Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,7681
Dolar
Arrow
43,3996
İngiliz Sterlini
Arrow
57,9170
Altın
Arrow
6098,4502
BIST
Arrow
10.729

50’lerin Küba’sı

Bu yeni yıla Guatemala’da merhaba deme şansım oldu. Bu yazıyı da Antigua, Guatemala’da kaleme alıyorum. Her yeni seyahat farklı heyecanlar, sıra dışı deneyimler ve keşiflerle dolu olduğu kadar beklenmedik sürprizlere, doğal ve sosyopolitik gelişmelere de gebe. Meksika’nın kültürel mirasları ile bir gün önce vedalaşmıştım ki ülkede jeolojik bir deprem hemen ardından da Venezuela’da politik bir depremin haberleriyle sarsıldık. Bu sebeple bu hafta Küba özelinde Güney Amerika’ya değinelim; 50’lerin Küba’sına ve bu topraklarda filizlenen devrim ateşiyle harlanmış bir coğrafyaya..

Guatemala için yola çıkarsanız ülkenin Karayip kıyısındaki tarihi liman şehri PuertoBarrios’u ziyaret etmeyi unutmayın. Garifuna, Maya ve Ladino kültürlerinin etkisini taşıyan Puerto Barrios, kolonyal dönem mimarisi, beyaz kumlu plajları, geleneksel Latin müziği, yerel dansları ve deniz ürünleri mutfağı ile öne çıkar. Muz, kahve ve petrol gibi ürünler de ekonomide kritik bir rol oynar. Hal böyle olunca ABD’li şirketlerin de gözü burada olur ve elbette çoğu Guatemalalı olan Latin Amerikalı işçilerin ağır çalışma şartlarını gözlemleyen genç bir doktorun da.. Tıp eğitimini Arjantin’de alan ve mezuniyetinden sonra Latin Amerika’yı dolaşırken 1953-1954 yıllarında Guatemala’ya gelen o genç Che Guevara’dır.

Hikayemiz de böyle başlıyor. Puerto Barrios’un rıhtımından Küba’nın puro kokan sokaklarına uzanan bu yolculukta 50’lerin Küba’sı ve Küba devriminin izlerini sürüp bu hikayenin nasıl gerçek bir parçası olabiliriz gelin biraz daha yakından bakalım.

50'li yıllardı. Eski bir general olan Batista, Küba'nın devlet başkanı olmuştu. Küba demokrasisi ise daha doğmadan bu yeni başkanın diktatörlüğü ile bitiyordu. Küba ekonomisi çökmüştü. Halk, işsiz ve açtı. Okuma yazma sayısı az olan halkın birçoğu tam olarak ne olup bittiğinin farkında olmasa da Batista diktatörlüğüne karşı küçük çaplı isyan ve ayaklanmalar oluyordu. Bu isyancılar arasında iki kardeş öne çıkıyordu. Fidel Castro ve kardeşi Raul. Öyle ki Batista'ya karşı başarısız oldukları darbe girişimi sonrası Meksika'ya sürgün edileceklerdi. Küba'ya döneceklerdi ve çok geçmedi. Meksika'da bulundukları sırada Guetamala’dan buraya gelmiş olan efsanevi devrimci lider Che Guevara ile tanışmış ve Granma teknesi ile Küba'ya doğru çoktan yola çıkmışlardı. Hikaye yeni başlıyordu. Söz vermişlerdi. Devrimi gerçekleştireceklerdi.. Öyle de oldu. Mücadeleyi kazandılar. Batista devrildi ve çareyi ülkeden kaçmakta buldu. Sözlerini tutmuşlardı. Bu sözle çıkılan devrim yolunda geçen yılları Che, tek bir söz ile özetleyecekti: Hasta la Victoria Siempre! (Zafere kadar, daima!)...

Peki bizler romantik gezginler, 50’li yılların Küba’sını yaşayabileceğimiz gerçek deneyimlere sahip olabilir miyiz? Mümkün..

Küba’da Eklektik Konaklama (Devrimin Gölgesinde)

Küba’nın ve hatta Karayipler’in en eski otellerinden birinin kapılarını aralayabiliriz. Ülkenin tarihine doğrudan tanıklık etmiş simgesel bir yapının kapılarını... Rubén Darío gibi edebiyat devlerinden Anna Pavlova gibi isimlere ev sahipliği yapmış bu tarihi mabette konaklamanın keyfini yaşayabiliriz. Klasik ambiyansın nostaljik anılara ve gerçek hikayelere karıştığı efsane yapının ziyaretçi defterindeki isimler de bunlarla sınırlı değil elbet. Yazar Frei Betto, Winston Churchill ve José Martí gibi isimler de var. Ve hikaye 1800'lü yıllarda başlıyor. Eski bir tiyatro binasının tiyatroya gelen Avrupalı sanatçılar ve aristokratlar için bir otele dönüştürülmesiyle... Öyle ki zamanla yalnızca bir konaklama yeri değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir merkez haline geliyor. Küba’nın ulusal kahramanlarından José Martí, pek çok toplantıyı burada düzenliyor ve ünlü konuşmalarını burada yapıyor. 19.yüzyılın sonlarında ise, Küba’nın İspanya’dan bağımsızlığı için yapılan entelektüel ve devrimci buluşmaların önemli adreslerinden biri oluyor. Devrim öncesi ve sonrası dönemlerde de sanatçılar, yazarlar ve gazeteciler otelin müdavimleri arasında yer almaya devam ediyor.

Evet 50'lerin Küba'sındayız.. Eskimeyen mimari ve devrimin izleri... Klasik kolonlar, simetrik düzen, ferforje balkonlar ve büyük pencereler.. Bir Neo-KlasizimTrio'su: Güç, Düzen ve Zarafet. İç mekândaki seramik ve mozaik detaylar, vitray, oymalı tavan ve İspanyol kolonyal dönemi estetiği. Neo-klasik cephesi, dökme demir balkonları ve yüksek tavanlı salonlarıyla görenleri hayran bırakan bu yapıda konaklayarak, kim bilir belki Churchill'in puro kokuları ya da José Martí'nin ateşli konuşmaları arasına karışacaksınız. Küba tarihini “yaşayarak” hissetmek isteyen gezginler için bu deneyim lüks bir modern otelden çok, Havana’nın ruhunu taşıyan yaşayan bir tarih kitabının sayfaları arasına girmek olacaktır. Jose Martí'nin “Küba’nın kaderi Kübalıların elinde olacak” dediği yerde olmak,sadece eski bir bina değil, sözlerin silaha, fikirlerin tarihe dönüştüğü işte bu yerde başlamakyolculuğa..

Havana’nın Ritmi: Buena Vista Social Club

Dar sokaklarıyla ve pastel renkli binalarıyla Havana, her köşesinde ayrı bir hikaye anlatan bir şehir. Akşamın alacakaranlığında, Calle Aramburu’nun taş döşeli yolunu takip ederken, eski bir dönemden fırlamış gibi duran Buena Vista Social Club’ın ışıkları görünür. Kapıdan içeri adım attığınız anda ise, şehirdeki modern hayatın gürültüsü arkada kalır; burası zamanda bir duraklama noktası, geçmişin ve müziğin birleştiği bir limandır.

Mekan, adını 1950'lerin Havana’sındaki efsanevi sosyal kulüpten alıyor. Tarihi duvarlarda, sararmış fotoğraflar ve plak kapakları, Küba’nın altın çağındaki müzik dünyasına dair sessiz bir anlatı sunuyor. Ahşap mobilyaların, antika lamba ışıklarının ve hafif tütsü kokusunun arasında dolaşırken, sanki yıllar öncesinin Havana’sına adım atmışız hissini yaşıyorsunuz.

At Sırtında El Pilon

50’lerin Küba’sını soluyabileceğiniz en özel deneyimlerden biri de at sırtında El Pilon vadisine yol almak. Yol boyunca doğa, kelimeleri olmayan bir şiir gibi açılır önünüze. Şeker kamışları rüzgârla eğilip kalkarken, palmiye yaprakları ışığı bin parçaya ayırır. Atların ritmik adımları, Sierra del Escambray eteklerinde yankılanan eski bir müziğin temposu gibi gelir; ne aceleci ne de yavaş, yalnızca olması gerektiği gibi. El Pilon’a yaklaştıkça tarih sessizce konuşmaya başlar. Şelaleye giden eski patikalar, bir zamanlar kölelerin, çiftçilerin ve dağ köylerinde yaşayanların ayak izlerini saklar. At sırtında ilerlerken, bu yolların yalnızca coğrafi değil, tarihsel bir damar olduğunu da hissedersiniz.

Bunlarla sınırlı kalmaz tabi deneyimler. Efsanevi lider Che Guevara’nın oğlu Ernesto ile Küba rotasını motosikletler ile çizebilir ya da klasik otomobiller ile Hemingway’in Havana’sını keşfedebilirsiniz. Eski kumarhane teraslarında gün batımına karşı kokteyllerini yudumlayabilir, Şeker Kamışı Treni ile Che’nin şehri Santa Clara’ya yol alabilirsiniz. Trinidad tavernalarının dantelli masalarında yiyebilir ve hasat zamanı puro çiftliklerini ziyaret edebilirsiniz.

1950’lerin Küba’sında zaman, paslanmış arabalar ve müzikle ağır ağır akarken; Devrim, bu adanın kaderini sonsuza dek değiştiren bir kırılma oldu. Bugün Küba, geçmişin romantizmi ile direnişin izlerini aynı sokakta buluşturan yaşayan bir tarih olmaya devam ediyor. Romantik gezginler de bunu yaşatmaya.