İBB davasında Murat Ongun'dan çarpıcı savunma: 1 milyon dolar iddiası
İBB Davası'nın 59'uncu gün duruşmasında savunmasını yapan tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı Murat Ongun, iddianameye sert eleştiriler yöneltti. Davanın siyasi olduğunu savunan Ongun, diploma iptali süreci, etkin pişmanlık ifadeleri ve cezaevinde kendisinden 1 milyon dolar talep edildiği iddiasına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 59'u tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB Davası'nda 59'uncu güne girildi.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda görülen duruşmada, tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.
Mahkemenin görevlileri davayı takip etmek için Silivri’ye gelen gazeteci Barış Pehlivan’ı basın kartı olmadığı için duruşma salonundan çıkarttı.
Tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve ve Ekrem İmamoğlu'nun Danışmanı Murat Ongun, seyircilere seslenerek “Bugün çok güzel bir gün olacak” dedi.
İMAMOĞLU SÖZ ALDI
Ekrem İmamoğlu duruşmada söz aldı. Mahkeme başkanının cuma günleri de duruşma yapmak istemesi üzerine İmamoğlu, dört duruşması daha olduğunu belirtti.
Bunun üzerine mahkeme başkanı, diğer duruşmaları ilişkin ayarlama yapacağını ve cuma günleri duruşma olmayacağını söyledi. Ayrıca mahkeme başkanı, İmamoğlu'nun talebi üzerine savunmasının Murat Ongun, Tuncay Yılmaz, İnan Güney ve Fatih Keleş'ten sonra alınacağını belirtti.
MURAT ONGUN'UN SAVUNMASINDAN ÖNE ÇIKANLAR
Tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve ve Ekrem İmamoğlu'nun Danışmanı Murat Ongun, savunmasına başladı.
İddianameyi eleştiren Ongun, "Ülkemize örtülü bir kast sistemi gelmiş ama henüz haberimiz yok. İddianamede bağıra bağıra siyaset yapılıyor" dedi.
Ongun, davanın isminin İBB Davası olmadığını, İmamoğlu Davası olarak anılması gerektiğini söyledi.
"Bu dava A'dan Z'ye siyasidir" diyen Ongun, "Bunu siz de cümle alem de biliyor. Ben de burada bir prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincindeyim" ifadelerini kullandı.
Ongun, şunları söyledi: "Bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir. Onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir. Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir."
26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2. dalga İBB operasyonunda eşinin de gözaltına alındığını belirten Ongun, "27 Nisan'da bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan’dı. 15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Şöyle dedi; 'Ortak arkadaşımız diyor ki 1 milyon dolar verirse eşinin tutuklanmamasını sağlarım.' Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum" ifadelerini kullandı.
Ekrem İmamoğlu'nun diploma iptali ile İBB operasyonun arasındaki ilgiden bahseden Ongun, "Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı. Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi" diye konuştu.
Murat Ongun'un savunmasından öne çıkanlar şöyle:
"Sayın Başkan, sizler kolayca söyleseniz de; bizim memlekette itiraz etmek kolay değil. Arkamda Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye’nin 1. partisinin cumhurbaşkanı adayı oturuyor. O da birine itiraz etmiş. Sonuç; malum. Bu coğrafyada itiraz popüler değildir. Pek tasvip edilmez. Onun yerine itaat tercih edilir. Sözü bile var: ‘’itaat et, rahat et.’’ Konforlu bir alan yani. Rahat ettiriyor. Bizim gibi umutsuz rahatsızlara ise ne gam! Devamlı itiraz ediyoruz. Neye? Haksızlığa. Neye? Adaletsizliğe. Neye? Adam kayırmaya, ikili hukuka, partizanlığa, gerçek yolsuzluğa! İtirazın sonu, huzurunuzdayız sayın başkan!
SAVUNMAMIN ADI 'ŞÜPHE SAVUNMASI'
Resmi adı iddianame olan bu kurgu esere çeşitli isimler verildi. İftiraname dendi. Doğru bir tanım. Ekrem Başkan; terfiname dedi. Haklı. Üstelik delilli. Sırası gelince ben de kendi tanımlamamı yapacağım. Madem bu çorbayı pişirdiler, kötü de olsa içecekler.
Sayın Heyet; Benim savunmamın adı: Şüphe savunması! Şüphe; sadece savcıların mesleki çıpası değil. Asıl, gazetecilerin mesleki çıpasıdır. Yani öz mesleğimin. Burada CV’mi anlatmayacağım. Çünkü Ekrem Başkan’dan sonra tüm yaşamı en çok bilinen, en şeffaf olan, her daim medya radarında bulunan, yaptığı her işe fener tutulup incelenen ikinci kişi benim.
"GAZETECİLER YARGILANIYOR"
Ankara’dan tanıdığım gazeteci abilerim yargılanıyor. Güya benim talimatımla halkı yanıltıcı yayınlar yapmışlar. Üstelik benden para alarak! Bizim mesleği bilmiyor tabi, iddianameyi yazanlar. Belli ki, havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyor. Bilseler; benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın’a, Ruşen Çakır‘a, Şaban Sevinç’e Yavuz Oğhan‘a talimat veremeyeceğimi öğrenirlerdi. Ancak, onların benim kulağımı çekme bana fırça atma hatta bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi.
"BU DAVANIN ADI İMAMOĞLU DAVASIDIR"
Bu davanın adı İBB davası değildir, İmamoğlu davasıdır. Bu dava A’dan Z’ye siyasi davadır. O yüzden ben burada bir prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincinde olan biriyim. Tıpkı neden tutuklandığımı bildiğim gibi. Bu davada benim gibi bir kısım sanıklar ve avukatları şapkalarından bir değil, on tavşan çıkarsa da nafiledir. Şimdilik.
İmamoğlu davası ile Ekrem İmamoğlu‘nun, tırnak içerisinde söylüyorum sözün sahibi belli; telef olacağını düşünenler için bu dava Ahmak Ateşi’nden başka bir şey değildir. Ahmak Ateşi; aldatıcı umut demektir. Ahmak ifadesi bizim tarafta kullanılınca, negatif yargı dinamiği işlediği için, açıklamasını mecburen yaptım.
Siz kanaatimce azımıza çokça ceza deklare edeceksiniz. Ve umarım ki; iddianame sahipleri gibi nicelik sanrısı ile sayfalarca uzayan gerekçeli karar görmeyiz. Çünkü, sizin ceza kararınızın ikna edeceği bir halk yok. Kararı millet adına alacaksınız ama millet karara karşı çıkacak. Çünkü kararını verdi. Millete rağmen bizi hücreden çıkarmayacaklar!
İDDİANAMEYE ELEŞTİRİ
İddianame Türkiye’de ikili hukuk olduğunu ispat ediyor. İddianame ülkemizde seçkin ve özel insanların, biz fanilerle kanun önünde eşit olmadığını kanıtlıyor. İddianame bağıra bağıra ‘’siyaset yapıyorum’’ diyor.
Ben bu son paragrafı yazdığımda, yazar ekibinin lideri olan Sayın Başsavcı henüz Bakan olarak atanmamıştı. O atanınca ‘’bu dava siyasidir’’ söylemini terk etsem mi, diye düşündüm. Çünkü İmamoğlu Davası’nın göbekten siyasi dava olduğunu gösterecek, daha kuvvetli bir delilim yoktu. Zaten, bakanlık performansında, Sayın Gürlek ne içten bir AK Partili olduğunu ortaya serdi. Şimdi ne yapmalıyım? Ne düşünmeliyim? Sayın Bakan şubat ayına kadar; bağımsız, siyasete mesafeli, önyargısız bir hukukçuydu, savına inanmalı mıyım? Bir günde AK Parti’yi bu kadar içselleştirdi diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına pek pek uymuyor.
"İDDİANAME FRANKENSTEİN’IN ESERİ GİBİ"
Yaklaşık 200 yıldır tüm dünyanın bildiği bir hikaye var. Bu hikâyede kibrinin esiri olmuş biri, kendisini Yaradan’la kıyaslayacak kadar cüretkarlaşmıştır. Bir gün sadece Tanrı’ya mahsus bir şey yapmaya kalkar. Bir yaşam formu yaratmaya karar verir. İşinde çok başarılı biri olsa da, etik ve ahlak sınırlarını çok aştığı için yaratmak istediği canlı, bir yaratık, bir ucube olarak ortaya çıkar. Bu ucube toplumdan dışlanır, taşlanır. Bu dışlanmışlık yaratığı acımasızlığa ve saldırganlığa sürükler. Yarattığı ucubeden tiksinen kişi ise onu terk eder.
Anlattığım hikaye Mary Shelley’nin yazdığı Dr. Frankenstein isimli korku hikayesidir. Evet, Dr. Frankenstein etiği ve ahlakın özünü unutup çıktığı yolda, kibriyle bir ucube yaratmıştır. Bu ucubenin saldırganlaşmasına sebep olmuş ve doktor yarattığı ucubeden, onu terk ederek kaçmıştır. Sayın Başkan; bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir. Onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir. Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir.
"DİPLOMA İPTALİ İLE OPERASYONUN İLGİSİ"
Daha geçmişi de var ama önce sadece 18 Mart – 23 Mart arasındaki 5 günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu 5 günde gizli.
18 Mart 2025 saat 18:00 – İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06:00’da İmamoğlu Operasyonu yapıldı.
Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti? Evet 23 Mart’ta bir önseçim vardı ama bu CHP’nin iç konusuydu. YSK’nın değil.
Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay - 3 ay - 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada. Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı. Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı.
Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi. Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanların şu olacaktı: ‘’Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu‘nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu.’’ İşte bunu diyeceklerdi savunma argümanı olarak.
Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Kabak onun başına patlayacaktı. Ve fakat bu kurnaz plan öngörüsü boşa çıktı.
23 Mart 2025 günü, biz sandığa 500 bin CHP üyesi getirmeyi hedeflerken 15.5 milyon insan İmamoğlu‘nu seçti bile. Kurnaz plan o gün çöktü! O argüman tarih oldu. Size anlattığım bu sarih gerçek bize tek bir şeyi gösteriyor: ‘’Korkuyu’’
Diploma, işte bu korkuyla, endişeyle iptal edildi. Haksız olan korkar! Başka bir şey daha diyeyim. O mutlak butlan kararı, o gözükaralık bile buradan kaynaklı.
"5 İTİRAFÇI SANIK AYNI AVUKATA SAHİP"
1 aylık medya yönlendirmesinin ardından Nisan ayı sonundan başlayarak, Mayıs ve Haziran’da pik yapacak şekilde, basmakalıp itirafçı ifadeleri okumaya başladık. Art arda benzer cümleler kuranlar, art arda tahliye olmaya başladı. Her çıkan, geride yeni bir yalancı tanığın daha doğmasına yol açıyordu. Hayatımda adını ilk kez duyduğum itirafçılar, daha doğrusu iftiracılar kendimin dahi bilmediği yönlerimi anlatıyor, ben de bu huylarımı gazetelerden okuyarak öğreniyordum.
İsmim bilmediğim ağızlarda çeşitli tariflerde dolaşıyordu. Bu furya öyle bir hale geldi ki, bir yalan hikâye uydurup tahliye olan şüphelinin avukatı da bir anda gözde avukat oluyor ve yeni müşteriler ediniyordu. Yoksa bu dosyada 5 itirafçı sanığın, sonradan aynı avukata sahip olmasını, tesadüf olarak niteleyemeyiz.
"KIZIMIN KÜPELERİ SORUŞTURMAYA DAHİL EDİLDİ"
1 yıldır tutukluyum. 1 yıl ilk başta kulağa insan ömrü içinde çok uzun bir zaman dilimi gibi gelmiyor. Oysa mesele sadece hücreye tıkılmak da değil. 1 yıldır kaynağının neresi olduğu belli olan haberlerle medya linçimiz de devam ediyor. Hayatınızda ilk kez girdiğiniz ve uyum sağlamaya çalıştığınız hapishaneden, bir gece yarısı hastaneye götürülüp, sabahın ilk ışıklarıyla bilmediğiniz bir başka cezaevine sevk edilmek de var bizim hikâyemizde. Ailemize yönelik hamleler, 3 kez basılan yuvamız, tutuklanan ya da adli kontrole alınan yakınlarımız da var bizim hikâyemizde.
Evinizi basmaları yetmiyor. Kızınızın kulağındaki küpeleri, oğlunuzun başucundaki harçlığı da soruşturmaya dâhil ediliyor. Sonra bunlar, medyada yazılınca o dönemin Dezenformasyon Başkanlığı bu haberleri yalanlıyor. Oğlumun harçlığının kasadan çıktığını belirtiyor. Zeka küpleri. Kasaya oğlanın harçlığını koyup, üzerine ‘’Koray’ın Harçlığı’’ mı yazdık? Nereden anladın? Birazcık zekâ kullanın bari. Ama Allah büyük. Benim evlatlarıma yapılanları hafife alıp yalanlayan o birimin başkanının adı her türlü rezilliğe karıştı ve görevden alındı. Tabii ki tutuklanmadı. Hatta yeni iş buldu. Çocuklar üzerinden algı yaratmaya çalışan bu zatın, kendisini en son Akın Bakanımızın devir teslim töreninde alçak koltuğunu kaldırmaya çalışırken gördük. Kaldıramadı da. Kaldırmayı beceremeyince şahsı ortadan kaldırdılar. Perde arkasından çalışıyor şimdi. Aklı sıra gizli.
"1 MİLYON DOLAR TALEP EDİLİNCE ŞOK OLDUM"
Sayın Başkan; mahkeme huzurunda bir bilgiyi de paylaşmak isterim. 26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2. Dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü yaşıyordum.
Ertesi gün, yani 27 Nisan 2025 Pazar günü saat 14:15’te bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan’dı. 15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Avukatım iletir. Görüşme kabinine girer girmez bana “Beni hem sizin hem benim ortak şişman arkadaşımız gönderdi.’’ dedi. Cüneyt kiloludur biraz. Ben de kendisine şifreli konuşacak durum olmadığını, Cüneyt Yakut’u mu kastettiğini sordum, ‘’evet’’ dedi.
Sonra, Cüneyt Yakut’un kendisine söylediklerini bana aktarmaya başladı. Şöyle dedi; “Biliyorsunuz, size anlatmış Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1.000.000,00 $ verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım.” Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: “Kendisi ben de 300.000,00-400.000,00 $ var, 600.000,00-700.000,00 $ dolar verse bile hallederiz.” dedi. Avukata “Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok.’’ diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum.
"12 BİN 500 YILLIK İNSANLIK TARİHİNDE GÖRÜLMEDİ"
Savcılık bizi hem ekonomik, hem de anlayamadığım şekilde politik bir suç örgütü olarak itham ediyor. İddiaya göre, sözde örgütün yapısını analiz edersek; eko-politik bir suç örgütü olarak anlatılmışız.
İddianameye göre sözde örgüt kadrolarının yani bizlerin birinci amacı kişisel zenginleşme. İkinci amaç, üyesi olduğumuz siyasi partiyi yani CHP’yi ele geçirmek. Üçüncü amaç sözde örgüt liderimizi partimizin cumhurbaşkanı adayı yapmak olarak gösteriliyor. Yani aslında iddianameye göre biz, hırsızlık yapmak için seçimle işbaşına gelmeyi hedeflemiş enteresan bir kafası olan insanlarız. Yolsuzluk yapmak için olabilecek en meşakkatli ve çok denklemli bir metodoloji tercih etmişiz. İddianame örgütün ana amacını, aslında sonraki sayfada berraklaştırmış. Birkaç sayfa sonra 4. ve bence ana amaç anlatılmış. Bakla çıkmış ağızdan!
İddianame de diyor ki ‘’Şüphelinin Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde tohumlarını attığı ve hem kurup hem de yönetmiş olduğu "sistem” olarak tabir edilen çıkar amaçlı suç örgütünden elde edilen maddi kazancın olası Cumhurbaşkanlığı makamı ile çok daha fazlasına ulaşılabilmesi, yani rüşvet, usulsüzlük ve yolsuzluk çarkının daha öncesinde yönettiği belediyelerden ötesine geçilerek ülke geneline yayılmasının hedeflendiği anlaşılmıştır.’’
Evet, böyle diyor savcılarımız.
2015’de Beylikdüzü’nde kurulan bu örgütün liderinin ilçe belediye başkanı iken, ileride cumhurbaşkanı olmayı hedefleyip yolsuzluğu nihai hedef olarak ilçe sınırından, Türkiye sathı mahalline taşıma amacında olduğunu iddia ediyor. Aynen bunu diyor. Değerli heyet; Göbeklitepe’de keşfedilen kalıntılar insan medeniyetine dair ilk bulgular olarak anlatılır. Tarihsel olarak en az 12 bin 500 yıl öncesine dayanıyor. Belirtmek isterim ki 12 bin 500 yıllık insanlık tarihinde hırsızlık yapmak için bir devletin başına geçme gayesiyle yola çıkan herhangi bir Homo Sapiens görülmemiştir. Tarihin hiçbir evresinde hırsızlık yapmak için devleti ele geçirme hedefi koyan bizim gibi bir şebeke de olmamıştır. Irk kökenli idealler, dini hedefler, devrimci amaçlar, ideolojik gerekçelerle devleti ele geçirme amacıyla harekete geçenler olmuştur. Ayrıca bu amaç uğruna darbe yapan, ayaklanma çıkaranlar da olmuştur. Rejim değişiklikleri meydana gelmiştir. Bunların hepsi insanlık tarihinde yaşanmıştır. Lakin 12 bin 500 yıldır, hırsızlık yapmak için siyasete girip ülke yönetimini ele geçirmeye çalışan birine henüz denk gelinmemiştir. İddianame, Ekrem İmamoğlu’na 12 bin 500 yıldır olmayan bir şeyi oldurmuş. Bakın, bu gerçek olsa böyle bir kafa ile yola çıkan birinin sahip olabileceği şey çok sayıda aklı başında insandan oluşan bir örgütten ziyade, sadece kafasına takacağı bir huni olabilir.
"İL BİNASI ALINMASI DELEGELERE MENFAAT SAĞLAMAZ"
Yine iddia makamına göre Ekrem İmamoğlu il binasının alımına neden dahil olmuş? Partiyi ele geçirmek amacıyla. İşte mantıkla izahı olmayan diğer çelişki burada. Eğer iddia olunduğu üzere il binası, rüşvet paraları ve iş adamlarına yapılan baskılar sonucu elde edilen gelirle alındıysa bu alım örgütün ilk amacı olan kişisel zenginleşmeyle çelişiyor. Öyle ya, bina CHP’nin kurumsal malı olacak. İmamoğlu’nun kişisel malı değil. Kişisel zenginleşmeyle çelişti bu durum.
Bu işlem sözde örgüte bir gelir kaynağı değil, bilakis gider kalemi oluyor. Peki, bu satın alma 2. amaca yani partiyi ele geçirme amacına uygun mu? Tabii ki hayır. O amaçla da çelişiyor. Parti delegesi 81 il sathındadır. İstanbul’da il binası alınması, diğer il delegelerine bir menfaat sağlamaz. Çok fantastik düşünelim ve yine de bina alındı diye tüm İstanbul delegelerinin Ekrem İmamoğlu tarafına geçtiğini varsayalım. Bu durum da başka mahkemelerde görülen CHP İstanbul il kongresi ve CHP 38. Olağan Kurultayı’na karşı açtığı davalar ile çelişiyor. O davalarda, delegelerin maddi menfaat ile, yakınlarına iş vaadi ile ikna edilerek oy verme eğilimlerinin değiştirildiği iddia ediliyor, bina satın alınarak değil. Delege para ile mi, yakınına iş ile mi, yoksa il binası alımı ile mi ikna edildi, kafalar karışık. İddialar birbirine dolanmış. Hal böyleyken Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi, mutlak butlan kararı verebilmiştir.
Odağımıza dönersek, Ekrem İmamoğlu il binası alımında devreye girerek sözde örgütünün birinci mottosu olan kişisel zenginleşme karşıtı bir tavır göstermiştir. Ayrıca dendiği gibi, iddia edildiği üzere delegeye para verip partiyi daha hızlı ele geçirme imkânı varken iddiaya göre çok daha fazla parayı şahsına ait olmayan bir binaya harcatmış. Örgüt geliri amacının aksine harcanmış. Yani ya Ekrem başkan bu işi bilmiyor ya da iddianameler çelişiyor. Yanıt çok açık: İmamoğlu iddianamesiyle CHP’ye açılan davaların iddianameleri alenen çelişki içerisindedir. Hangi iddianamenin hangi iddiası doğru sorusu, yanıtı olmayan muallaklıktadır.
"SEÇİM KAZANMAK SUÇ OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR"
İddianame diyor ki, suç işleme amacında kesinti olmadıkça suçun icrası devam eder. Aynı şekilde suçun kesintisiz olarak 2015’den beri devam ettiğini belirtiyor. O zaman, burada iddia makamının suç olarak değerlendirdiği şey seçim kazanmak. Çünkü iddia konusu eylemler ancak seçim kazanılınca edinilecek yetkilerle yapılabilir. Bu durumda İstanbul’un tüm seçmeni de 3 defa sözde suçların kesintisiz işlenmesine yardımcı olmuştur. Yani 10 milyon İstanbullu seçmen, sözde örgüte yardımcı olmuş. Milleti zanlı statüsüne sokan bir metindir bu. Böyle cümle olmaz.
Kabul edilemez. Milyonlarca İstanbulluyu sanık yaparsınız. Ayrıca milletin özgür iradesine, seçme ve seçilme hakkına karşı iddia makamının saygı duymadığı sonucu çıkar. Soruşturmanın lideri bugün Adalet Bakanı olarak tercih edilmiş ise yurttaşların en temel demokratik hakkı olan seçme hakkına AK Parti’nin de iddia makamı ile paralel baktığını gösterir. Bu kritik bir saptamadır. AKP tarafından dikkate alınmalıdır.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Pasaportuna el konulan başbakanın eşinden Ankara hamlesi
2026 Dünya Kupası Tinder’ı uçurdu
Valilik saat vererek yasak kararı aldı
Kiralar askıya alınsın kampanyası
Tahliye edilen eski hakem Elif Karaarslan'dan ilk paylaşım
Rüyasında annesi tarafından öldürüldüğünü gördü, uyanıp onu öldürdü
Kılıçdaroğlu'nun 'dokunulmazlık' açıklamasına dikkat çeken yorum
Memleket dahilindeki iktidar sahipleri, kendi halkından utanır mı?
AKP kulislerinde erken seçim değil, bambaşka bir hazırlık konuşuluyor
Almanya’da 6 kişinin öldüğü saldırının nedeni velayet anlaşmazlığı