Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,4007
Dolar
Arrow
48,5854
İngiliz Sterlini
Arrow
65,5787
Altın
Arrow
6794,7912
BIST
Arrow
14.376

Türkiye'nin 'Orta Vadeli Program' karnesi: Hedefler yenileniyor, sapmalar büyüyor

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Ekonomide hedef koymak kolay, asıl mesele o hedeflere ulaşabilmektir. Türkiye’nin 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Programı (OVP); büyümeden enflasyona, istihdamdan cari dengeye, kamu maliyesinden yapısal reformlara kadar iddialı bir gelecek perspektifi ortaya koyuyor. Ancak geçmiş programlarda hedeflerle gerçekleşmeler arasında oluşan büyük sapmalar, yeni hedeflerden önce daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: OVP ekonomiye yön veren güvenilir bir yol haritası mı, yoksa gerçekleşmeyen hedeflerin her yıl yeniden yazıldığı bir belge mi?

Geçtiğimiz yıl Orta Vadeli Programı değerlendirirken temel sorumuz şuydu: OVP ekonomiye gerçekten yol gösteren bir yol haritası mı olacak, yoksa zaman içinde raflarda tozlanan bir belgeye mi dönüşecek? Aradan geçen bir yıl, bugün elimizde daha güçlü bir ölçüt olmasını sağlıyor: Geçmişte açıklanan hedeflerle gerçekleşmeleri karşılaştırabilmek. Çünkü OVP yalnızca büyüme, enflasyon ya da cari açık tahminlerinin yer aldığı teknik bir metin değil; kamu kaynaklarının kullanımından bütçe ve borçlanma politikalarına, yapısal reformlardan yatırım ortamına kadar ekonomi politikasının üç yıllık ana çerçevesini belirleyen temel politika belgelerinden biri.

Yeni OVP de makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesini, mali disiplinin sürdürülmesini ve kalıcı fiyat istikrarının sağlanmasını temel öncelikler arasında sayıyor; buna verimlilik, Ar-Ge, beşerî sermaye, yeşil ve dijital dönüşüm, yatırım ortamı ve kayıt dışılıkla mücadeleyi ekliyor. Elbette OVP’nin her yıl güncellenmesi doğaldır. Küresel koşullar değişebilir; savaşlar, enerji fiyatları, dış talep ve finansal dalgalanmalar tahminleri bozabilir. Ekonomik öngörülerin bire bir gerçekleşmesini beklemek de gerçekçi değildir. Ancak tahmin hatasıyla sistematik hedef sapması arasında önemli bir fark vardır.

Nitekim son yıllardaki OVP’ler özellikle enflasyon, döviz kuru ve cari dengede ciddi sapmalara işaret ediyor. Yeni programın kendi rakamları da bunu gösteriyor: Bir önceki OVP’de 2026 için yüzde 3,8 olan büyüme tahmini yüzde 3,3’e, sanayi büyümesi yüzde 4’ten yüzde 2,3’e çekilirken; enflasyon tahmini yüzde 16’dan yüzde 28,4’e, cari açık/GSYH tahmini yüzde 1,3’ten yüzde 2,6’ya yükseltildi. Enerji ithalatı beklentisi de 63 milyar dolardan 71 milyar dolara çıktı.

Bu nedenle artık yalnızca “Yeni OVP ne vaat ediyor?” diye sormak yeterli değil. Asıl soru şu: Daha önce açıklanan hedefler bu ölçüde değişiyorsa, yeni hedeflere ne kadar güvenebiliriz?

BÜYÜME: Yüzde 5 Hedefi Neden Sürekli Erteleniyor?

Yeni OVP, Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 3,3 büyümesinin ardından büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e yükselmesini öngörüyor.

Aşağıdaki tabloda 2020-2029 dönemine ilişkin OVP büyüme hedefleri, gerçekleşme tahminleri (GT), program öngörüleri (P) ve fiili gerçekleşmeler birlikte sunulmaktadır. Tablo, yıllık planlarla gerçekleşmeler arasındaki dikkat çekici sapmaları da gözler önüne seriyor. Geçmiş OVP’lerle gerçekleşmeleri karşılaştırdığımızda, büyüme hedeflerindeki sapmaların enflasyon kadar dramatik olmadığını görüyoruz. Hatta bazı yıllarda gerçekleşmeler beklentilerin üzerine çıktı. Örneğin 2021’de yüzde 5 civarında öngörülen büyüme yüzde 11,4 olurken, 2022’de yüzde 5,5 ile hedeflere oldukça yakın bir gerçekleşme sağlandı.

Ancak sonraki dönemde farklı bir eğilim dikkat çekiyor: Orta vadeli büyüme hedefleri korunurken, bu hedeflere ulaşılacak tarih sürekli öteleniyor.

Nitekim 2024-2026 OVP’sinde 2026 yılı için yüzde 5 olarak belirlenen büyüme hedefi, sonraki programlarda önce yüzde 4,5’e, ardından yüzde 3,8’e ve son olarak yüzde 3,3’e çekildi. Yeni OVP ise yüzde 5 büyüme hedefini bu kez 2029 yılına taşıyor.

Bu tablo, Türkiye ekonomisinin orta vadede yüzde 5 civarında büyüyebileceği varsayımının korunduğunu; ancak ekonominin bu büyüme patikasına ulaşmakta zorlandığını gösteriyor.

Üstelik asıl mesele yalnızca ne kadar büyüdüğümüz değil, nasıl büyüdüğümüzdür. Tüketime ve ithalata dayalı büyüme kısa vadede yüksek oranlar üretebilir; ancak enflasyon ve cari açık üzerinden ekonominin dengelerini bozabilir.

OVP’nin imalat sanayisinde yatırım, yüksek katma değerli üretim, ihracat kapasitesinin artırılması, enerji ve lojistik maliyetlerinin azaltılması gibi alanlara vurgu yapması bu açıdan önemlidir. Ancak benzer hedeflerin geçmiş programlarda da yer aldığı unutulmamalıdır.

Dolayısıyla Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni büyüme hedefleri koymak değil; verimlilik, teknoloji ve üretim kapasitesinde beklenen dönüşümün neden gerçekleştirilemediğini sorgulamaktır. Yüzde 5 büyümenin gerçek başarısı, bu büyümenin daha fazla üretim, daha yüksek verimlilik ve daha yüksek katma değer yaratıp yaratmadığıyla ölçülecektir.

KİŞİ BAŞINA 25 BİN DOLAR: Zenginleşiyor Muyuz, Rakamlar Mı Büyüyor?

Yeni OVP’nin en dikkat çekici hedeflerinden biri kişi başına gelirde öngörülen hızlı yükseliş. 2024’te 15.325 dolar olan kişi başına gelirin 2025’te 18.103 dolara, 2026’da 20.523 dolara; ardından 2027’de 22.285, 2028’de 23.419 ve 2029’da 24.842 dolara ulaşması bekleniyor:

Bu hedeflerin gerçekleşmesi, Türkiye’nin dolar bazında kişi başına gelirinde önemli bir sıçrama anlamına geliyor. Ancak rakamlardaki yükselişi gerçek bir refah artışı olarak değerlendirebilmek için iki kritik noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor: kur etkisi ve gelir dağılımı.

Birincisi, kur etkisi. OVP’deki TL ve dolar cinsinden GSYH tahminleri birlikte değerlendirildiğinde, 2027 için yaklaşık 56,05 TL, 2028 için 63,69 TL ve 2029 için 68,82 TL örtük ortalama dolar kuru ortaya çıkıyor. Dolayısıyla dolar cinsinden kişi başına gelirdeki yükseliş yalnızca üretim ve verimlilik artışına değil, TL’nin reel değerine de bağlı.

İkincisi ve belki daha önemlisi, gelir dağılımı. Çünkü kişi başına gelir bir ortalamadır; ortalamanın yükselmesi, toplumun tamamının aynı ölçüde zenginleştiği anlamına gelmez. Milli gelir artarken ücretlinin, emeklinin, dar ve orta gelirli hanelerin satın alma gücü aynı ölçüde artmıyorsa, makroekonomik göstergelerdeki iyileşme günlük hayata yeterince yansımıyor demektir.

Bu nedenle asıl soru, Türkiye’nin kişi başına gelirde 25 bin dolara yaklaşıp yaklaşamayacağından daha kapsamlıdır: Artan milli gelir toplumun ne kadarına, ne ölçüde ve ne kadar adil yansıyacak?

Çünkü gerçek refah, yalnızca dolar cinsinden kişi başına gelirin yükselmesiyle değil; insanların satın alma gücünün, yaşam standardının ve milli gelirden aldığı payın artmasıyla ölçülür. Asıl sınav, rakamlardaki zenginleşmenin mutfağa, sofraya ve toplumun geniş kesimlerinin hayatına ne kadar yansıyacağıdır.

ENFLASYON: OVP’ninEn Büyük Güven Sınavı

Geçmiş OVP hedefleriyle gerçekleşmeler arasındaki en büyük kopuş kuşkusuz enflasyonda yaşandı.

2020-2022 OVP’sinde 2021 için yüzde 6 enflasyon öngörülürken gerçekleşme yüzde 36,1 oldu. 2021-2023 OVP’sinde 2022 hedefi yine yüzde 6 iken enflasyon yüzde 64,3’e çıktı. 2022-2024 OVP’sinde 2023 için yüzde 8 hedeflenirken gerçekleşme yüzde 64,8; 2023-2025 OVP’sinde ise 2024 için yüzde 13,8 öngörülürken gerçekleşme yüzde 44,4 oldu.

Bunlar birkaç puanlık tahmin hataları değil; ekonominin en temel göstergelerinden birinde hedeflerle gerçekleşmeler arasında birkaç kata ulaşan sapmalardır.

Yeni OVP, 2025’te yüzde 30,9 olan enflasyonun 2026’da yüzde 28,4’e, 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesini öngörüyor. Ancak asıl dikkat çekici tablo, bir önceki programla karşılaştırıldığında ortaya çıkıyor.

Geçen yıl 2026 için yüzde 16 olarak öngörülen enflasyon bugün yüzde 28,4’e revize edilmiş durumda. Daha çarpıcısı, 2027 için yüzde 9 olarak belirlenen tek haneli enflasyon hedefinin bugün yüzde 21’e yükseltilmiş olması. Böylece tek haneli enflasyona ulaşma hedefi 2027’den 2029’a ötelenmiş oldu.

Küresel ve bölgesel gelişmelerin, enerji ve emtia fiyatlarının ve jeopolitik risklerin bu sapmalarda payı olduğu kuşkusuz. Ancak Türkiye’de enflasyon hedeflerinin yıllardır sistematik biçimde tutmamasını yalnızca dış koşullarla açıklamak da yeterli değil.

Çünkü enflasyonla mücadelede güvenilirlik, her yıl yeni bir hedef açıklamakla değil; önceki hedeflerin neden tutmadığını ortaya koymak ve yeni hedeflere hangi politikalarla ulaşılacağını inandırıcı biçimde göstermekle sağlanabilir.

Üstelik Türkiye’nin fiyat istikrarı sorunu yalnızca faiz oranıyla çözülebilecek kadar dar bir mesele değil. Gıda arzından enerji maliyetlerine, kira ve konut piyasasından üretim maliyetlerine, beklentilerden fiyatlama davranışlarına kadar birçok unsurun eş zamanlı ve tutarlı politikalarla ele alınması gerekiyor.

Sonuçta enflasyonda kalıcı başarı, yalnızca yıllık oranın düşürülmesi değil; hanehalkının ve işletmelerin gelecekte fiyatların daha öngörülebilir olacağına yeniden inanmasıdır. Çünkü beklentileri çıpalamanın yolu, yalnızca hedef koymaktan değil, o hedeflere ve onları taşıyan ekonomi politikalarına güven oluşturmaktan geçiyor.

İŞSİZLİK DÜŞÜYOR: Peki İstihdamın Niteliği?

İşsizlik, OVP hedefleri açısından diğer makroekonomik göstergelere göre daha olumlu bir tablo sunuyor. Ancak bunun dar tanımlı işsizlik olduğunu, geniş tanımlı işsizlik oranının bunun çok ötesinde olduğunu da göz ardı etmemeliyiz. 

Geçmiş programlarda işsizlik oranı çoğu zaman öngörülenden daha düşük gerçekleşti. Nitekim 2024’te yüzde 10’un üzerinde tahminler yapılmasına rağmen işsizlik yüzde 8,7’ye geriledi; 2025’te ise yüzde 8,3 oldu. Yeni OVP, bu eğilimin devam ederek işsizlik oranının 2026’da yüzde 8,1, 2027’de yüzde 8, 2028’de yüzde 7,8 ve 2029’da yüzde 7,6’ya gerilemesini öngörüyor. Program döneminde istihdamın da yılda ortalama yaklaşık 711 bin kişi artması hedefleniyor.

Bu performansı teslim etmek gerekir. Ancak dar tanımlı işsizlik oranındaki düşüş, işgücü piyasasının tamamının iyileştiği anlamına gelmiyor.

İşgücüne katılım oranı, atıl işgücü, genç ve kadın istihdamı, ücretlerin satın alma gücü ve yaratılan işlerin niteliği de en az işsizlik oranı kadar önemli. Çünkü mesele yalnızca insanların bir işe sahip olması değil; üretken, güvenceli ve insanca yaşamaya yetecek gelir sağlayan işlerde çalışabilmesidir.

Yeni OVP’nin yeşil ve dijital dönüşümün işgücü piyasasına etkilerini dikkate alması, değişen beceri ihtiyaçlarına yönelik politikalar geliştirmesi bu açıdan önemli. Ancak burada da başarı, yeni stratejiler açıklamakla değil, bunların ne ölçüde hayata geçirildiğiyle ölçülecek.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel istihdam sorusu artık yalnızca “Kaç kişi çalışıyor?” olmayacak. Asıl soru giderek daha fazla şu olacak: “Hangi beceriyle, hangi ücretle ve hangi nitelikte işlerde çalışıyoruz?”

DÖVİZ KURU: OVP’ninGörünmeyen Kritik Varsayımı

OVP doğrudan bir döviz kuru hedefi açıklamıyor. Ancak TL ve dolar cinsinden milli gelir tahminlerinden hareketle hesaplanan örtük ortalama kur, programın arkasındaki önemli varsayımlardan birini oluşturuyor.

Geçmiş OVP’ler bu alanda da ciddi sapmalara sahne oldu. Örneğin 2021 için bazı programlarda 6-8 TL aralığında hesaplanan örtük dolar kuruna karşılık yıllık ortalama kur yaklaşık 8,98 TL oldu. 2022’de 7-9 TL civarındaki varsayımlara karşılık gerçekleşme 16,57 TL’ye, 2023’te 8-10 TL civarındaki hesaplamalara karşılık 23,49 TL’ye çıktı. 2024’te ise önceki programlardan türetilen değerlerin oldukça üzerinde, 32,83 TL’lik yıllık ortalama kur gerçekleşti.

Yeni OVP’deki TL ve dolar cinsinden GSYH tahminleri birlikte değerlendirildiğinde yıllık ortalama dolar kuru 2027 için yaklaşık 56,05 TL, 2028 için 63,69 TL, 2029 için ise 68,83 TL olarak hesaplanıyor. Bunlar doğrudan kur hedefi değil; programın makroekonomik büyüklüklerinden türetilen örtük değerlerdir.

Ancak geçmişteki sapmalar, bu patikanın da dikkatle değerlendirilmesini gerektiriyor. Çünkü Türkiye ekonomisinin dış finansman ihtiyacı devam ediyor. Küresel faizler, sermaye hareketleri, jeopolitik gelişmeler ve risk algısındaki değişimler TL üzerinde önemli dalgalanmalar yaratabilir. Kurda yaşanabilecek sert bir hareket, enflasyondan cari açığa, büyümeden bütçe dengelerine kadar OVP’nin birçok hedefini aynı anda etkileyebilir.

Madalyonun diğer yüzünde ise TL’nin reel değeri var. Kur artışının uzun süre iç fiyat artışlarının altında kalması, TL’nin reel olarak değerlenmesine yol açabilir. Bu durum kısa vadede enflasyonla mücadeleyi destekleyip dolar cinsinden milli gelir ve kişi başına gelir rakamlarını yükseltebilir; ancak ihracatçının rekabet gücü, ithalat eğilimi ve cari denge üzerinde baskı yaratabilir.

Nitekim OVP de dalgalı kur rejiminin sürdürüleceğini ve aşırı oynaklık dışında döviz kurunun piyasa koşullarında oluşacağını öngörüyor. Bu nedenle kişi başına gelirdeki güçlü dolar bazlı yükselişi kur politikasından bağımsız değerlendirmek yanıltıcı olacaktır.

Sonuçta bir ülkenin gerçek zenginliği, parasının dolar karşısındaki seviyesinden değil; üretim kapasitesinden, verimliliğinden, teknolojik gücünden ve yarattığı katma değerden doğar. Kur istikrarı önemlidir; ancak kalıcı refahın yerini tutamaz.

CARİ AÇIK: Rakamlar İyileşirken Kırılganlık Azalıyor Mu?

Cari işlemler dengesi de OVP tahminlerinin önemli ölçüde değiştiği alanlardan biri.Geçen yıl 2026 için milli gelirin yüzde 1,3’ü düzeyinde öngörülen cari açık, yeni OVP’de yüzde 2,6’ya yükseltildi. Yaklaşık 47,5 milyar dolara karşılık gelen bu açığın, 2027’de yüzde 1,9’a, 2028’de yüzde 1,8’e ve 2029’da yüzde 1,6’ya gerilemesi hedefleniyor.

Program, 2026’daki bozulmada enerji fiyatlarındaki artışa, dış talepteki zayıflığa ve bazı metodolojik değişikliklere dikkat çekiyor. Bunlar önemli etkenler. Ancak asıl sorun daha yapısal: Türkiye’nin cari dengesi hâlâ enerji fiyatlarına, dış talebe ve ithal girdilere yüksek ölçüde bağımlı.

Türkiye ekonomisinin üretim yapısı ithal enerji ve ara malına bağımlı kaldığı sürece, cari açıktaki iyileşme de küresel koşullara duyarlı olmaya devam edecektir. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, dış talepteki zayıflama veya kurdaki sert hareketler, dengeleri kısa sürede yeniden bozabilir.

Bu nedenle cari açığın 2029’da yüzde 1,6’ya indirilmesi kuşkusuz olumlu bir hedef. Ancak asıl mesele bu orana ulaşmaktan çok, iyileşmenin kalıcı ve sürdürülebilir olup olmayacağıdır.

Bunun yolu da yalnızca daha fazla ihracattan değil; yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli üretimden, enerji bağımlılığının azaltılmasından ve üretimde ithal girdi payının düşürülmesinden geçiyor.

Çünkü dış dengede kalıcı başarı, ne kadar ihracat yaptığımız kadar, ihraç ettiğimiz ürünün ne kadarını kendi ekonomimizde ürettiğimizle ölçülmelidir. Cari açığı kalıcı biçimde azaltmanın anahtarı, ihracatı artırırken ihracatın yerli katma değerini de yükseltmektir.

MALİYE POLİTİKASI: Mali Disiplinin Faturasını Kim Ödeyecek?

Yeni OVP’nin temel önceliklerinden biri mali disiplini güçlendirmek. Merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranının 2027’de yüzde 3,5’ten 2028’de yüzde 3,1’e, 2029’da ise yüzde 2,8’e gerilemesi; faiz dışı fazlanın da dönem sonunda yüzde 0,6’ya yükselmesi hedefleniyor.

Kamu maliyesi açısından bu hedefler önemli. Ancak mali disiplin yalnızca bütçe açığının ne kadar azaltıldığıyla değil, bu iyileşmenin nasıl ve kimin üzerinden sağlandığıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Nitekim sosyal güvenlik primleri dâhil toplam vergi yükünün GSYH’ye oranının 2027’de yüzde 24,8’den 2029’da yüzde 25,1’e yükselmesi öngörülüyor. Vergi yükünün arttığı bir dönemde temel soru şudur: Bu yük toplumun farklı gelir grupları arasında ne kadar adil paylaşılacak?

Dolaylı vergilerin ağırlığının yüksek olduğu bir vergi sisteminde aynı vergi, gelir düzeyi farklı haneler üzerinde aynı etkiyi yaratmaz. Düşük ve orta gelirli kesimler gelirlerinin daha büyük bölümünü tüketime ayırdıkları için KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin yükünü daha ağır hisseder. Bu nedenle mali disiplin ile vergi adaletini birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Bütçe açığını kalıcı biçimde azaltmanın yolu da yalnızca daha fazla gelir toplamaktan geçmiyor. Kamu harcamalarında etkinliği artırmak, verimsiz harcama alanlarını azaltmak, kayıt dışılıkla mücadele etmek, vergi tabanını genişletmek ve vergilemeyi ödeme gücüne göre daha adil hâle getirmek gerekiyor.

Güçlü kamu maliyesi, yalnızca bütçe açığının küçüldüğü değil; kamu kaynaklarının etkin kullanıldığı ve mali yükün toplumda adil paylaşıldığı bir yapıyla mümkündür. Mali disiplinin gerçek başarısı da bütçeyi dengelerken toplumsal adaleti ne ölçüde koruyabildiğimizle ölçülecektir.

YAPISAL DÖNÜŞÜM: Yeni Programlar, Eski Reformlar-Sorun Nerede?

Yeni OVP’nin temel öncelikleri arasında teknolojik dönüşüm ve verimlilik artışıyla büyüme potansiyelinin güçlendirilmesi, fiyat istikrarının sağlanması, mali disiplinin sürdürülmesi ve kalıcı refah artışı yer alıyor.

Programın dikkat çekici yönlerinden biri de “ekonomik güvenlik ve dayanıklılık” başlığının daha görünür hâle gelmesi. Pandemi, savaşlar, enerji krizleri, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve küresel ticarette yükselen korumacılık, ekonomik güvenliğin artık yalnızca büyüme oranlarıyla değerlendirilemeyeceğini açıkça gösteriyor.

Bu çerçevede yarı iletken ve çip teknolojilerinden yapay zekâ altyapısına, yeşil dönüşümden tedarik zinciri güvenliğine kadar stratejik alanların ön plana çıkarılması önemli. Türkiye’nin üretim kapasitesini, teknolojik yetkinliğini ve dış şoklara karşı dayanıklılığını artırmak için bu alanlarda dönüşüme gerçekten ihtiyacı var.

Ancak tam da burada geçmiş OVP deneyimleri kritik bir soruyu gündeme getiriyor.

Yüksek teknoloji, Ar-Ge, verimlilik, dijitalleşme, enerji bağımsızlığı, eğitim-istihdam uyumu ve yüksek katma değerli üretim gibi başlıklar önceki programlarda da defalarca yer aldı. Dolayısıyla Türkiye açısından sorun artık ne yapılması gerektiğini bilmemek değil, bilinenleri neden yeterince hayata geçiremediğimizdir.

Yapısal reformların değeri, programlarda kaç kez yazıldığıyla değil; yatırım, üretim, verimlilik, eğitim ve teknoloji kapasitesinde ne ölçüde somut sonuç yarattığıyla ölçülür. Aksi hâlde aynı reformların her yeni OVP’de yeniden karşımıza çıkması, hedeflerin sürekliliğinden çok uygulamadaki eksikliklerin göstergesine dönüşür.

Bu nedenle yeni OVP’nin asıl sınavı, reform listesinin ne kadar iddialı olduğu değil, bu kez ne kadarının hayata geçirileceğidir. Çünkü yapısal dönüşüm kâğıt üzerinde ilan edilmez; ekonominin üretim biçimi, verimliliği ve rekabet gücü gerçekten değiştiğinde gerçekleşir.

Ve belki de sorulması gereken en temel soru şudur: Aynı yapısal reformları yıllardır yeniden yazıyorsak, sorun hedeflerde mi, yoksa uygulama kapasitemizde mi?

SONUÇ: OVP’nin Gerçek Sınavı Hedef Koymak Değil, Hedefe Ulaşmak 

Yeni OVP, 2029 için oldukça iddialı bir Türkiye fotoğrafı çiziyor: Yüzde 5 büyüyen, enflasyonu yüzde 9’a indiren, yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam yaratarak işsizliği yüzde 7,6’ya düşüren, mal ve hizmet ihracatını 450 milyar dolara, milli gelirini 2,2 trilyon doların üzerine, kişi başına gelirini yaklaşık 25 bin dolara çıkaran ve cari açığını yüzde 1,6’ya indiren bir ekonomi.

Kuşkusuz hepimizin görmek isteyeceği bir tablo. Ancak OVP’nin güvenilirliği yalnızca geleceğe yazılan iddialı hedeflerle değil, geçmişte açıklanan hedeflerin ne ölçüde gerçekleştiğiyle de değerlendirilmelidir. Son yıllarda özellikle enflasyon ve kur varsayımlarında büyük sapmalar yaşandı; cari açık tahminleri önemli ölçüde değişti, yüzde 5 büyüme hedefi ise sürekli ileriye taşındı. En çarpıcı örnek, geçen yıl 2027 için yüzde 9 olarak öngörülen enflasyonun bugün yüzde 21’e revize edilmesi ve tek haneli enflasyon hedefinin 2029’a ötelenmesidir.

Elbette değişen küresel ve ulusal koşullar karşısında programların güncellenmesi doğaldır. Ancak aynı göstergelerde büyük sapmalar yıllar boyunca tekrarlanıyorsa mesele artık yalnızca tahmin hatası değil; programlama kapasitesi, politika tutarlılığı, kurumsal güvenilirlik ve uygulama performansı meselesidir.

Bu nedenle geçen yıl sorduğumuz soru bugün daha da önem kazanıyor: OVP ekonominin gerçek yol haritası mı, yoksa her yıl değişen hedeflerin yeniden yazıldığı bir belge mi?

Bu sorunun cevabını 2029’da açıklanacak yeni bir OVP değil, bugün ortaya konulan hedeflerin önümüzdeki üç yılda ne ölçüde gerçekleştirileceği verecek. Bunun için para ve maliye politikaları arasında güçlü bir uyum sağlanmalı; yapısal reformlar seçim takvimine göre değil, ekonominin gerçek ihtiyaçlarına göre hayata geçirilmeli ve hedeflerle uygulama arasındaki mesafe kalıcı biçimde azaltılmalıdır.

Çünkü ekonomik programlarda başarı, geleceğe iyi rakamlar yazmak değil; o rakamlara ulaşacak güvenilir, tutarlı ve sürdürülebilir yolu bugünden inşa etmektir.

Sonuçta OVP’nin kaderini hedeflerin büyüklüğü değil, uygulamanın gücü belirleyecek. Türkiye’nin ihtiyacı yeni hedeflerden çok, hedefleri gerçeğe dönüştürecek güçlü kurumlar, tutarlı politikalar ve kararlı bir uygulama iradesidir. Ancak o zaman OVP, her yıl yeniden yazılan hedefler belgesi olmaktan çıkıp ekonomiye gerçekten güven veren bir yol haritasına dönüşebilir.