yitiren 15 yaşındaki Yağmur Pehlivanlı’nın dosyası incelendi. Anne Esin ve baba Alp Pehlivanlı, 12punto’ya; delillerin eksik toplandığını, 16 saatte hazırlanan ilk rapor ile sonraki hız tespitlerinin çeliştiğini ve keşfin yol değiştirildikten sekiz buçuk ay sonra yapıldığını anlattı. Sürücünün tutuklanmamasına ve Yağmur’un asli kusurlu gösterilmesine itiraz eden aile, “Yağmur Pehlivanlı kusurludur cümlesini kabul etmiyoruz” dedi.
SİNEM NAZLI DEMİR
Türkiye’de her yıl binlerce kişi trafik kazalarında yaşamını yitiriyor. Ancak bazı kazalar, sürücünün kimliği, delillerin toplanma biçimi, bilirkişi raporları ve verilen cezalar nedeniyle kamuoyunda “Herkes için aynı hukuk mu işliyor?” sorusunu gündeme getiriyor. Özellikle siyasetçilerin veya kamusal kurumlarda etkili görevlerde bulunan kişilerin çocuklarının karıştığı ölümlü trafik kazalarında sürücülerin tutuklanmaması, hapis cezalarının para cezasına çevrilmesi ya da soruşturmaların ailelerin çabalarıyla ilerlemesi, benzer tartışmaları tekrar tekrar doğuruyor. Bu haber dizisi, söz konusu kazalarda siyasi nüfuzun yargı süreçlerine müdahale ettiğine dair peşinen bir hüküm vermeyi değil; polis tutanaklarından bilirkişi raporlarına, tutuklama tedbirlerinden cezaların infazına kadar adli süreçlerin nasıl yürütüldüğünü ortaya koymayı amaçlıyor.
İKİ ÖLÜM, 21 BİN 200 LİRA PARA CEZASI

Görsel Kaynak: KahramanTV
Bu dosyalardan biri 19 Temmuz 2022’de Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde meydana geldi. Önceki dönem MHP Kahramanmaraş İl Başkanı Ertuğrul Doğan’ın oğlu Ahmet Batuhan Doğan’ın kullandığı otomobil, Ali Telli’nin yönetimindeki araçla çarpıştı. Ali Telli ile aynı araçta bulunan Seydihan Daş hayatını kaybetti. Mahkeme, Doğan’a 2 yıl 11 ay hapis cezası verdi ancak bu cezayı 21 bin 200 lira adli para cezasına çevirdi. Böylece iki kişinin ölümüyle sonuçlanan kazada verilen hapis cezası cezaevinde infaz edilmedi. Ali Telli’nin babası Şaban Telli ise çarpışmanın şiddetine ve hız tespitine itiraz ederek sanığın korunduğunu düşündüğünü söyledi.

(Ümran Kaya)
Bir başka dosya, Haziran 2026’da Van’ın Gürpınar ilçesinde yaşandı. AKP Hakkâri İl Başkanı Zeydin Kaya’nın kızı Ümran Kaya’nın kullandığı otomobil, koyunlarını yolun karşısına geçirmeye çalışan Musa Tunç ile 16 yaşındaki oğlu Yusuf Tunç’a çarptı. Musa Tunç yaşamını yitirirken oğlu yaralandı.

(Musa Tunç)
Ümran Kaya, gözaltı işlemlerinin ardından tutuklanmadı; hakkında ev hapsi şeklinde adli kontrol uygulandı. Kazadan yaklaşık bir hafta sonra siyasetçiler, aşiret temsilcileri, din görevlileri ve yerel yöneticilerin de katıldığı bir “barış yemeği” düzenlendi. Tunç ailesinin şikâyetçi olmadığı ve olayı “kader” olarak değerlendirdiği basına yansıdı. Kazaya ilişkin adli süreç ise henüz sonuçlanmadı.
(Dinar Belediye Başkanı Veysel Topçu)
Dinar’da meydana gelen başka bir ölümlü kaza hakkındaki iddialar da kamuoyuna Mayıs 2026’da yansıdı. Gazeteci Barış Terkoğlu’nun aktardığına göre, Dinar Belediye Başkanı Veysel Topçu’nun oğlu A.T.’nin kullandığı öne sürülen araç, bir astsubayın kullandığı otomobille çarpıştı. Astsubayın eşi hayatını kaybetti, çocuğu ağır yaralandı. İddiaya göre kazanın ardından iki belediye zabıtası direksiyonda kendilerinin bulunduğunu söyleyerek olayı üstlenmeye çalıştı; kamera görüntülerinin incelenmesiyle sürücünün A.T. olduğu tespit edildi. A.T.’nin trafik soruşturması kapsamında adli kontrolle serbest bırakıldığı bildirildi. Ancak dosyadaki bu iddialar henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla ortaya konulmuş değil.
ZEHRA KINIK DOSYASINDA CEZA İKİ YIL ALTI AYA İNDİRİLDİ
Benzer tartışmaların merkezindeki olaylardan biri de eski Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın kızı Fatma Zehra Kınık Demir’in karıştığı kazaydı. Temmuz 2024’te İstanbul Beykoz’da Kınık Demir’in kullandığı otomobilin çarptığı motosiklette bulunan 17 yaşındaki Batın Barlasçeki hayatını kaybetti, üç kişi yaralandı. Kınık Demir kazanın ardından tutuklanmadan yargılandı. Mayıs 2025’te 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bazı şikâyetlerin geri çekilmesinin ardından karar istinaftan döndü ve ceza 2 yıl 6 aya, ehliyete el koyma süresi ise iki yıldan bir yıla indirildi. İstinafın cezayı onamasından sonra infaz süreci başladı. Kerem Kınık, Haziran 2026’da kızının bir süredir cezaevinde bulunduğunu açıkladı.
(Zehra Kınık)
Bu örneklerde adli süreçler birbirinden farklı sonuçlandı. Ancak hepsinde ortak bir soru öne çıktı: Sürücünün ailesinin siyasi veya kamusal konumu, olayın ilk anından hükmün infazına kadar yürütülen süreçte herhangi bir ayrıcalık yarattı mı? Aynı soru, Kastamonu’da bir otomobilin çarpması sonucu yaşamını yitiren 15 yaşındaki Yağmur Pehlivanlı’nın ailesinin de yaklaşık bir yıldır verdiği mücadelenin merkezinde bulunuyor.

(Yağmur Pehlivanlı)
YAĞMUR YOLUN KARŞISINA GEÇİYORDU
Kastamonu’da 21 Ağustos 2025 günü saat 15.50 sıralarında yolun karşısına geçmeye çalışan Yağmur Pehlivanlı’ya, Fatma Nevra Vidinlioğlu’nun kullandığı otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle havaya savrulan ve yaklaşık 35 metre sürüklenen Yağmur, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakımda verdiği yaşam mücadelesini günler sonra kaybetti.
Aracın sürücüsü Fatma Nevra Vidinlioğlu, önceki dönem MHP’li Kastamonu Belediye Başkanı Rahmi Galip Vidinlioğlu’nun kızıydı. Vidinlioğlu, kazanın ardından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Yağmur’un ölümünün ardından yeniden savcılığa çağrılan sürücü, yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiriyle tutuksuz bırakıldı. Kazadan sonra hazırlanan raporlarda Yağmur’un asli kusurlu, sürücünün ise kusursuz gösterilmesi üzerine anne Esin ve baba Alp Pehlivanlı, olayın görüntülerini ve dosyadaki belgeleri kendileri incelemeye başladı. Aile; olay yeri krokisinin gerçeği yansıtmadığını, çarpma noktasının işaretlenmediğini, tanıkların zamanında dinlenmediğini ve sürücünün hızının doğru hesaplanmadığını belirtiyor.

“KIZIMIZ YOĞUN BAKIMDAYKEN SERBEST BIRAKILDI”
Baba Alp Pehlivanlı, kendileri hastanede kızlarının yaşam mücadelesiyle ilgilenirken sürücünün yaklaşık üç buçuk saat içerisinde karakoldan ayrıldığını söyledi. Pehlivanlı’ya göre bu sırada dosyada Yağmur’un yaralanmalarının ağırlığını ortaya koyan adli rapor henüz bulunmuyordu:
“Olay perşembe günü saat 15.50’de meydana geldi. Kızım yoğun bakıma kaldırıldı. O sırada dosyada kızımın adli raporu yoktu. Nöbetçi savcı, bu raporu görmeden ‘İfadesi alındıktan sonra serbest bırakılsın’ talimatını verdi. Biz hastanede kızımızla uğraşırken sürücü üç buçuk saat içinde karakoldan çıktı.”
Anne Esin Pehlivanlı da kararın sürücünün ayrıntılı ifadesi ve Yağmur’un sağlık durumu değerlendirilmeden verilmesini şüpheli bulduklarını belirtti:
“Bir kişinin ifadesi alındıktan ve ne söylediği görüldükten sonra böyle bir karar verilmesini beklersiniz. Ancak burada ifade görülmeden serbest bırakılacağı söyleniyor. İfadeyi savcı da almıyor. Sürücü yalnızca birkaç saat tutulduktan sonra serbest bırakılıyor.”
Pehlivanlı’nın aktardığına göre kazadan yalnızca 24 saniye sonra olay yerine bir ambulans ulaştı. Ambulansın tesadüfen aynı yoldan geçmesi sayesinde Yağmur’a hızla müdahale edildi. Anne Pehlivanlı, buna karşılık sürücünün hemen araçtan inmediğini ve HTS kayıtlarına göre bu sırada telefon görüşmesi yaptığını öne sürdü.

“RAPOR SÜRÜCÜNÜN İFADESİYLE YAZILDI”
Kazadan bir gün sonra Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevlendirdiği yerel bilirkişiden rapor istendi. Dosya cumartesi günü sisteme yüklendi ve aileye göre yaklaşık 16 saat içinde rapor hazırlandı. İlk raporda aracın hızının 50–55 kilometre civarında olduğu değerlendirilerek sürücüye kusur verilmedi. Alp Pehlivanlı, raporun olay yerindeki maddi bulgulardan çok sürücünün ilk ifadesine dayandığını belirtti:
“Alp Pehlivanlı: Kızım, orta refüjden karşıya geçmeye çalışıyor, refüjdeyken bu aracın geldiği 68 metre geriden bu refüj çok rahat görülüyor, ağaçların kalınlığı da 10-15 santim, yani görüşü engellemiyor, ağaçların araları da 7 metre, çarpan kişi o sırada yola bakıyor olsaydı kızımı rahatlıkla görebilirdi. Kızım yola doğru ilk adımını attığında bu aracın mesafesi 47 metre, ve kızım bir süre sonra yolun ortasını geçmiş vaziyetteyken yani kızımın 4-5. adımında çarpıyor kızıma. Gerisinde de 4.5 metre mesafe var, bu aracın genişliği 1.80. Bu araç mobeseye girdiğinden çarptığı ana kadar 68 metre yol alıyor, tüm bunları hesapladığınızda hızı 111 kilometreye denk geliyor. Tüm yaşananlardan sonra bilirkişi çıkıp aracın hızı 50-55 kilometre diyor. Kızımın hatası, yolun karşısına geçmek istemesi. Kusuru, bu ülkede doğmuş olması, bu aracın hızını ve çarpan kişinin yola bakmadığını hesap edememesi! Ayrıca sürücü ilk ifadesinde, ‘Yola bir kız çocuğunun fırladığını gördüm, kornaya ve frene bastım, kurtarma manevrası yaptım’ diyor. Bilirkişi raporu da neredeyse bu ifadenin aynısıyla yazılıyor. Sanki bilirkişi olay anında oradaymış gibi, sürücü ne söylediyse rapora geçirilmiş. Oysa fren izi yok. Yol kaygan veya yağışlı değil. Aracın durma mesafesi yanlış yazılmış, araç ilk durduğu yerden geri alınmış.”
Aile; çarpma ve sürüklenme noktalarının işaretlenmesi, bölgenin ayrıntılı biçimde fotoğraflanması ve görgü tanıklarının dinlenmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak bunların yapılması için kendileri mücadele etmek zorunda kaldı:
“Biz adaletin kendiliğinden işleyeceğini sanıyorduk. Çarpılan yere işaret konulur, olay yeri fotoğraflanır, görgü tanıklarının ifadesi alınır diye düşündük. Bunların yapılması için sürekli dilekçe vermemiz, raporların düzgün hazırlanmasını ve gerçeklerin dosyaya yazılmasını istememiz gerekti. Süreç devamlı bizim çabamızla ilerledi.”
Aile ayrıca kaza sırasında yolcu indirdiği belirtilen otobüsün ilk krokiye çizilmediğini, aracın ilk durduğu konumun doğru kaydedilmediğini ve mevcut kamera kayıtlarının zamanında incelenmediğini belirtiyor.

“ARABA DEĞİL, KIZIM ARABAYA ÇARPMIŞ GİBİ”
Yağmur’un ölümünün ardından yerel bilirkişi raporu Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’ne gönderildi. Ankara ATK, dosyadaki kroki ve ilk bilirkişi değerlendirmesini esas alarak sürücüye kusur yüklemedi; Yağmur’u ise asli kusurlu buldu. Alp Pehlivanlı, “Raporu okuduğumuzda sanki otomobil kızıma değil de kızım otomobile çarpmış gibi bir anlatımla karşılaştık” dedi. Aile, bu raporun ardından daha önce izlemeye cesaret edemedikleri kaza görüntülerini incelemeye başladı. Görüntülerde Yağmur’un orta refüjden yola adımını atar atmaz çarpılmadığını söyleyen aileye göre genç kız, yolun önemli bir bölümünü geçmişti. Yağmur’un çarpmanın etkisiyle 3–4 metre havaya fırladığı, iki kez takla attığı, ayakkabısının diğer şeride savrulduğu ve yaklaşık 35 metre sürüklendiği belirtiliyor. Alp Pehlivanlı, ilk rapordaki hız değerlendirmesine ise şöyle itiraz etti:
“Bir insana 55 kilometre hızla çarptığınızda önünüze düşebilir. Ama onu havaya kaldırıp takla attıramaz, ayakkabısını diğer şeride fırlatıp 35 metre sürükleyemezsiniz. Rapora yazılan değerler yaşananlarla uyuşmuyor. Olayın krokisini çizenler, kızım ilk adımını attığında sanki araç kızıma değil de kızım araca çarpmış gibi rapor tuttular. Adli tıp sürecinde de, bu krokiye ve bilirkişi raporuna ithaf yapılıp bütün kusuru kızıma verdiler. Biz hastanelerde uğraşırken bir yandan karşı tarafta kirli bir süreç ilerletildi. ”
Hacettepe Üniversitesi tarafından hazırlanan adli tıbbi mütalaada, Yağmur’un vücudundaki travmalar dikkate alınarak aracın hızının 80 kilometrenin üzerinde, yaklaşık 90 kilometre civarında olduğu değerlendirildi. Ailenin itirazı üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Trafik İhtisas Dairesi ise aracın hızını 75–83 kilometre arasında hesapladı. Buna rağmen İstanbul’dan gelen raporda, sürücünün dikkatinin sürekli hız göstergesi üzerinde bulunmasının beklenemeyeceği belirtilerek sürücüye kusur verilmedi. Aile, olay yerindeki kavşağın ve sürücünün kavşağa yaklaşırken hızını azaltma yükümlülüğünün de raporda dikkate alınmadığını söylüyor.
(Fatma Nevra Vidinlioğlu’nun kullandığı aracın kazadan sonraki görüntüsü)
“İNSAN ÇOCUĞUNUN ÖLÜM RAPORUNU OTURUP OKUR MU?”
Esin Pehlivanlı, kızının yaralanmalarını anlatan sağlık belgelerini defalarca okumak zorunda kaldığını belirterek raporlardaki hız değerlendirmesinin tıbbi bulgularla bağdaşmadığını ifade etti:
“İnsan çocuğunun ölüm raporunu oturup okur mu? Kızımın boynunda, kürek kemiğinde ve kalçasında kırıklar vardı. Pankreası ezilmişti, iç organlarında zedelenmeler ve aktif beyin kanaması vardı. Vücudunda çok sayıda lezyon bulunuyordu. Bunların 55 kilometre hızla meydana geldiğini söylemek matematiğe ve yaşananlara aykırı. Bizim aklımızla alay ediliyormuş gibi hissediyoruz. Bu süreçten sonra Adli Tıp Kurumuna olan güvenim sarsıldı.”
Anne Pehlivanlı, olayın yalnızca “trafik kazası” denilerek geçiştirilemeyeceğini vurguladı:
“Bir olay kaza olarak değerlendirilecekse iki tarafın da eşit şartlarda incelenmesi gerekir. Ben evladımı kaybettim, kızım geri gelmeyecek. Ancak ‘Yağmur Pehlivanlı kusurludur’ cümlesini kabul etmiyorum. Karşı tarafa soruyorum: Kendinizi mi kurtaracaksınız, yoksa gerçekleri mi söyleyeceksiniz?”
HİÇBİR ZAMAN GERÇEK BİR KEŞİF YAPILMADI
Fatma Nevra Vidinlioğlu’nun ilk ifadesinde orta refüjdeki ağaçlar nedeniyle Yağmur’u göremediğini söylediğini aktaran aile, bu iddiaya da itiraz etti. Esin Pehlivanlı, ağaçların arasında 6–7 metre bulunduğunu ve yaprakların görüşü tamamen engelleyecek yoğunlukta olmadığını söyledi. Olay yerinin tespit amaçlı incelendiği sırada ağaçlar arasındaki mesafenin ölçülmesini istediklerini anlatan Pehlivanlı, bilirkişinin başlangıçta “Ben ağaç ölçmeye gelmedim” diyerek talebi kabul etmediğini, ısrarları sonucunda ölçümün yapılarak rapora eklendiğini belirtti. Ailenin itirazları üzerine hazırlanan ek raporda, olay yerinde kavşak levhası bulunması hâlinde sürücünün tali kusurlu sayılabileceği değerlendirmesine yer verildi. Ancak hiçbir zaman gerçek bir keşif yapılmadı, soruşturma aşamasında da bir keşif olmadı. Ailenin çabalarıyla olay yerine tespit için gelindi, bu da 8.5 ay sonra oldu. Ancak geçen sürede bölgede başka bir kaza meydana gelmiş; halkın şikâyetleri üzerine demir parmaklıklar ve sinyalizasyon direkleri yerleştirilmiş, yaya geçitlerinin konumu değiştirilmişti. Esin Pehlivanlı, bu nedenle tespit amaçlı olay yerinin incelendiği sırada yolun kazanın gerçekleştiği günkü koşulları yansıtmadığını söyledi:
“Savcı olay yerine sekiz buçuk ay sonra geldi. Bu sırada yolda çeşitli önlemler alınmıştı. Raporlarda görülen yol, kızımın çarpıldığı günkü yoldan çok farklıydı. Buna rağmen olay yeri bugünkü hâliyle değerlendirilerek yeni bir kroki hazırlandı.”

“POLİSİ, BÜROKRASİYİ VE SAVCILIĞI AŞAMADIK”
Alp Pehlivanlı, sürücünün mahkeme önüne çıkacağını ve iddialarına cevap vereceğini düşündüklerini ancak aylar boyunca soruşturmadaki eksiklikleri tamamlatmak için uğraştıklarını anlattı:
“Ben sürücünün mahkemeye çıkacağını, bizim iddialarımızın kendisine sorulacağını ve onun da cevap vereceğini sanıyordum. Biz o aşamaya gelemedik. Polisi, bürokrasiyi ve savcılığı aşamadık. Baştan savma ve gerçeği yansıtmayan raporlarla uğraşmak zorunda kaldık. Peşine düşmeyen bir ailenin çocuğu olsaydı bu dosya şimdiye kadar kapanmıştı.”
İlk bilirkişi raporunun yaklaşık 16 saatte hazırlanmasına karşılık iddianamenin sekiz ay sonra düzenlendiğine dikkat çeken Pehlivanlı, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 16 saatte hazırlanan kaç bilirkişi raporu vardır? İlk rapor bir gecede yazılıyor ancak iddianamenin hazırlanması sekiz ay sürüyor. Bize, mahkemeye çıkıp Türk adaletini meşgul ettiğimiz için özür dilememiz gerekiyormuş gibi davranılıyor” dedi. Anne Esin Pehlivanlı ise sürücünün ailesinin siyasi konumuna işaret ederek, “Onlar bayramda siyasi isimlerle yan yana fotoğraf verirken ben kızımın mezarının başındaydım” diye konuştu.
“BUNU YAĞMUR’A BORÇLUYUZ”
Yağmur’un ölümünden sonra açılan her rapor, izlenen her kamera kaydı ve verilen her dilekçe, Pehlivanlı ailesini kazanın yaşandığı ana yeniden götürdü. Aile, kızlarının geri gelmeyeceğini bildiklerini ancak onun kusurlu ilan edildiği bir dosyayı kabul etmeyeceklerini vurguluyor. Esin Pehlivanlı, adalet arayışını sürdürmesinin kendisi için bir tercih değil, kızına karşı sorumluluk olduğunu söyledi:
“Yağmur geri gelmeyecek. Ben evladımı kaybettim. Bundan sonraki süreçte elimden geleni yapmak ona borcum. Kızımın adının kusurlu olarak yazılmasını kabul etmiyorum. Gerçeklerin ortaya çıkmasını ve herkesin sorumluluğuyla yüzleşmesini istiyorum.”
Alp Pehlivanlı ise “Şehir içinde, bir kavşakta, 15 yaşındaki bir çocuğa bu hızla çarpıldı. Buna rağmen aylarca mahkeme aşamasına ulaşmak için mücadele ettik. Herkes yaptığının sonucuna katlanmalı. Biz Yağmur için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Türkiye’nin ilk kadın borsa başkanı ölümden döndü
Türkiye sigara kullanımında dünyada ikinci sırada
1 milyon TL’nin 32 günlük getirisi bankalara göre ne kadar?
III. Abdülhamid rejiminde kobaylar: AKP neyi test ediyor?
Bu iş nasıl nihayetlenir?
İnternette keşfedilecek 32 çok ilginç site
AKP ve YENİ Parti arasında kaç puan fark var?
DEM'li Hatimoğulları yerini terk etti, Sabahat Akkiraz açıklama yaptı
Emekli Amiral Türker Ertürk’ün ifadesi ortaya çıktı
Ankara kulislerinde 2 ayrı ittifak hazırlığı