Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,4616
Dolar
Arrow
47,9150
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8293
Altın
Arrow
6862,6329
BIST
Arrow
14.132

III. Abdülhamid rejiminde kobaylar: AKP neyi test ediyor?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Süleymancıların derdest edilmesine şaşırdık mı?

Tarikat falan diyorlar ya, konuyu kapsamlı bir kitapla özetleyen araştırmacı-yazar dostumuz Orhan Gökdemir, “Son tahlilde bunların hepsi Nakşibendi/Halidi köklerin türevleridir” diyerek fazla abartılmamasını öneriyor. Bunlar birbirleriyle didişmek zorunda.

Dolayısıyla şaşırmıyoruz, hayır: Her zaman Türk sağının önemli bir vektörü olmuş, bu arada güçlü bir finansal aktör halini de almış holding tarikatlarından birine böyle kayyum falan atanması, “Süleymancılar Operasyonu” diyelim, AKP rejiminin yıllardır ustalık kazandığı bir oyunun parçası. Saray, sol üzerinde ve kısmen de Kürtçü siyaset üzerinde denediğini şimdi sağın merkezkaç kuvvetlerinden biri üzerinde deniyor.

Ne mi oluyor?

III. Abdülhamid rejimi testlerle varlığını sürdürüyor.

“Nasıl bir test bu?” diye sorulabilir.

Yanıtı hiç öyle karmaşık değil: Hukukun temel ilkelerini göstere göstere çiğneyerek ve muhalifleri yargı eliyle yıllarca içeride tutarak muhalefete eziyet etmekle yetinmiyorlar. Eziyet var tabii, ama dertleri başka. Hatta III. Abdülhamid rejiminin amacının eziyet etmek falan olmadığını söylemek gerekir. Eziyet, bir yan etki.

Amaç, toplumdaki itiraz direncini sağlıklı bir biçimde ölçmek. Bir “değer ölçme mekanizması” yürürlüktedir.

AKP için, yıllarca içeride tuttuğu ve galiba daha da tutacağı insanlar birer kobay aslında. Birer test deneği.

Bu açık hukuk ihlallerine acaba halkın bir tepkisi var mı? Büyük bir öfke biriktiğini görüyorlar da, asıl dertleri, bu öfkenin tepkiye nasıl dönüşeceği... O öfkenin ölçülmesine yardımcı oluyor bu hukuk katliamı. Osman Kavala'lar, Selahattin Demirtaş'lar, Ekrem İmamoğlu'lar ve hapishanelerde kaderine terk edilmiş binlerce muhalif belediyeci, binlerce gözaltı, AKP'nin “iktidar ölçeri”.

Etkili bir tepki olmadıkça, yani halk haksızlıklara açıkça ve anayasal haklarını kullanarak karşı çıkmadıkça, tepkisini göstermedikçe, AKP zenginleri (laikleri dahil) “Asayiş berkemal!” duygusuyla Türkiye'yi en ince ayrıntısına dek talan etmeyi sürdürebileceğini biliyor. Dünya sistemiyle iç içe konumu, yani iktidardan düşerse dışardan gelen paranın tehlikeye düşeceği, bu arada milyonlarca göçmene de AB kapılarının açılacağı şantajı, dış tepkileri frenliyor. Daha açık söyleyelim: Batı, AKP'den çok memnun.

Kısacası, halkın olan bitene karşı nabzını bu hukuk katliamına göstermediği tepkiyle tutabiliyorlar. Şu da var: AKP iktidarı mirasçısı olduğu DP iktidarının çok ötesinde bir paralizasyon örgütleyebildi. Devlet bürokrasisinin her kademesinde cumhuriyetçilerin yönetim kadrolarından tamamen tasfiyesini bu testler sayesinde gerçekleştirdiği söylenemez mi? DP'nin 68 yıl önce almadığı tedbirleri AKP'nin aldığı ve bunların neler olduğu bir başka yazı konusudur.

Artık “seçim demeye bin şahit lazım” diye ifade edilebilecek bir sandık beklentisinin istibdadın cansuyu olduğu açıklık kazanmış bulunuyor.

Ama herkesi de içeri almıyorlar doğrusu, dikkat edilirse. Birçok solcu dışarıda bırakılıyor. Onların bir tehlike oluşturmadığını mı düşünüyorlar? Öyle gibi... Hem böylece demokrasi gösterisi de yapabiliyorlar. Fakat çok da akıllı olduklarını söyleyemeyiz. Dinselleştirmeden dincileştirmeye geçiş yapan Türkiye toplumunun bu alandaki “cumhuriyetçi kısa devrelerinden” çok korkuyor olmalılar. “Cumhuriyet kontağı” atabilir. Bundan çok endişeliler.

Alt tarafta neler olduğunu bilmek istiyorlar.

Oradan emin değiller. O nedenle çok sık test uyguluyorlar.

Sokaklar, işyerleri, okullar bir anayasal tepkiye sahne olmadıkça Demirtaş-Kavala-İmamoğlu ve Türk-Kürt binlerce insan, hatta kendilerince kafa tutmaya falan çalışan tarikatçılar vs. içeride kalmayı sürdürecektir. Bunun “nakşi” bir tarikat kurnazlığı olduğu, sokaklar sessiz kaldıkça bu İslamist baskının devam edeceği kesindir.

Sonuçta, acımasız bir şeriat kafası iktidarda. Bu hastalığın, bu kötülüğün tek ilacı, egemen siyaset ehline hayatı durdurabilecek bir yanıt vermektir. Olur mu?

Bu ilaç sahneye çıkmadıkça III. Abdülhamid istibdadının kötülükleri şiddetlenerek sürecek.

Türkiye sonunda parça pinçik olacak ve o parçaların üzerine bir Afgan/Suriye karanlığı çökertilecek.

Gerçi bizdeki durumun oralara pek benzemediği söylenebilir. Türkiye'deki cumhuriyetin insanları, ki nüfusun en az yarısı bu aydınlanmacı kazanımlara hâlâ ısrarla sahip çıkıyor, İrani ve Arabi dünyanın insanlarından farklıdır.

İşte bu özgün damarın hep uyuşturulması, hiç uyandırılmaması gerekiyor. Sağ kemalistler, solu yerle bir eden liberaller... Esas işleri bu uyuşturuculuk...   

Yani Türkiye'nin bir anomali olmadığını, büyük çöküşün (Afgan veya El Şara karanlığının) önüne ancak sosyalist bir programın ağırlığıyla geçilebileceğini düşünen güçlerin, baş uyuşturucu liberal sol ile Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit eden bir Türkçülüğü etkisizleştirmesi gerekiyor. Bu mümkün olursa, emperyalizmin Kürt kartını oynaması da imkânsızlaşacaktır.

Eski-yeni CHP ve DEM ile bunların “solcu uşaklarının” etkisi kırıldığı anda, bu testin işlemez hale geldiği görülecektir.

“Test maymunu” olmayı reddedecek miyiz?