Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2927
Dolar
Arrow
42,8238
İngiliz Sterlini
Arrow
57,7131
Altın
Arrow
6411,9088
BIST
Arrow
10.729

Türkiye ekonomisi alarm veriyor: Savaş yaşayan ülkelerle aynı sefalet ligindeyiz

Küresel ölçekte “toparlanma” söylemlerinin dolaşımda olduğu bir dönemde yayımlanan Hanke Sefalet Endeksi, Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu tablonun ne denli ağır ve alarm verici olduğunu çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. Independent Institute tarafından iktisatçı Steve H. Hanke imzasıyla hazırlanan bu çalışma, ülkelerin ekonomik performansını soyut büyüme rakamlarıyla değil; enflasyon, işsizlik, faiz ve büyümenin bireylerin gündelik yaşamında yarattığı toplam etki üzerinden değerlendiriyor. 

2024 sonuçları, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde sefaletin derinleştiğini, gelişmiş ekonomilerde ise görece bir istikrarın korunduğunu ortaya koyarken; Türkiye, sahip olduğu üretim kapasitesi ve potansiyele rağmen savaş, iç çatışma ve devlet çöküşü yaşayan ülkelerle aynı ligde yer alarak dünyanın en sefalet içindeki beşinci ekonomisi konumuna yükseliyor. Yüksek enflasyon, ağır faiz yükü, istihdam baskısı ve derinleşen gelir kaybı; refahın istisna, sefaletin ise gündelik hayatın normu haline geldiğini gösterirken, ortaya çıkan tablo sorunun geçici dalgalanmalardan değil, doğrudan politika tercihlerinden kaynaklanan yapısal bir kriz olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Hanke Endeksi bu tabloyu yalnızca sayılarla değil, toplumun doğrudan hissettiği ekonomik gerçeklikle görünür kılıyor.

HANKE ENDEKSİ NE ÖLÇÜYOR, NEYİ GÖRÜNÜR KILIYOR? Enflasyon, İşsizlik, Faiz ve Büyümeyle Sefaletin Matematiği

Hanke Sefalet Endeksi (Hanke’s Annual Misery Index – HAMI), bir ekonominin kâğıt üzerindeki performansından çok, vatandaşlar açısından ne ölçüde “yaşanabilir” olduğunu ortaya koymayı amaçlayan bileşik bir göstergedir. Endeksin temel yaklaşımı, ekonomik refahı soyut büyüme oranlarıyla değil; bireylerin günlük yaşamında doğrudan hissedilen enflasyon, işsizlik, faiz ve büyüme dinamiklerinin toplam etkisi üzerinden değerlendirmektir. Bu yönüyle HAMI, ekonomik başarı ile toplumsal refah arasındaki farkı görünür kılan güçlü bir ölçüm aracıdır.

Sefalet endeksinin fikri temelleri 1960’lı yıllarda Amerikalı iktisatçı Arthur Okun’a uzanır. Okun’un geliştirdiği ilk endeks, yalnızca enflasyon ve işsizlik oranlarının toplamına dayanıyordu. Amaç, özellikle ABD ekonomisinin durumunu sade ve hızlı biçimde ölçmekti. Endeks yükseldikçe, ekonomik koşulların kötüleştiği ve vatandaşların refah kaybının arttığı kabul ediliyordu.

Bu yaklaşım 1996 yılında Nobel ödüllü iktisatçı Robert Barro tarafından genişletildi. Barro Sefalet Endeksi, enflasyon ve işsizliğe ek olarak uzun vadeli devlet tahvili faizlerini ve ekonomik büyümenin trendinden sapmasını da hesaba kattı. Böylece endeks, yalnızca fiyatlar ve istihdamı değil; faizler ve büyüme performansı üzerinden de ekonomik refahı değerlendiren daha kapsamlı bir yapıya kavuştu.

Steve H. Hanke ise 2009 yılında endeksi bugünkü haline en çok yaklaştıran değişiklikleri yaptı. Uzun vadeli tahvil faizleri yerine bankaların kredi faiz oranlarını, büyüme açığı yerine ise kişi başına reel GSYH büyümesini esas aldı. Bu sayede endeks, bireylerin borçlanma maliyetlerini ve refah artışını daha doğrudan yansıtan bir ölçüm aracı haline geldi. Hanke ayrıca endeksi küresel ölçekte uygulayarak, çok sayıda ülke için karşılaştırmalı bir analiz imkânı sağladı.

2022 yılında yapılan son önemli güncellemeyle birlikte, işsizliğin bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini daha doğru yansıtmak amacıyla işsizlik oranının ağırlığı iki katına çıkarıldı. Böylece güncel Hanke Sefalet Endeksi şu formülle hesaplanmaya başlandı:

HAMI = (İşsizlik Oranı × 2) + Enflasyon Oranı + Faiz Oranı – Büyüme Oranı

Endekste enflasyon ve faiz oranlarının birlikte yer alması bilinçli bir tercihi yansıtır. Çünkü bireyler ekonomik kayıpları, kazançlara kıyasla çok daha ağır hisseder. Buna karşılık ekonomik büyüme, sefalet azaltıcı bir unsur olarak endeksten düşülür. Ortaya çıkan değer, ekonomik politikaların toplum üzerindeki net ve hissedilen sonucunu tek bir rakamla ifade eder.

Bugün Hanke Sefalet Endeksi, 160’tan fazla ülkeyi kapsayan küresel bir karşılaştırma aracıdır. Endeks; enflasyon, işsizlik, faiz ve büyüme gibi temel makroekonomik göstergeleri bir araya getirerek, ekonomik yönetimin vatandaşların yaşam standartları üzerindeki somut etkisini sade, akıcı ve çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır.

KÜRESEL SEFALETİN ZİRVESİ: Krizler Kalıcılaşıyor, Sefalet Derinleşiyor

Hanke’nin 2024 Yıllık Sefalet Endeksi, küresel ekonomideki kırılganlığın bazı coğrafyalarda geçici bir durgunluk olmaktan çıkarak derin ve kalıcı bir sefalet tablosuna dönüştüğünü açık biçimde ortaya koyuyor. 162 ülkeyi kapsayan çalışma, ekonomik refahın dünya genelinde eşit dağılmadığını; aksine krizlerin, çatışmaların ve yanlış politika tercihlerinin belirli ülkeleri kronik bir çıkmazın içine sürüklediğini gösteriyor.

Steve Hanke’ye göre 2024 sonuçları, ülkelerin sefalet düzeyini belirleyen üç temel dinamiğin altını net biçimde çiziyor: iç savaş ve siyasi istikrarsızlık, yüksek ve kontrolsüz enflasyon ile yaygın işsizlik. Silahlı çatışmalar üretim kapasitesini daraltırken işsizliği artırıyor; para birimlerindeki değer kaybı ise enflasyonu kronik hale getirerek hanehalkı refahını hızla aşındırıyor. Endekste üst sıralarda yer alan ülkeler incelendiğinde, sefaletin büyük ölçüde bu üç unsurun birleşimiyle derinleştiği görülüyor. Bu koşullar bir araya geldiğinde, ekonomik sorunlar yalnızca rakamlarda değil, toplumun tamamında hissedilen yıkıcı sonuçlar doğuruyor.

Tablo: Dünyanın En Sefalet İçindeki 10 Ülkesi

2024 verilerine göre dünyanın en yüksek sefalet düzeyine sahip ülkeleri Sudan, Arjantin, Suriye, Yemen, Türkiye, Venezuela, Zimbabve, Lübnan, Malavi ve Esvatini olarak sıralanıyor. İlk 20’de yer alan ülkelerin büyük bölümünün bir önceki yılın listesiyle benzerlik göstermesi, yapısal sorunların ve kronik krizlerin geçici değil, kalıcı bir nitelik kazandığına işaret ediyor.

Listenin başında yer alan Sudan, sefaletin ulaştığı boyutu en çarpıcı biçimde gözler önüne seren ülkelerin başında geliyor. İç savaşın ikinci yılına girdiği ülkede işsizlik oranının yüzde 58’e, yıllık enflasyonun ise yüzde 200’ün üzerine çıkması, ekonomik krizin çoktan insani bir felakete dönüştüğünü gösteriyor. Kişi başına reel gelirdeki sert daralma ile birlikte Sudan’ın Hanke Sefalet Endeksi değeri 374,8 gibi olağanüstü bir seviyeye ulaşıyor. Bu tablo, ülkede sefaletin artık geçici bir durum değil, gündelik hayatın olağan bir parçası haline geldiğini ortaya koyuyor.

Sudan’ı Arjantin izliyor. Yüksek enflasyon, sert faiz artışları ve para politikasındaki belirsizlik, Arjantin ekonomisini uzun süredir bir kriz sarmalı içinde tutuyor. Yüzde 100’ü aşan enflasyon ve yüzde 60’ları bulan kredi faizleri, hanehalkı refahını hızla eritirken ülkenin HAMI değeri 195,9 olarak hesaplanıyor. Arjantin örneği, fiyat istikrarsızlığının tek başına bile toplumsal refahı ne denli hızlı yok edebileceğini açık biçimde gösteriyor.

Suriye ve Yemen gibi ülkeler ise uzun yıllardır süren savaş koşullarının ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerini en ağır şekilde yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. Üretim altyapısının tahrip olması, işgücü piyasalarının çökmesi ve kamu maliyesinin işlemez hale gelmesi, bu ülkelerde işsizliği ve enflasyonu kalıcı biçimde yukarı taşıyor. Suriye’de yüzde 55’e ulaşan işsizlik oranı ve yüzde 60 civarındaki enflasyon, ülkenin sefalet endeksinde üst sıralarda yer almasının başlıca nedenleri arasında bulunuyor.

Bu ülkeler açısından sefalet, artık geçici bir ekonomik dalgalanma değil; toplumsal hayatın her alanına nüfuz eden kalıcı bir gerçeklik haline gelmiş durumda. Ancak bu tablonun en çarpıcı ve üzerinde özellikle durulması gereken yönü, listenin üst sıralarında yalnızca savaş ve devlet çöküşü yaşayan ülkelerin değil, barış ortamında bulunan ve önemli bir üretim kapasitesine sahip ülkelerin de yer almasıdır. Türkiye’nin bu tablo içinde konumlanması, Hanke Sefalet Endeksi’nin en güçlü ve en sarsıcı uyarılarından birini oluşturmaktadır.

EN AZ SEFALET YAŞAYAN ÜLKELER: Refahın Anahtarı “İstikrar”

Hanke Sefalet Endeksi’nin alt sıralarında yer alan ülkeler, küresel ekonomide refahın yalnızca yüksek büyüme oranlarıyla değil, istikrarla mümkün olduğunu açık biçimde gösteriyor. 2024 verileri; Japonya, İsviçre, Tayvan ve Tayland gibi ülkelerin, hızlı büyüme performansları sergilemeseler dahi, öngörülebilir ekonomi politikaları sayesinde sefalet düzeylerini düşük tutabildiklerini ortaya koyuyor. Bu ülkelerde enflasyon görece sınırlı, faiz oranları istikrarlı ve işgücü piyasaları ani şoklara karşı daha dayanıklı bir yapı sergiliyor.

Endeksin en alt sırasında, yani en az sefalet yaşayan ülke olarak Tayland yer alıyor. Yüzde 1’lik işsizlik ve yüzde 1,1’lik enflasyon oranlarıyla dikkat çeken Tayland’da, kişi başına reel GSYH’nin yüzde 2,6 oranında büyümesi HAMI değerini 5 seviyesine kadar düşürüyor. Bu tablo, yüksek refah artışından ziyade refah kaybının sınırlanmasının, sefalet endeksi açısından belirleyici olduğunu gösteriyor.

Tablo: Dünyanın En Az Sefalet Yaşayan En Mutlu 10 Ülkesi

Tayvan ise dengeli makroekonomik yapısı ve güçlü büyüme performansıyla öne çıkıyor. Yüzde 5,2’lik kişi başına reel büyüme oranı, düşük işsizlik ve kontrol altında tutulan enflasyonla birleştiğinde ülkenin HAMI değeri 6,7 seviyesinde gerçekleşiyor. Togo’da ise düşük enflasyon ve istihdamı destekleyen altyapı yatırımları, sefalet düzeyinin sınırlı kalmasında belirleyici rol oynuyor. Ülkenin HAMI değeri 7,7 olarak hesaplanıyor.

En az sefalet yaşayan ülkeler arasında ayrıca İsviçre, Bahreyn, Katar, Çin, Vietnam ve Japonya gibi farklı ekonomik yapılara sahip ülkeler de yer alıyor. Bu çeşitlilik, düşük sefaletin tek bir ekonomik modele değil; fiyat istikrarı, istihdam ve öngörülebilir politika çerçevesinin birlikte sağlanmasına bağlı olduğunu gösteriyor.

Bu karşılaştırma, Türkiye açısından önemli bir ders barındırıyor. Sorun yalnızca büyümek değil; büyümenin istikrarlı, dengeli ve öngörülebilir bir çerçevede gerçekleşmesini sağlayacak politikaların hayata geçirilmesidir. Aksi halde büyüme rakamları artarken, sefaletin toplumsal düzeyde derinleşmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.

BARIŞTA AMA SEFALETTE: Türkiye’de Hangi Göstergeler Alarm Veriyor

Hanke’nin 2024 Sefalet Endeksi, Türkiye açısından yalnızca olumsuz bir sıralama değil, aynı zamanda güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. İç savaş, devlet çöküşü ya da yaygın silahlı çatışma yaşamayan bir ülkenin, dünyanın en sefalet içindeki beşinci ekonomisi konumuna yükselmesi, yaşanan sorunun olağan ekonomik dalgalanmalarla açıklanamayacağını açık biçimde ortaya koyuyor. Türkiye, sahip olduğu sanayi altyapısı, genç nüfusu ve üretim kapasitesine rağmen, Sudan, Arjantin, Suriye ve Yemen gibi ağır kriz içindeki ülkelerle aynı ligde yer alıyor.

Tablo: Türkiye’nin Yıllara Göre Hanke Sefalet Endeksi

Türkiye’nin endeksteki yükselişi dikkat çekici bir hız sergiliyor. 2023 yılında 108,5 puanla 157 ülke arasında en sefil yedinci ülke konumunda bulunan Türkiye, 2024 verilerinde 120,6 puana yükselerek 162 ülke arasında beşinci sıraya tırmanmış durumda. Bu sıralama, sefaletin geçici bir durum olmaktan çıkarak derinleştiğini ve kalıcılaşma riski taşıdığını gösteriyor.

Aşağıdaki tablo, TÜİK tarafından yayımlanan enflasyon, işsizlik ve büyüme verileri ile Investing kaynaklı faiz oranları esas alınarak oluşturulmuştur. 2025 yılına ilişkin büyüme verisi ise gerçekleşme değil, yıl sonu büyüme tahminini yansıtmaktadır.

Faiz Kıskacında Hanehalkı ve Reel Sektör: Rapora göre Türkiye’de sefalet endeksini yukarı çeken en belirleyici unsur, hızla yükselen kredi faizleri oldu. Enflasyon baskısı ve işsizlik sorunuyla birleşen yüksek faiz ortamı, hem hanehalkı hem de reel sektör üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Faiz, Türkiye’de artık enflasyonu dengeleyen bir araç olmaktan çıkmış; başlı başına ekonomik baskı üreten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Bu durum, sorunun yalnızca fiyat istikrarıyla sınırlı olmadığını, daha derin bir parasal ve kurumsal krize işaret ettiğini gösteriyor.

Yüksek finansman maliyetleri, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin krediye erişimini ciddi biçimde zorlaştırıyor. Yatırımlar erteleniyor, üretim maliyetleri artıyor ve istihdam yaratma kapasitesi zayıflıyor. Hanehalkı açısından bakıldığında ise konut ve taşıt kredilerinin neredeyse erişilemez hale gelmesi, mevcut borçların çevrilmesini güçleştiriyor ve refah kaybını derinleştiriyor. Ücret artışlarının resmi enflasyon oranlarının gerisinde kalması, hissedilen yoksullaşmayı daha da görünür kılıyor.

Enflasyonla Mücadelede Tek Araç Sorunu: Türkiye örneği, enflasyonla mücadelenin neredeyse tamamen faiz politikasına indirgenmesinin yarattığı sınırlılıkları da ortaya koyuyor. Oysa gıda fiyatlarındaki oynaklık, enerji ithalatına bağımlılık, kur geçişkenliği ve dolaylı vergilerin ağırlığı gibi yapısal unsurlar, enflasyonu kalıcı biçimde beslemeye devam ediyor. Faiz artışları bu sorunları çözmek yerine, üretim maliyetlerini yükselterek enflasyonu dolaylı yoldan yeniden üretebiliyor. Böylece ekonomi, yüksek faiz ve yüksek enflasyonun aynı anda yaşandığı bir kısır döngüye sıkışıyor.

Gelir Dağılımı ve Çalışan Yoksulluğu: Sefalet endeksinin Türkiye için bu denli yüksek çıkmasının arkasında yatan bir diğer önemli unsur ise gelir dağılımındaki bozulma ve çalışan yoksulluğunun yaygınlaşmasıdır. Yüksek faiz politikası, finansal varlıklara sahip kesimleri görece korurken; ücretliler ve sabit gelirli gruplar açısından ciddi bir refah kaybına yol açıyor. Sefalet, yalnızca işsizlerin değil, çalışan kesimlerin de gündelik gerçeği haline geliyor.

Bu tablo, Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntıların kader olmadığını, büyük ölçüde tercih edilen politikaların sonucu olduğunu gösteriyor. Hanke Sefalet Endeksi, bu yönüyle yalnızca bir sıralama değil; ekonomik yönetimin toplumsal refah üzerindeki etkilerine dair güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.

SONUÇ: Türkiye İçin Sefalet Kader mi, Tercih mi?

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu sefalet tablosu, ne talihsiz bir tesadüf ne de kaçınılmaz bir kaderdir. Savaş yaşamayan, üretim kapasitesi güçlü, genç nüfusa ve stratejik bir konuma sahip bir ülkenin dünya genelinde en sefalet içindeki beş ekonomi arasına girmesi, sorunun potansiyel eksikliğinden değil, bu potansiyelin nasıl yönetildiğinden kaynaklandığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan tablo, uzun süredir tercih edilen ekonomi politikalarının doğal bir sonucudur.

Hanke’nin 2024 Sefalet Endeksi, bu gerçeği yalnızca rakamlarla değil, milyonlarca insanın gündelik yaşamında hissedilen geçim sıkıntısıyla görünür kılmaktadır. Enflasyonla mücadelenin neredeyse tek araca, faiz artışlarına indirgenmesi; üretimi, yatırımı ve istihdamı zayıflatırken, gelir dağılımındaki bozulmayı ve çalışan yoksulluğunu kalıcı hale getirmektedir. Enflasyon, faiz, istihdam ve gelir politikalarının birbirinden kopuk biçimde ele alınması, sefaletin toplumsal düzeyde daha da derinleşmesine yol açmaktadır.

Türkiye açısından asıl risk, bu tablonun olağanlaştırılması ve normal kabul edilmesidir. Oysa Sefalet Endeksi’nin sunduğu tablo, görmezden gelinmesi değil, ciddiyetle ele alınması gereken güçlü bir uyarıdır. Sefaletin ölçülebilir hale gelmesi, onu gizlemek yerine tartışmaya açmak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Ekonomik büyümenin niteliği, istikrarın önemi ve refahın toplumsal paylaşımı yeniden ele alınmadıkça, bu sıralamadaki yerin kalıcı hale gelmesi kaçınılmaz görünmektedir.

Türkiye için sefalet bir kader değildir. Doğru politika tercihleriyle, istikrarı önceleyen, üretimi ve istihdamı güçlendiren, adil gelir paylaşımını merkeze alan bütüncül bir ekonomik yaklaşım benimsendiği takdirde bu tablo tersine çevrilebilir. Aksi halde bugün bir uyarı olarak okunan Hanke Sefalet Endeksi, yarının sıradan gerçeğine dönüşecektir. Tercih hâlâ Türkiye’nindir.