Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Kaç, saklan ve savaş: 25 çocuk, bir öğretmen ve 60 saniye

Son haftalarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar, Türkiye’nin uzun süredir ertelediği bir gerçekle yüzleşmesini artık kaçınılmaz hale getiriyor. Şiddet, artık coğrafi olarak uzak ya da istatistiksel olarak ihmal edilebilir bir risk değil. Düşük olasılıklı olabilir, evet. Ama etkisi yüksektir. Ve bu tür tehditler, gerçekleştiği anda değil, öncesinde ciddiye alınmadığında yıkıcı hale gelir.

Bu olayları “münferit” olarak tanımlamak, analitik bir değerlendirmeden çok psikolojik bir savunma refleksidir. Çünkü münferitlik, tekrar etmeyeceğinin garantisi değildir. Aksine, hazırlıksız sistemlerde her yeni olay, bir öncekinden daha ağır sonuçlar üretir. Sorun tekil olaylar değil; sistemin bu olaylara nasıl hazırlandığıdır.

Türkiye’de uzun yıllardır okulların “güvenli alan” olduğu yönünde güçlü bir inanç var. Ancak bu, hukuki ya da operasyonel bir gerçeklikten çok kültürel bir kabuldür. Bu kabul, geçmişte işe yaramış olabilir. Fakat güvenlik paradigması değişirken aynı varsayımlarla devam etmek, güvenliği sağlamak değil; güvenlik illüzyonu üretmektir.

Dünyanın birçok ülkesinde bu kırılma çoktan yaşandı. Özellikle okul ve kamu alanlarında geliştirilen “Run, Hide, Fight” yaklaşımı — Türkçesiyle “Kaç, Saklan, Savaş” — artık bir seçenek değil, bir zorunluluk olarak kabul ediliyor.

Bu model basit ama çok kritik: Öncelikle mümkünse olay yerinden uzaklaş, yani kaç. Bu mümkün değilse görünürlüğünü minimize ederek saklan. Ve son çare olarak, hayati tehdit altındaysan, organize şekilde karşı koy, savaş…

Bu bir korku senaryosu değil; davranış kazandırma modelidir. Çünkü sistemler şunu kabul etti: Her saldırıyı önlemek mümkün olmayabilir, ama herkesin, özellikle de çocukların ve öğretmenlerin, o ilk 60 saniyede ne yapacağını bilmesi sağlanabilir.

Türkiye’de ise hâlâ temel tartışma şu seviyede: “Buna gerçekten gerek var mı?”

Oysa doğru soru çok daha nettir: Bir olay gerçekleştiğinde, o sınıftaki 25 çocuk ve 1 öğretmen ne yapacak?

Evet, bugün bu konular Meclis’te tartışılıyor. Güvenlik önlemleri, düzenlemeler, yeni karar taslakları gündemde. Bunlar gerekli ve önemli adımlar. Ancak kritik bir boşluk var: Bu kararların hayata geçmesi zaman alacak. Peki o zamana kadar ne olacak?

Yarın, hatta bugün, bir olay yaşanırsa? Bir sınıfta kapı kapandığında, içeridekiler ne yapacak? Kim liderlik edecek? Kim yön verecek? Kim ve nasıl doğru kararı ilk 60 saniyede alacak?

Bu soruların bugün bir cevabı yoksa, sorun zaten buradadır.

Active Shooter (Silahlı Saldırgan) eğitimleri veren biri olarak sahada net bir gözlemim var: En büyük direnç, ironik biçimde eğitim kurumlarının kendisinden geliyor. Gerekçe tanıdık: “Çocukların psikolojisi bozulur.” Oysa psikolojinin temel prensibi bunun tersini söyler. Belirsizlik kaygıyı büyütür. Bilgi ise kontrol hissi yaratır.

Yangın tatbikatları çocukları travmatize etmiyor. Çünkü ne yapacaklarını biliyorlar. Aynı mantık burada da geçerlidir. Doğru yapılandırılmış bir “Kaç, Saklan, Savaş” eğitimi, korku üretmez; refleks üretir.

Bugün yaptığımız ise bunun tam tersi: Hiçbir şey öğretmeyerek çocukları ve öğretmenleri kriz anında içgüdülerine bırakıyoruz. O içgüdüler çoğu zaman donakalmak, yanlış yöne kaçmak ya da kalabalığı takip etmektir. Yani en kritik anda, sistemi devre dışı bırakıyoruz.

Stratejik açıdan bakıldığında bu bir tercih değil, açık bir sorumluluktur. Deprem kuşağında yaşayıp tatbikat yapmamak ne kadar büyük bir ihmal ise, bu da aynı kategoridedir. “Bizde olmaz” ifadesi ise bir güvenlik politikası değil, ölçülebilir hiçbir karşılığı olmayan bir temennidir.

Bugün Şanlıurfa’yı, Kahramanmaraş’ı konuşuyoruz. Yarın başka bir şehri konuşmamak istiyorsak, tartışmayı değiştirmek zorundayız. 

Asıl soru artık şu: 

Bu eğitimleri vermemeyi seçtiğimizde, bir sonraki olayda ortaya çıkacak sonuçların sorumluluğunu kim üstlenecek? 

Ve belki de daha önemlisi : 

Kararlar çıkana kadar geçen sürede, YANİ BUGÜN o sınıftaki çocukları kim koruyacak?