'Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam' adlı sergi sanatseverlerle buluştu
Hattat ve cilt sanatçısı Prof. Emin Barın’ın eserlerinden oluşan 'Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam' başlıklı sergi, 29 Nisan tarihine kadar Artİstanbul Feshane’de sanatseverlerle buluşacak.

Zafer Yıldırım’ın katkılarıyla; Z. Yıldırım Aile Koleksiyonu ve Barın Han aile arşivinden bir seçkiyle hazırlanan, İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen 'Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam' sergisi Emin Barın’ın geleneğin ötesine geçerek modernle buluşan özgün yaklaşımıyla ürettiği eserleri izleyiciye sunuyor.
Küratörlüğünü Ali Kayaalp’in üstlendiği sergi, Barın’ın Türk grafik sanatındaki ustalığını, hattatlık ve cilt restorasyonundaki bilgisini yansıtan yaklaşık 230 eserinden oluşuyor.
EMİN BARIN KİMDİR?
Emin Barın, 1913’te Bolu’da, ilmiye sınıfına mensup bir ailede dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Bolu’da okudu, 1928-1932 arasındaysa İstanbul’daki Yüksek Muallim Mektebi’nde eğitim gördü; kısa bir süre de öğretmenlik yaptı. 1934-1936 arasında Ankara’daki Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Resim-İş Şubesi’nde eğitim gördü ve Maarif Neşriyat Müdürlüğü’nün açtığı Avrupa sınavını kazandı.
Avrupa’ya gitmeden önce kısa bir süreliğine Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Kamil Akdik’ten hat, Necmeddin Okyay’dan ciltçilik dersleri aldı, bir yandan da Maarif Neşriyatı’na bağlı Güzel Sanatlar Matbaası’nda çalıştı. 1937’de Almanya’ya giderek önce Weimar’da, sonra Leipzig’de cilt ve yazı eğitimi gördü. 1939-1941 arasında Türkiye’de kaldı. II. Dünya Savaşı başladığından Almanya’ya dönemedi.
Yarım kalan eğitimini Leipzig’de 1941-1943 arasında tamamladı. Türkiye’ye döndükten sonra, Güzel Sanatlar Akademisi’nde, epey ilgi toplayan büyük bir yazı ve cilt sergisi açtı, hemen ardından Akademi’nin Tezyini Sanatlar Şubesi’ne öğretim üyesi olarak atandı.
1949’da Cağaloğlu’nda Barın Cilt ve Yazı Atölyesi’ni kurdu; 1955’teyse Akademi’nin Dekoratif Sanatlar Şubesi’ne bağlı olarak Yazı ve Cilt Atölyesi’ni açtı.
Kısa sürede Latin harfli yazılar alanında Türkiye’nin en saygın isimlerinden biri haline gelen Barın, 1940’ların ortalarından başlayarak, devletin gerçekleştirdiği pek çok anıt ve kitabe projesinin yazılarını yazdı. Bunlar, İstanbul’un Fethi’nin 500. Yılı için, Eyüp Sultan’dan Galata Kulesi’ne uzanan bir güzergâh için hazırladığı on kitabeden, Atatürk’ün son dinlenme yeri olan Anıtkabir için yazdığı muhtelif yazılara uzanır. Tıpkı yazı alanında olduğu gibi, ciltçilikte de döneminin yetkin isimlerindendi.
Ciltlediği kitaplarla pek çok ödül alan Barın’ın başarıları, yabancı devlet yetkilileri için kıymetli hediye kitapların ciltlerini hazırlamaktan, Lizbon’daki Gülbenkyan Müzesi’ndeki su baskınında zarar gören kitapları onarmaya kadar uzanıyordu.
Barın’ın yazı sahasındaki çalışmaları, 1960’lardan itibaren onu hat sanatı alanında benzeri görülmemiş formel deneylere girişmeye itti. Bu dönem çalışmalarıyla beraber Barın, hat sanatını soyut pentüre yaklaştıran yeni bir biçimin de öncüsü oldu.
Çalışmalarını 1987’deki vefatına dek devam ettiren Barın, bugün geleneksel ciltçilik sanatına hâkim, usta bir mücellit olarak hatırlanmasının yanında, yazı sanatını hem Latin harfli hem de Arap harfli biçimleriyle icra etmiş olan ve bunu son derece özgün bir biçimde gerçekleştirmiş bir sanatçı olarak, Türkiye’nin görsellik tarihinde kendine has yerine oturmuştur.
Haber Kaynağı : 12punto
İlgili Haberler
Çok Okunanlar

İşte Mourinho ve Okan Buruk arasında yaşananlar...

Erdoğan kiminle bayramlaşmadı?!..

Aybüke Pusat sessizliğini koruyan Tolga Sarıtaş’tan tepki çeken hamle!

Gelinim Mutfakta 3 Nisan Perşembe puan durumu: Bugün çeyrek altını kim aldı?

Göstere göstere...

2 Nisan reyting sonuçları açıklandı! Dün en çok izlenen yapım ne oldu?

Atatürk'ün Üniversite Reformu

Oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu'nun emniyet sorgusu ortaya çıktı

Fenerbahçe-Galatasaray derbisine kavga görüntüleri damga vurdu

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan adaylık iddialarına net yanıt!
