Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Fuat Oktay’a sorulamadı

“Casus” olmakla suçlanan Hüseyin Gün’ün, 2017 yılında dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay’dan lobi faaliyetlerinde devleti temsil için “yetki belgesi” aldığı sözleri duruşmalardaki en çarpıcı gelişmeydi.

Gazetecilik ilkeleri, yargılamalarda sadece iddianın değil, savunmanın da adil ve dengeli biçimde yayımlanmasını öngörür. Ancak Hürriyet, Sabah ve Yeni Şafak gibi iktidar mecraları, davaya ilişkin haberlerinde Hüseyin Gün’ün savunmasını yok saydılar.

Hatta 12 Mayıs’ta TBMM’deki görüşmelerde İyi Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, konuyu Hüseyin Gün’ün sözünü ettiği belgeye getirerek, “Dün devlet adına çalışan bir kişi bugün nasıl bir anda casus ilan ediliyor?” diye sordu. Türkoğlu’ndan sonra kürsüye gelen Mustafa Arslan, “Bir şahsın geçmişte belli görevlerde bulunmuş olması ona bağışıklık sağlamaz” dedi. Fakat CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, bu sözleri “Hüseyin Gün’ün devlet adına çalıştığının kabulü olarak” değerlendirince de Arslan, “Kesinlikle onun devlet görevlisi olduğuna dair emare yok, kabul etmiyoruz” diye itiraz etti.

TBMM’deki bu tartışma da iktidar medyasında haber olmadı, üzeri örtüldü. Aradan günler geçmesine rağmen açıklama yapılmadı. Oysa Fuat Oktay, halen milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı. Oktay, geçen hafta da komisyon toplantısına başkanlık yaptı, ama hiçbir gazeteci ona bu belgeyi soramadı. Meclis’te onca gazetecinin arasındaki bir milletvekiline Tele1’e el konulmasına yol açan bir davayla ilgili soru sorulamıyor olması hem gazetecilik olanaklarının daralmasının hem de habercilik reflekslerinin zayıflamasının işareti olsa gerek.

Demokrasi yoksa ilkeli gazetecilik olamaz mı?

Kemal T. adıyla mail gönderen bir okur, “Demokrasinin olmadığı yerde gazetecilik ilkeleri de olamaz” diyerek eleştirdi beni:

“Hâlâ anlayamadınız! İslamcılar demokrasi tramvayından indi. Demokrasiyi rafa kaldırdılar. CHP'ye karşı savaş hukuku uyguluyorlar! Ve siz hâlâ gazetecilik ilkeleri ‘falan’ diyorsunuz. Siz hâlâ sanki demokratik bir rejimde yaşıyormuşuz gibi anlamsız yazılar yazıyorsunuz.”

Böyle düşünen başkaları da olabilir, anlatayım. Ben okurun savunduğunun aksine, gazetecilik ilkelerinin her zaman gerekli ve geçerli olduğuna, hatta demokrasinin bugünkü gibi ağır saldırı altında olduğu koşullarda daha da büyük önem kazandığına inanıyorum.

İlkeli gazetecilik iyi gazeteciliktir bana göre. İyi gazetecilik de insanları doğru, eksiksiz bilgilendirir. Gerçeği bilen insanlar, demokrasi ve özgürlük için mücadele edebilir. O yüzden de demokrasi ve özgürlüklere düşman olanlar aynı zamanda gerçeğin de düşmanıdırlar; ilkeli gazetecilik değil, yandaş gazetecilik isterler; gazeteciliği kontrol altına almaya çalışırlar.

Siyaset bilimci Prof. Dr. Murat Somer de sosyal medyada “Doğru bilgilenen halk demokrasiyi ve hukuk devletini seçecektir” diyerek tam da bu noktaya dikkat çekiyordu:

“Bunu söylersek muhalefeti yaralar, muhalif seçmeni ümitsizliğe sevk eder’ kaygısı demokrasiye ve muhalefete iyilik yapmıyor.”

İşte benim çabam da bu. Gazetecilerin görevi, insanları doğru ve eksiksiz bilgilendirmektir. İyi gazeteci, yazdığının, söylediğinin kimin hoşuna gidip gitmeyeceğine bakmaz. İyi gazetecilik için de eleştiri ve özeleştiri şarttır.

Çakarlı araç ayrıcalığı

"Ulan it topuk takımı”! Akşam gazetesi Ankara Temsilcisi Emin Pazarcı’nın, kızı Begüm Ece Pazarcı’nın çakarlı bir araçta çektiği görüntüsünü sosyal medyada paylaşmasına yönelik tepkilere yanıtı böyle başlıyordu.

Önce garajda çakarlı bir arabanın önünde poz vererek, “Çakarlı araç mı arıyorsunuz? Kızımda değil bende var. Bir kere bile kullanmadım. Tedbiren duruyor” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. Ancak kızının paylaşımındaki aracın farklı olduğu ortaya çıkıp, trafik cezası yazılınca da ilk mesajını silip, “Herkes bilir, benim de şahsıma ait bir aracım bulunmadığını” dedi.

Kendisinin aracı yoksa neden çakarlı bir araçla fotoğraf paylaşmıştı, orası belirsiz kaldı. Emin Pazarcı, kendisini eleştiren ve bazıları hakaret içeren paylaşımlara da -daha önce de yaptığı gibi- hakaretlerle, küfürlerle yanıt verdi. Tepkiler dinmeyince de önce Akşam’daki yazılarına ara verildi; birkaç gün sonra da Ankara Temsilciliği’nden uzaklaşmak zorunda kaldı.

İktidar medyasının büyük bölümü uzak durdu bu meseleden. Hatta Emin Pazarcı’nın çalıştığı Akşam, hiç haber yapmadı. İktidar yanlısı gazetecilerden Emin Pazarcı’yı savunanlar olsa da “çakarlı araç” ayrıcalığının üzerinde hiç durmadılar.

Oysa asıl üzerinde durulması gereken iktidar destekçisi kimi gazetecilere tanınan bu ayrıcalık. CHP Grup Başkanvekili A. Mahir Başarır, geçen yıl “Ahmet Hakan, Ferhat Murat, Candaş Tolga Işık ve Hadi Özışık ile hukukçu Serkan Toper’in de çakarlı araç kullandığını” öne sürdüğünde iktidar yanlısı bazı yazarlar bile gazetecilere çakarlı araç verilmesine karşı çıkmışlardı.

Fakat o zaman çakarlı aracı olduğunu yalanlayan TV yorumcusu Ferhat Murat’ın geçen hafta Silivri’ye çakarlı araçla gittiği yazıldığında ses çıkarmadılar.

Başka hangi “gazeteciler”in çakarlı araç konforuna sahip olduğunu da hâlâ bilmiyoruz. İnsanların cebelleştiği trafikte ayrıcalıklı hareket edebilmek gazeteciliğin doğasına aykırı.

“El yazması” dedikleri imitasyon mu?  

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz, “Kültür varlıklarının yasadışı ticaretiyle mücadele” konusunda Anadolu Ajansı’na demeç verdi:

“Yurtdışından eser iadesi, en sembolik ve de uluslararası kamuoyuna verilen en güçlü mesajı temsil ediyor. 2002'den bu yana 13 bin 453 eserin Türkiye'ye iadesini sağladık.”

Birkaç gün sonra da “Kaçakçıyı fena üzdük” başlıklı söyleşisi Hürriyet’te manşetten yayımlandı. Boz, “Yurtdışındaki arkeoloji piyasasını biraz üzdük” diye övünüyordu söyleşide.

Sanırım her iki söyleşiyi yapan gazeteci de kültürel eserlerin iadesiyle ilgili gelişmeleri yakından izlemiyor. Zira eserlerin iadesi konusunda yaşanan önemli bir tartışmayı atlamışlar.

1.5 ay kadar önce medyada yayımlanan “Kanada’dan ilk kez Türkiye’ye eser iadesi”, “Kanada’dan tarihi eser iadesi” haberlerinde “yedi el yazması sayfa, iki nadir matbu eser sayfası ve iki modern hat çalışması”nın iade edildiği vurgulanıyordu.

Fakat bu haberlerin hemen ardından Üsküdar Sahaflar Çarşısı Derneği’nden “Sayın Bakanım, ortada korkunç bir yanlışlık var” itirazı gelmişti:

“Bunlar Beyazıt'ta turistlere satılan imitasyon, yeni imalat şeyler! Bunların iadesi için harcadığınız hukuk mücadelesi parasına orijinalleri bulunup satın alınabilir.”

Karar gazetesinin konuştuğu uzmanlar, Prof. Dr. Süleyman Berk, Prof. Dr. Münevver Üçer ve Dr. Sinan Genim’in değerlendirmeleri de şüpheleri artırdı; tartışma başka uzmanların da katılmasıyla genişledi. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bu eleştirilere yanıt gelmedi. 

Oysa TRT’de yayımlanan “Tozkoparan İskender” dizisinde kullanılan “Menzil Taşı” dizi dekorunun, İstanbul 5 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca “tarihi eser” olarak tescillendiği düşünülürse sahafların itirazı hiç de yabana atılamaz.

Bu kaygıları gidermenin, gerçeği öğrenmenin yolu bakanlık bürokratına bunları da sormaktı ama o fırsat kaçırılmış.

Uçaktaki partili gazeteciler

Cumhurbaşkanlığı uçağındaki seçilmiş gazeteciler, Kazakistan gezisi dönüşündeki sohbet sırasında kendilerini aşmışlar. Öyle ki, iktidar medyasındaki haberlerde bile sorular ya kısaltılarak yayımlanmış ya da tamamen çıkarılmış.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a övgü yarışına girişen gazetecilerden biri, “somut sonuçlar elde eden lidersiniz” diyerek sormuş sorusunu. Bir başkası da “Gerek ABD nezdinde gerek İran nezdinde güçlü bir ülkeyiz. Siz de güçlü bir lidersiniz ve bu ülkelerle iyi ilişkileriniz var” diye başlamış sorusuna.

CHP’ye ilişkin sorularda da gazetecilik değil, iktidar partisi yöneticilerinin dili kullanılmış. CHP’de “kaos” olduğundan söz eden bir gazeteci, “Bu bir güven krizi midir? Güvenlik krizi midir?” diye noktalamış sorusunu. En müthiş soru, yine gurbetçilerle ilgili:

“Gurbetçi vatandaşlarımızın Türkiye'ye tatil için gelecekleri zamanlar yaklaşıyor. Muhalefet, gurbetçilerle ilgili çirkin dil kullanıyor. Bazen sokakta morallerini bozacak, Türkiye'ye geldiklerine pişman edecek pozisyona sokuyor onları. Bu konu hakkında değerlendirmenizi rica ediyorum.”

Muhalefet, gurbetçilere nerede ne yapmış? Böylesine dayanaksız, somutlanmamış soruyu ancak o uçaktaki bir gazeteci sorabilirdi herhalde.  Erdoğan da “edep dışı şekilde yapıyorlar” gibi genel ifadelerle yanıtlamış. Düşünün, bir de bunlar önceden iletilip, onaylanmış sorular…

Falezleri değil, otelleri koruyorlar

Demirören Haber Ajansı’nın “Falezlerdeki işgal son bulacak” haberinde falezler üzerindeki “betonarme yapı, asansör, merdiven, platform gibi 26 kaçak uygulamadan 16'sı için yıkım kararı alındığı” duyuruluyordu.

Falezlere inmek için asansör ve tünel yapılan bir otelin de “yapı kayıt belgesi”nin iptal edildiği belirtiliyordu. Ancak bu otelin adı yoktu haberde. Sadece “Gençlik mahallesindeki otel” deniyordu. Etik açıdan bir gerekçe olmamasına rağmen adını yazmayarak korumuşlardı oteli.

DHA’nın bu habere özgü bir yaklaşımı değil, cezalandırılan otelin adını yazmamak. Olumsuzluk içeren haberlerde büyük şirketlerin, özel hastanelerin, beş yıldızlı otellerin adlarını asla yazmıyorlar; güçlüyü, zengini kayıran bir habercilik anlayışları var.

Nitekim Antalya’da müşterilerinin denize kolay inebilmesi için falezlere, asansör ve tünel açan beş yıldızlı iki otel daha var; DHA geçen yıl yayımladığı haberde de o otellerin adını gizlemişti. O haberi, NTV, “Falezleri oydular: 5 yıldızlı oteldeki gizli tünel İngiliz YouTuber'ın videosunda” başlığıyla, Hürriyet de “Antalya'da 5 yıldızlı iki otelden falezlere gizli tünel bulundu” diye haber yapmıştı. Ancak onlar da haberin öznesi olan bu otellerin adlarını gizlemişlerdi. Olayı faili meçhule çevirmişlerdi elbirliğiyle…

Sosyal medyada açık açık videolarla duyurulan bu otellerin adının yazılmaması, haberi etkisiz kılan bir yanlış. Özne belli olmayınca haber olmaktan çıkıp dedikoduya dönüyor; isimleri verilmeyen otellerin “suçu”na ortaklık ediliyor. Gazetecilikten iyiden iyiye uzaklaşılıyor.

O otellerden birinin Ramada Plaza by Wyndham olduğunu biliyorum, gördüm çünkü…

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]