Euro
Arrow
55,1516
Dolar
Arrow
49,3581
İngiliz Sterlini
Arrow
65,2495
Altın
Arrow
6701,0016
BIST
Arrow
12.151
Anasayfa > Yazarlar > Bahadır Selim Dilek > ‘Sütte leke’ ve ‘kavunun kıçı’ meselesi…

‘Sütte leke’ ve ‘kavunun kıçı’ meselesi…

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 13.10.2026 06:00

Özgür Özel’in siyasette kavun testi uygulayacak hali yoktu. Cemil Tugay’ın kıçını koklayıp AKP’ye geçip geçmeyeceğini anlaması elbette mümkün değildi!

Ama öyle diyor.

Peki, 2024’te aynı Cemil Tugay’ı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterirken ne söylüyordu?

“Sütte leke var, onda yok!”

Daha ne desin?

“Çalışkan, dürüst, cesur, vatansever, iyi yönetici, iş bitirici…”

Cemil Tugay’ı anlatırken övgüde sınır tanımamış, kendisini siyasi yol arkadaşı ilan etmişti.

Şimdi o yol arkadaşı AKP’ye geçti. Sütte leke yoktu ama seçmenin iradesini iktidara peşkeş çekip AKP rozeti yakasına takmakta sakınca görmemişti!

İnsanın aklına şu soru geliyor: 

Özgür Özel, adayının gelecekte hangi partiye geçeceğini bilemeyebilir. 

Peki, bir siyasetçiyi bu kadar yakından tanıdığını söyleyip karakterine kefil olurcasına öven bir genel başkan, o siyasetçi karşı safa geçtiğinde hiç sorumluluk hissetmez mi?

Ortada sadece siyasi ahlakı ayaklar altına alacak şekilde bir belediye başkanı transferi yok.

Burada mutlaka konuşulması, tartışılması gereken Özgür Özel’in siyasi öngörüsü, aday belirleme yöntemi ve seçmene karşı olan sorumluluğudur. 

Bu aynı zamanda “En güçlü aday” diye sunulan isimlere, onları belirleyen mekanizmaya ve bu mekanizmanın arkasındaki siyasi akla duyulan güvenin sınavıdır.

Özgür Özel, bu sınavdan fena halde çakmıştır. Sütte leke var mıydı, yok muydu, artık bu saatten sonra tartışmanın bir anlamı kalmadı.

İşin asıl vahim tarafı, bunun ilk örnek olmaması.

31 Mart 2024 seçimlerinden sonra CHP’den seçilen belediye başkanları tabiri caiz ise Kuvâ-yı Seyyâre misali hareket etmeye başladı. 

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Ağustos 2025’te AKP’ye katıldı. Onunla birlikte Aydın’ın Söke, Yenipazar ve Sultanhisar belediye başkanları topuklayıp gitti.

Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal da Mayıs 2026’da tası tarağı toplayıp AKP’nin yolunu tuttu.

Ardından Ankara’dan İstanbul’a, İzmir’den Anadolu’nun farklı ilçelerine uzanan bir transfer zinciri oluştu.

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez, İzmir’in Çiğli ilçesinden Onur Emrah Yıldız ve Foça’dan Saniye Bora Fıçı bu isimlerden bazıları…

Son olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay! 

Ezcümle 2024 yerel seçimlerinden bu yana CHP’den seçilen 36 belediye başkanı bir şekilde kendilerini iktidarın kollarına attı. 

Bu sayı, belediye başkanlarının bireysel parti değişikliklerine ilişkin bir bilanço. Tutuklamalar ve başkanvekili seçimleri sonucunda yönetimi el değiştiren belediyeler ise ayrı bir başlık.

Şimdi soralım; bir başkan gider, iki başkan gider; peki, onlarca seçilmiş belediye başkanı aynı partiye yöneliyorsa bunu yalnızca kişisel tercihlerle açıklamak yeterli mi? 

Özgür Özel’in “Kavun değil ki kıçını koklayayım” sözü, işte bu yüzden meseleyi açıklamıyor. 

Tam tersine, sorumluluğu daha görünür hale getiriyor. 

Çünkü İzmir’de aday gösterilen beş isim arasından anketlerde birkaç puan önde çıktığı için Cemil Tugay’ın tercih edildiğini kendisi anlattı. Seçimi kazanma ihtimalini esas alan bir değerlendirme yapılmış olabilir. Ancak seçim kazanmakla, seçmenin oyunu temsil edecek siyasi anlayışı güvence altına almak aynı şey değil.

Adayın seçimi kazanması için yapılan hesap tutmuş olabilir; peki seçilen kişinin siyasi çizgisini koruma cesareti, iradesi…

Özgür Özel bu sınavdan nasıl çıkacak? Bir sonraki seçimde yine anketleri mi gösterecek? Yine “en güçlü aday” diyerek tartışmayı kapatacak mı?

İzmir milletvekili Yüksel Taşkın, “Bazı adaylarda yanlış yaptık, bazı adaylarımız çok iyiydi. Bunun bir özeleştirisi olmalı” dedi.

İtiraf bu kadar açık.

Ama özeleştiri, yanlış adaylar seçildiğini kabul edip dosyayı kapatmakla yapılmıyor.

Yüksel Taşkın’ın siyasi geçmişi de bu tartışmanın bir parçası. 

Kendisi, eski Taraf gazetesi yazarıydı. Bu gazetenin Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine dinamit koymak için yürütülen operasyonun en kullanışlı aparatı olduğunu bilmeyen yok. 

Ergenekon, Balyoz kumpasları sırasında Taraf gazetesinin ülkenin yurtseverlerine karşı nasıl iğrenç komplolar kurmuş olduğu henüz unutulmadı.

O dönemde işin başındakilerin, bu operasyon aparatında kalem oynatacak isimleri hangi kriterlere göre belirlediğini tahmin etmek hiç zor değil. Tabii ki, bunlar Türkiye Cumhuriyeti’ne, Cumhuriyetin kurucu değerlerine, Atatürk ilkelerine kayıtsız koşulsuz düşman olanlar arasından seçilmişti.

Ayrıca Yüksel Taşkın, Kemalizm’in ırkçılık olduğunu söyleyebilecek kadar fütursuzca açıklamalar da yapabiliyordu.

Buna rağmen milletvekili olması için İzmir birinci sırayı verdiler. Özgür Özel, bununla da yetinmedi, kendisini Yeni Parti’nin kurucuları arasına yerleştirdi.

Peki, bütün bu tercihleri yalnızca basit insani hatalar olarak görebilir miyiz?

Yoksa bunlar, CHP/Yeni Parti’nin kimliğini, siyasal yönelimini ve seçmenle kurduğu ilişkiyi değiştiren daha kapsamlı bir stratejinin parçaları mı?

Taşkın’ın kendisi bile aday tercihleri konusunda özeleştiri gerektiğini söylüyorsa, artık birkaç talihsiz seçimden söz edip geçilemez. CHP’nin siyasi kimliği, kadro tercihleri ve seçmenle kurduğu ilişki birlikte ele alınmalıdır.

Çünkü bu tercihler yalnızca parti yönetiminin kendi içinde verdiği kararlar olarak kalmıyor. Sonuçlarını, kendisine sunulan adaylar arasından seçim yapan yurttaşlar yaşıyor.

Seçmen, aday belirleme sürecinin gerçek öznesi miydi? 

Alternatifler daraltılırken, başka isimler devre dışı bırakılırken, seçmene “en güçlü aday” diye belirli bir isim işaret edilirken ne kadar söz hakkı vardı? 

Bugün o isim başka partiye geçtiğinde seçmen iradesini hatırlamak elbette kolay. Ancak o iradenin aday belirleme aşamasında ne ölçüde dikkate alındığı da aynı açıklıkla tartışılmalı.

Ez cümle, Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesinin siyasi sorumluluğu öncelikle kendisine aittir. CHP’nin oylarıyla seçilmiş bir başkanın başka bir partiye katılması, seçmen açısından açıklanması gereken ciddi bir siyasi tercihtir. Fakat onu aday gösterenlerin sorumluluğu da Cemil Tugay’ın kararını gerekçe göstererek ortadan kaldırılamaz.

Bu tablo, CHP’nin 2024 sonrasında yaşadığı bütün siyasi tartışmalarla birlikte düşünülmeli. Erken seçim talebinin zamanlamasından toplumsal öfkeyi sönümlendirecek protesto ve boykot stratejisine, Meclis’teki ihanet komisyonuna katılma tercihinden Kürtçülerle yapılan siyasi ittifak hesaplarına kadar alınan kararların her biri ayrı ayrı tartışılabilir. 

Ancak hepsinin ortasında, parti yönetiminin tercihleriyle seçmenin beklentileri arasındaki giderek derinleşen uçurum var.

Bir yönetim hata yapabilir. 

Fakat benzer sonuçlar tekrar tekrar ortaya çıkıyorsa, seçmenin artık yalnızca yanlış kararları değil, o kararları üreten anlayışı da sorgulaması gerekir, diyerek yazımıza noktayı koyalım.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları