Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Malumun ilanına kızılca kıyamet

Geçtiğimiz günlerde, CHP’nin eski Parti Meclisi üyesi Buket Müftüoğlu, Kızılcagün Platformu Panelinde “Siyaset ve Etik” konulu bir  konuşma yaptı. Konu ile bağlantılı örneklemeler yaparken 2009 yılında yaşadığı bir olayı anlattı. O günlerde başlayan “Andımızın kaldırılması” operasyonuna, Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği, “Andımızın kaldırılmasını onayladığına” yönelik sözlerini aktardı. Kılıçdaroğlu olayın yaşandığı günlerde henüz CHP Grup Başkanvekiliydi. 

Anlattıkları hiç de şaşırtıcı değildi, malumun ilanıydı. 13 yıllık genel başkanlığı sürecinde CHP’den bir Y-CHP yaratma girişimi kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmişti. Buket Müftüoğlu’nun anlattıkları, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi “CHP’sizleştirme” girişimleri içinde sadece küçük bir nokta kadar yer tutuyordu.

Ancak Kızılca kıyamet koptu. Haber köpürtülerek bir sosyal medya linçine dönüştürüldü.  Hatta Kılıçdaroğlu’nun avukatı hakaretler içeren bir mesaj paylaşarak, dava açacaklarını bile duyurdu.

Genel Başkanlığının ilk yıllarında kendisini hedef alan en ağır iddia ve eleştirileri “olgunlukla” karşılayan Kılıçdaroğlu’nu bu kadar öfkelendiren neydi? 

Acaba giderek yakınlaşan mutlak butlan davasının sonucunda yeniden CHP Genel Başkanı olma beklentisine bir engel olarak görmesi miydi?

Bir imaj tazeleme  ihtiyacında iken, yeniden CHP’yi CHP’siz bıraktığının hatırlatılması mıydı? 

Ancak bu örgütlü trol saldırılarına aşina olmuş kişiler olarak, saldırı, tehdit ve hakaretlerin Gerçek CHP’lilerin hafızalarını da tetiklediğine kuşku yoktur.

2007-2015 yılları arasında CHP Milletvekili, PM üyesi, hatta Deniz Baykal döneminde MYK üyesi olarak görev yapmış bir kişi olarak, CHP’nin, Y-CHP’ye dönüşümünün acılarını yaşamış olmam, kuşkusuz benim hafızamı da tetikledi.

CHP’nin kapatılarak bir Vakfa dönüştürülmesini isteyenlerin, CHP’li olmadıkları için milletvekili yapıldıklarını söyleyenlerin, CHP’yi statükocu, faşist, çağdışı ilan edenlerin, 6 Ok’u yeniden yapılandırmaya hatta yeni oklar eklemeye çalışanların, Atatürk’e “soykırımcı”, Ulusalcılara “kafatasçı” diyenlerin üşüştüğü ve övülerek koruma altına alındığı bir Y-CHP inşa edildi. 

Yeni CHP’nin destekçileri arasında kimler yoktu ki!  Örneğin Kılıçdaroğlu’nun en içten destekçileri arasında yer alan Nagehan Alçı, eski CHP’yi Vatikan yapısı  ile özdeşleştirdi.  Murat Yetkin “betonarme olmuş yaşlılar iktidarı olarak yorumladı”. Kimi danışmanları “fosilleşmiş CHP algısından” dem vurdu ve dönüşümün sağlaması ve belli isimleri değiştirmesi övgü ile anlattırıldı.

Kılıçdaroğlu, CHP’nin tarihsel geçmişini karalamayı temel bir yöntem olarak belirledi. Örneğin 11.Mart. 2012’de Habertürk’te yer alan Serdar Turgut, yazısında Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeyi  şöyle paylaşıyordu;

“AKP iktidarına karşı mücadele ederken bazen kendimi 1940’ların CHP iktidarına karşı mücadele ediyormuş gibi sayıyorum. Çünkü AKP iktidarı aynen 1940’lar CHP iktidarının koşullarını yarattı.”

Haziran 2014’te ise Diyarbakır’da Toplumsal Araştırma Merkezi’nin (DİTAM) toplantısında; “ Bizi hala 1930’ların ve 1940’ların CHP’si olarak görmeyin. Biz değişiyoruz. Yeni şeyler söylüyoruz. Demokrasiyi, özgürlüğü savunuyoruz. Çağdaş dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Eski CHP değil, dünya değişti, biz de değiştik” diyordu.

Acaba 1930’lı yılların CHP’sinin tüm dünyanın övgüyle izlediği, tarihimizin en başarılı dönemlerine imza attığını bilmiyor muydu?

Her fırsatı CHP’yi kötüleyerek değerlendirme konusunda uzmanlaşan Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adaylığına hazırlanırken zoom üzerinden muhafazakar aydınlarla da buluştu. 

Onlara, “ Siz kendinize muhafazakar diyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Asıl muhafazakar olan CHP, çünkü değişime direniyor”  sözleriyle DEVRİMİN PARTİSİNİ yerden yerden vuruyordu.

CHP’nin geçmişini yerden yere vurmak, kazanılan başarıları inkar etmek yetmemişti. CHP’nin ideolojisinin de değersizleştirilmesi ve bu yöntemle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel değerlerinin etkisizleştirilmesi de portföyünde yer alıyordu.

Atatürk, CHP’yi  ve çağdaş Türkiye’yi 6 temel kolon üzerine inşa etmişti. 1924 Anayasasında da ilkeler güvenceye alınmıştı. Ancak iki temel taşıyıcı kolon vardı ki, bunlar aslında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kimliğini taşıyordu. Laiklik ve Ulus Devlet/Üniter Yapı

Kılıçdaroğlu’nun ilk icraatı bu kolonlara yüklenmekle başladı. 2008 yılında “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan” dolayı kapatılmaktan kıl payı kurtulan ancak ceza alan AKP’yi akladı. 

22 Eylül 2010’da Berlin’de kendisine sorulan soruyu; “Ben bugün için laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum…Din adına özgürlükleri daha da genişletmek gerektiği görülüyor”diye yanıtladı.

21 Eylül 2010’da ise Akşam Gazetesine yaptığı açıklamada “ Cemaatlere saygılıyım. İnsanlar Nurcu ya da Süleymencı olabilir. Tarikat zaten yol demektir. Belli yolda bir araya gelen insanlar inançlarını paylaşıyorlar” dedi.

İlerleyen süreçlerde “utangaç laiklik” savunmaları devreye girdi. Laiklik tanımı kırpılarak, “inançlara saygılı olmaya” indirgendi.

Anayasanın 24. Maddesinde yer alan “Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen dahi olsa din kurallarına dayandıramaz” hükmü ve laikliğin din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını öngören altın kuralı yok sayıldı.

Milli Eğitim Sistemini tepeden, tırnağa değiştiren, laik ve bilimsel eğitimi, Eğitim Birliği Yasasını  ortadan kaldıran 4+4+4 sisteminin TBMM’de görüşülmesi sürecinde, milletvekillerine bir uyarı iletildi.

Grup Başkan Vekili Muharrem İnce Genel Başkanının talimatı olarak yasanın  görüşülmesinde “laiklik vurgusu” yapılmayacağını, tek tek dolaşarak tebliğ etti. 

Kılıçdaroğlu’nun himayesine alınan türban, Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Yargı Organlarının kararları yok sayılarak meşruiyet kazandı.

2008 yılının Şubat ayında, TBMM’de kabul edilen türbanla ilgili Anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesine taşıyan ve iptal ettiren CHP’nin, İptal gerekçesi altında; Önder Sav, Kemal Anadol, Hakkı Suha Okay’la birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun da imzası vardı. Sadece imzası yoktu, Anayasa Mahkemesinin kapısında çekilmiş fotoğrafı da basında yer almıştı.

Kılıçdaroğlu yıllardır siyasi bir simge olarak kullanılan Türban bayrağını, AKP’den devralmak istemişti. Böylece iktidar olacağına inanmıştı. Ne anaokulunun türbanlı bebekleri, ne türbanlı hakimler, subaylar, polisler, milletvekilleri umurunda bile değildi.

Milli Görüşçü Mehmet Bekaroğlu, 5-6 Eylül 2014 ‘te yapılan Olağanüstü Kurultay’da Kadın Kotasından PM üyesi seçilmiş ve  Kılıçdaroğlu tarafından Genel Başkan Yardımcısı yapılmıştı. Sicilinde Atatürk’e “Kefere Kemal” demek vardı. Ancak kolları sıvayıp, CHP’yi CHP’sizleştirme çalışmalarına başlamıştı. Milletvekillerine 22 sayfalık mektup göndererek, Altı Ok’u hedef aldı. Anayasadan laiklik ilkesinin çıkarılmasını, Türk Milleti yerine “Türkiyelilik “ kavramının kabul edilmesini, Kürt sorununun “özerklik” ile çözülebileceğini, CHP’nin örgütleri ve örgüt üyeleri ile değişerek daha muhafazakar bir kitlenin görev almasını hatta kullanılan Türkçe’nin bile değişiminin gerektiğini anlattı. Bu hadsiz açıklamalara karşın Kılıçdaroğlu, Habertürk’te ( 23.6.2016) kendisine bu konuda sorulan soruyu şöyle yanıtladı;

“Şimdi Bekaroğlu bir rapor yazdı diye onu alıp da eleştirmek kadar haksız bir şey olamaz. Yani PM’de kabul edilmiş bir rapor değil. Her milletvekili bana her gün, pekçok milletvekilimizin görüşü gelir….”

Ne kadar mükemmel bir yanıt değil mi? CHP hiçbir dönemde Kılıçdaroğlu döneminde olduğu kadar sahipsiz bırakılmamıştır….

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce, el yükselterek, türbanın yasa çıkartılarak güvenceye alınmasını bile istemişti. 

ARAMA TOPLANTILARI

Genel Başkan olur olmaz TESEV ile Arama Toplantılarını başlattı. Yeni baştan inşa edeceği CHP için SOROS Vakfının desteklediği TESEV’i kılavuz olarak belirlemişti.

Toplantıların ilki 10 Ekim 2010’da İstanbul Swiss Otel’de yapıldı.  Neo-liberal, ikinci cumhuriyetçi, uniter yapı ve ulusalcılık düşmanı takım, yeni CHP’yi dizayn edecekti.  

CHP, 87. Kuruluş yıldönümünden bir ay sonra, kuruluş ilke ve değerlerinden ayıklanarak Türkiye’nin İkinci Cumhuriyetini yapılandıracak parti olarak ameliyata alınmıştı.

O günlerde Kılıçdaroğlu’nun TESEV’in kurucu üyeleri arasında yer aldığı iddiası gündeme düştü.

İddiayı en somut biçimde açıklığa kavuşturan Barış Yarkadaş oldu, Yarkadaş; “Kılıçdaroğlu, Açık Toplum Enstitüsü SOROS’un desteklediği TESEV’in 183 no’lu kurucu üyesidir” açıklamasını yaptı.

CHP bu iddiayı şöyle yalanladı; “… Gerçek Gündem’in CHP örgütüyle, CHP’deki gelişmeler konusundaki haberleri ve yorumları asparagastır.”

Ancak haber doğruydu… Doğrulayan da Kılıçdaroğlu oldu…

Arama Toplantıları CHP’nin Kürt Sorunu ile ilgili yenilenme ihtiyaçlarına da yeni yol ve yöntem belirlemesine katkı yaptı.

2011 SEÇİM BİLDİRGESİ ve AÇILIM

2011 Seçim Bildirgesinde Y-CHP kendini göstermeye başlamıştı. Seçim sloganları, seçim müziği değişmişti. CHP ideolojisinden arıtılmış sloganlar sokaklarda yankılanıyordu.

Y-CHP; “Kürt yurttaşların kimlikleri önündeki engeller kaldırılacak, Dersim arşivleri açılacak” vaadinde bulunuyordu.

Hatta Tunceli Mitinginde “ Toplumsal mutabakatla doğudan batıya, kuzeyden güneye özgürce genel affın yolu açılsın” diyerek Öcalan’a göz kırpıyordu.

31 Mayıs Diyarbakır Mitinginde ise Kılıçdaroğlu halka şöyle sesleniyordu;

“Yeni CHP daha özgürlükçü, daha demokrat bir CHP’dir. Geçmişimizle yüzleşeceğiz. Her insan “eşit yurttaşlık” temelinde beraber olmalı. Yerel Yönetimlere özerklik şartını mutlaka getireceğiz.”

Aslında turpun büyüğü Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu tarafından hazırlanarak tüm PM üyelerine CHP Yönetimi adına dağıtılan Rapordaydı.

Raporun adı : “Türkiye’nin Kürt Kimlikli Vatandaşlarının Hak ve Özgürlük Talepleri ve CHP’nin Çözüm Yaklaşımları” idi.

Çözüm önerilerinin ilk sırasında 

• “Yeni Demokratik-Özgürlükçü Anayasa ve Eşit Yurttaşlık” yer alıyordu. Öcalan’ın da önerileri arasında yer alan bu maddede “eşit yurttaşlık” Anayasada Türk ve Kürt kimliklerinin ikili bir yapı içinde yer almasıydı.

• İkinci öneri ise Geçmişle Yüzleşme, Hakikatleri Araştırma Komisyonlarının kurulmasıydı. Türkiye’nin Dersim ve Sözde Ermeni Soykırımı ile yüzleşmesi amaçlanıyordu.

• Bir diğer madde ise Kültürel Haklar ve Anadilde öğretim idi.

CHP’nin Anayasada yer almasını istediği vatandaşlık tanımında Türk Vatandaşlığı yoktu. Raporda şöyle yazılmıştı;

“Kürt kimlikli vatandaşlar açısından yeni anayasada yer alması gereken en önemli başlık; etnik kimlik/ inanç/ siyasi düşünce vurgusundan arındırılmış, neutral bir vatandaşlık tanımıdır…. Yeni Anayasada etnik kimlik vurgusuna yer verilmemelidir.

“Türk Milleti” kavramındaki “Türklük”, CHP tarafından etnik kimlik olarak kabul edilmişti.

• Yeni idari yapılanmanın ise Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Kriterlerine uygun hazırlanması öneriliyordu.  Yani yerel yönetimlerle, özerkliğin kapısı aralanıyordu.

YENİ ANAYASADA TÜRKİYE CUMHURİYETİ YURTTAŞI

Kılıçdaroğlu 9 Mart 2012’de Ali Kırca’nın sorularını yanıtlıyordu.;

Biz Anayasada etnik kimlik tanımı yapmayacağız, yapılmamalıdır. Biz bir İMPARATORLUKTAN KURDUK CUMHURİYETİ. Biz bir üst kimlik tanımı yapacağız, alt kimliklerin tümüne de saygı duyacağız”.

Ali Kırca’nın sorusu üzerine de üst kimlik tanımını açıklıyordu;

“Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı”

Böylece Yeni CHP’nin Genel Başkanı, Atatürk’ün Partisini PKK’nın siyasi uzantıları ile paralel bir noktaya taşıyor, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Halkına Türk Milleti denir” tanımını çöpe atıyor, ruhumuzdan fışkıran “ Ne mutlu Türküm diyene” haykırışını yasaklıyor ve CHP’nin kuruluş ilke değerlerini yok sayıyordu.

Yazının başında aktardığım olaya dönelim; Buket Müftüoğlu’na Andımızdan duyduğu rahatsızlığı aktardığı anları anımsayalım.

Türk olmayı etnik bir kimliğe indirgeyen Kılıçdaroğlu, “TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM diye başlayıp, “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” SÖZÜYLE SONLANAN ANDIMIZDAN RAHATSIZLIK DUYMAZ MI?

Elbette duyar, bu nedenle de andımız 2013’de kaldırıldığında CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada konuyu geçiştirmiş, hafifletmiş ancak toplum baskısı artınca sahip çıkmak zorunda kalmıştır.

Genel Başkan olduğu dönemde art arda verdiği demeçlerle “Türk Milleti” kavramının değiştirilmesini pekiştiren Kılıçdaroğlu, bugün Müftüoğlu’nun Andımız konusundaki açıklamasından rahatsızlık  duyuyorsa,  bunun gerçek nedeni, paslanan imajını yeniden parlatmak ve dört gözle beklediği mutlak butlan davasından CHP Genel Başkanlığına uzanan yola parti tabanından destek bulmak içindir.