Euro
Arrow
55,6082
Dolar
Arrow
49,5712
İngiliz Sterlini
Arrow
66,1486
Altın
Arrow
6597,4920
BIST
Arrow
11.600
Anasayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Barış Doster > Dış politikada algılar ve yalanlar

Dış politikada algılar ve yalanlar

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 20.10.2026 06:00

Hakikatin maalesef yalana, imaja sıklıkla yenik düştüğü bir çağda yaşıyoruz. Siyasette olsun, ekonomide olsun, akademide olsun, diplomaside olsun, toplumsal yaşamda olsun, gündelik hayatta olsun sıklıkla yaşıyoruz bunu. Fransa’da yaşanan olaylarda, halkın, gençlerin çok haklı ve meşru tepkilerinde de görüyoruz bunu, Ortadoğu’daki gelişmelerde de. 

Son yıllarda sadece siyaset bilimi, dış politika, diplomasi, uluslararası ilişkiler alanında değil, günlük hayatta da çok sık duyduğumuz kamu diplomasisi ve onun olmazsa olmazı olan yumuşak güç kavramlarını (kültür, sanat, bilim, sinema, edebiyat, spor vb) öylesine eğip büküyorlar ki, gerçekler ortaya çıkana dek, yalan dünyayı 10 kez dolaşıyor. 

Oysa normalde, kamu diplomasisi gerçek bilgiye, belgeye dayanır. Dayanması gerekir. Dayandığı varsayılır. Buna karşılık, özellikle de emperyalist merkezler öylesine bir kara propagandaya, kirli propagandaya başvuruyorlar ki, yalan – yanlış bilgileri öylesine allayıp pullayarak yayıyorlar ki, kaçınılmaz olarak bu yalanlara kanan çok oluyor. Bu sayede başka bir ülkede toplumu, başka bir devletin yurttaşlarını etkiliyor, onları ikna ediyor, onların rızasını alıyorlar. Sosyal medyayı bu açıdan çok etkili, verimli, başarılı kullanıyorlar. Psikolojik savaşta, algı yönetiminde, toplum mühendisliğinde, kısacası karanlık savaşın tüm yöntemlerini uygulamada öne çıkıyorlar. 

Örneğin, eskisi kadar rahat at oynatamasa bile, ABD halen bu konuda açık ara önde. Elindeki sert güç araçları yanında (siyasi, iktisadi, askeri), yumuşak güç unsurlarını da (İngilizceden tutun ABD film, müzik, eğlence, yeme içme, moda, kültür endüstrisine, ABD üniversitelerinden tutun NBA basketboluna dek) kullanmada hayli deneyim sahibi çünkü. Elindeki gücü de, sonsuz, sınırsız, sorumsuz bir şekilde İsrail için kullanıyor. İsrail’in sınır tanımaz vahşetini destekliyor. 

Anımsayalım ve soralım: ABD; İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü tanıyıp, büyükelçiliğini bu şehre taşırken, başkanlık koltuğunda oturan Trump idi. Önceki başkanlık döneminde atmıştı bu adımı. Aynı Trump, bugün halen İslam dünyasında, Arap aleminde, büyük sevgi ve saygı görüyorsa, bunu nasıl izah etmeli? 

Kudüs’ü, kısaca 4 başat, belirgin, bariz kimliği olan Kudüs’ü, bölgesel ve kültürel anlamda Ortadoğulu olan, dini anlamda üç Semavi din açısından da kutsal sayılan, kavmi anlamda Arap, milli anlamda Filistinli olan Kudüs’ü, İsrail işgal ederken, gasp ederken, 57 üyeli İslam âlemindeki ve 22 üyeli Arap dünyasındaki boğucu sessizliği tepkisizliği, ilgisizliği nasıl açıklamalı? 

Sözün özü, bilgi kirliliğinin yaygın, cehaletin örgütlü ve kurumsal olduğu günümüzde, akıl, bilim ve gerçeğe sadakatte inat etmek, büyük bir erdem olarak önümüzde duruyor. 

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları