Reuters ve Batı medyasına göre İngiltere, Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere eskortluk yapma ve çok uluslu bir deniz güvenliği girişimine öncülük etme seçeneğini gündeme aldı. Yani sahaya inme niyeti artık açıkça konuşuluyor.
Ama rakamlar ortada. Bugün Kraliyet Donanması tarihinin en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor. Toplamda -şaka gibi- sadece 25 muharip gemi, buna karşılık 41 yardımcı gemi var. Bu 25 muharip unsurun içinde yaklaşık 7 fırkateyn ve 6 muhrip bulunuyor. Kâğıt üstünde bile sınırlı olan bu yapı, bakım-idame ve görev dağılımı sonrası daha da daralıyor.
Bu tabloyla İngiltere bugün kendi uçak gemisi görev grubunu bile sürekli ve tam güvenle koruyabilecek hacimde değilken, nasıl olacak da Hürmüz gibi dar, tehdit doygunluğu en yüksek deniz sahalarından birinde küresel ticaret akışını koruyacak?
Çünkü burası sıradan bir boğaz değil. İran’ın elinde, füze tehdidi, sürü SİHA’lar, kontrollü/güdümlü mayınlar, mini denizaltılar ve süratli hücum unsurları var. Bu ortamda eskort görevi teoride “ticaret koruma”, pratikte doğrudan angajman demektir.
ABD’nin desteği de şüphelidir. Örneğin Trump’ın kendi ifadesiyle USS Abraham Lincoln uçak gemisine karşı İran’ın 101 füze kullandığını ve bu saldırıların başarıyla atlatıldığını söylüyor ama sahaya baktığımızda Lincoln’ün saldırılar sonrasında 500 mil geri çekilmek zorunda kaldığını görüyoruz. Neden geri gelmiyor?
Yani ABD bile yakın mesafede sürekli baskı altında kalmak istemiyor. Böyle bir tabloda İngiltere’nin ABD gölgesine güvenerek öne çıkması gerçekçi değil.
Kaldı ki İngiltere’nin 2025 başından bölgede kötü tecrübeleri var.
İngiltere, Bab el-Mendep’te ticareti korumak için HMS Diamond’u sahaya sürdü. Husi füze ve İHA saldırılarına karşı yoğun angajmana giren gemi kısa sürede mühimmat sınırına dayandı ve ikmal için geri çekildi. Yerine çok sonra başka gemi gönderildi. Bu tablo, Kraliyet Donanması’nın uzun süreli yüksek yoğunluklu çatışmayı sürdürebilme kapasitesinin ne kadar sınırlı olduğunu gösteriyor.
Burada yapılan hata açık. Londra’daki sigorta refleksi ile deniz harp gerçekliği karıştırılıyor. Oysa denizde belirleyici olan şey niyet değil, sürdürülebilir kuvvet, derinlik ve hayatta kalma kapasitesidir.
İngiltere bugün yeteneğinin, envanterinin ve çağın gerektirdiği sert deniz harp gerçekliğinin dışında bir sorumluluğa göz kırpıyor. Bu, ihtiyatlı bir güvenlik hamlesinden çok, jeopolitik kibir ile kapasite aşınmasının birleştiği bir intihara benziyor.
İran’la ABD ve İsrail arasında gerçek, kalıcı, denetlenebilir ve sahaya yansıyan bir soğuma olmadan Hürmüz’e “ticari geçiş koruma” iddiasıyla girmek, sigorta poliçesi yazmak değil, ateş çemberine adım atmaktır. Böyle bir adımın sonu ya geri çekilme ya da tırmanmadır. Ortası yoktur.
Bu işler kolay değil. Hürmüz gibi bir dar boğazda deniz, hatayı affetmez.
Çok Okunanlar
İran ateşkes şartlarını iletti: ABD'den sert yanıt geldi
Türkiye ve İngiltere Eurofighter uçakları için sözleşme imzalayacak
Erhan Afyoncu’nun açıklaması üzerine
İsmail Arı ve polisiye roman gibi iddianame
Akit, İsmail Arı’yı eleştirirse: Ayna kime tutuluyor?
Dünya 5,5'tan büyük
Gürlek'in tapu kayıtlarını sorgulayan teknikerden Özgür Özel sözleri
Hürmüz’de güç gösterisi mi, kapasite krizi mi?
Ayrıntılı menü uygulaması zorunlu hale geliyor
Teğmen Ebru Eroğlu'nun avukatından Erhan Afyoncu'ya yanıt