Şehirde doğdum büyüdüm.
En iyi okullarda olmasa da ortalamanın üstü devlet okullarda eğitim aldım.
Sonra Amerika’da, vakıf üniversitesinde de yüksek eğitim aldım.
Yıllardır üniversitede araştırma yapıyor, ders anlatıyorum.
Bir baltaya tam anlamıyla sap olamasam da, namerde de muhtaç olmadım.
Sözü sayılan bir akademisyen olduğum söylenir.
Hatta değişik bir rengim olduğunu söyleyenlerde az değil.
Nispeten bohem bir hayat yaşadım.
Ancak, köy iklimine hiç uzak kalmadım.
Babaannemin, köydeki evin tam altındaki ahırdaki ineği bugün gibi biliyorum.
Akşamları, kasabadan götürdüğümüz karpuzun kokusunu alınca, kabuklarını da bana verin diye mölediğini de hatırlıyorum.
İnek, babaannemle birlikte altlı üslü yaşadığından, konuşamasa bile Türkçeyi anlıyor ve möleyerek derdini anlatıyordu.
Rahmetli babaannem, ineğinden sağdığı sütü, sabah ezanı okunurken içirirdi bana sıcak sıcak, gözlerim ahşap kapakları çengelle tutturulan penceren sızan ışığı henüz fark ederken.
Kahvaltıda da mis gibi tap taze sütün yağını, bahçedeki kovandan üretilen bal ile Trabzon ekmeğinin üstüne sürerdim.
Yayık, tavandan aşağı iki ucundan urganla asılır, sütte içinde darbeli hareketle, el mahareti ile yayılırdı ki sapsarı yağ sütün üstünde yüzüşe geçerdi.
Yazları köyde vakit geçirirken, en sevdiğim aktivitelerden biri de derede balık tutmaktı ki o günlerde HES’ler henüz icat olmamış, dereler çağlardı.
Keşiş Rose Macalilay’ın “Trabzon’un Kuleleri” adlı kitabında, Espiye’den kayıkla gelip, Maçka Sümela’ya Livera yolundan ayin için eşeklerle giderken, Maçka değirmenderesinin balıktan görülmediğini yazar.
Neyse, köyde alet edevat olmadığından, taş devrinden kalan metotla balık tutmayı, köyün çocuklarından öğrenmiştim.
Dereyi setle böler, bir tarafın suyunun boşalmasını beklerdik.
Su boşalınca da balıklar kendiliğinden patıramaya başlardı.
Balıklar, suyun tamamen bitmesiyle de cabalar, ellerimizde son nefesini verirdi.
CHP’nin imralı canavarı meselesindeki tavrına gelen, özellikle sözde Atatürkçü, laik görünümlü foncu sosyal demokrat seküler kesimden, tepkilere bakınca, derenin susuz tarafında ayna gibi patırayan balıkları hatırladım.
Fazla cabalamayın.
Çok Okunanlar
Kuveyt’te ABD pilotunun diz çöktüğü anlar sosyal medyada gündem oldu
Fatma öğretmeni bıçaklayarak öldüren F.S.B.'nin ifadesi ortaya çıktı
Kurtulmuş'un Meclis'te verdiği iftara katılım sınırlı kaldı
Sessiz tehlike giderek büyüyor: Her sekiz kişiden birinde var
İran’dan ne bir Suriye ne bir Venezuela çıkar
Doğuş Grubu restoranlarında 'gönüllü bahşiş' dönemi başladı
Devlet Bahçeli'nin grup toplantısındaki rozeti dikkat çekti!
Sıra Türkiye’de: 'Zombi monarşilerin' demokrasi bombaları
ABD Büyükelçisi, Şark Meselesi ve Osmanlı Devleti
Operatörlerin bu kadar büyük riskleri varken bırakın 5G’yi!!!