Ford CEO’su Jim Farley, geçtiğimiz günlerde şirket çalışanlarıyla yaptığı bir toplantıda dikkat çekici bir öngörüde bulundu: Çinli otomobil üreticileri, mevcut gümrük duvarlarına ve teknolojik kısıtlamalara rağmen önümüzdeki 5-10 yıl içinde Amerikan pazarına girebilir. Farley'nin bu uyarısı sıradan bir sektör tahmini değil; Detroit'in yıllardır ertelediği yüzleşmenin kısa özeti: Onları sonsuza kadar dışarıda tutamayız; geldiklerinde yenileceksek sorun Çin değil, biziz.
Bu cümle bugüne ait görünüyor; ama Detroit bu filmi daha önce izledi. Perdedeki rakibin adı o zaman Çin değil, Japonya'ydı.
Detroit önce güldü, sonra bedel ödedi
1970'lerin başında GM, Ford ve Chrysler iç pazara hükmediyor; büyük motorlu, geniş ve çok yakan otomobiller Amerikan yaşam biçiminin doğal parçası sayılıyordu.
Toyota, Honda ve Nissan başlangıçta Detroit'in gözünde ciddi rakip değildi. Küçük, ekonomik, ucuz otomobiller yapıyorlardı; yani Detroit'in para bastığı büyük sedanların ve güçlü motorların yanında fazla mütevazı duruyorlardı. Tam da bu kibir sonradan pahalıya patladı.
Sonra petrol krizleri geldi. Yakıt fiyatlarının yükselmesi, ekonomik durgunluk ve tüketicinin otomobil tercihindeki değişim Japon üreticilere büyük bir fırsat sundu. Küçük, ekonomik ve güvenilir otomobiller artık dezavantaj değil, avantajdı.
Detroit'in sorunu yalnızca yeni bir rakibin ortaya çıkması değildi. Amerikan üreticileri uzun yıllardır başarı sağladıkları ürün ve üretim anlayışını değiştirmekte de zorlanıyordu. Japon üreticilerin yalın üretim, kalite kontrolü, tedarikçi ilişkileri ve verimlilik konusundaki üstünlükleri giderek daha görünür hale geldi.
Ve bir noktadan sonra mesele otomobil satışlarının çok ötesine geçti.
Korumacılık krizi çözmedi, yalnızca erteledi
1979-1982 arasında sektörde yaklaşık 300 bin iş kayboldu; üretim bantları yavaşladı, vardiyalar kaldırıldı, fabrikalar kapandı. Kriz kısa sürede yalnızca ekonomik değil, siyasi ve kültürel bir tepkiye de dönüştü.
Japon otomobilleri bazı Amerikalılar için işsizliğin ve kaybedilen sanayi gücünün sembolüne dönüştü; “Amerikan malı al” çağrıları yükseldi, ekonomik rekabet milliyetçi bir dile büründü.
Bu atmosferin en karanlık sembollerinden biri, 1982'de Detroit yakınlarında Çin kökenli Amerikalı Vincent Chin'in Japon sanılarak öldürülmesiydi. Olay, ekonomik krizin nasıl yabancı düşmanlığına dönüşebildiğini gösteren trajik bir örnek olarak kaldı.
Washington'ın cevabı yine tanıdıktı: duvar örmek. 1981'de Japonya, ABD'ye otomobil ihracatını gönüllü olarak sınırlandırmayı kabul etti. Fakat koruma duvarı rekabeti durdurmadı; yönünü değiştirdi. Japon üreticiler Amerika'ya otomobil satmakla yetinmedi, Amerika'da otomobil üretmeye başladı. Honda Ohio'da, Nissan Tennessee'de, Toyota Kentucky'de fabrika kurdu. Dün “istilacı” denilen şirketler, kısa süre sonra binlerce Amerikalının işvereni oldu.
Bu kez kapıdaki rakip daha büyük: Çin
Bugün Detroit'in karşısında yeni bir rakip var: Çin.
ABD, Çin yapımı elektrikli otomobillerin önüne yaklaşık yüzde 100'e ulaşan tarifeler koymuş durumda. Bunun yanında Çin bağlantılı araç yazılımları ve donanımlarına yönelik ulusal güvenlik gerekçeli kısıtlamalar da bulunuyor. Ama Ford yönetiminin söylemi dikkat çekici biçimde farklı.
Jim Farley, Çinli üreticilerin 5-10 yıl içerisinde ABD'ye girebileceğini düşünüyor. Ford Yönetim Kurulu Başkanı Bill Ford ise yaklaşımı daha açık ifade ediyor: Çin'i sonsuza kadar dışarıda tutabileceklerini düşünmek yerine onunla doğrudan rekabet edebilecek hale gelmek gerekiyor.
Detroit'in Japonya deneyiminden çıkarması gereken ders basit ama acı: Gümrük duvarı zaman kazandırır; teknoloji, verimlilik ve maliyet üstünlüğü kazandırmaz.
Detroit Çin'den önce kendi ataletiyle yarışıyor
Zorluk burada başlıyor. Çinli üreticiler yükselirken Detroit kendi elektrikli araç dönüşümünü hâlâ tamamlayamadı. GM, Ford ve Stellantis on milyarlarca dolar yatırdı; ancak talebin beklenenden yavaş büyümesi, batarya maliyetleri ve yeni fabrikaların sancılı devreye alınması planları sürekli değiştirdi.
Ford'un elektrikli araç birimi hâlâ ağır zarar yazarken Stellantis de hedeflerini geri çekip büyük yeniden yapılandırma giderleri açıkladı. Yani Detroit, Çin'le yarışmaya hazırlanırken önce kendi EV denklemindeki maliyetleri çözmeye çalışıyor.
Detroit'in ağır bagajı
Amerikan üreticilerinin yükü yalnızca pahalı teknoloji yatırımları değil; eski fabrikalar, yüksek sabit giderler, karmaşık organizasyonlar ve onlarca yılın iş sözleşmeleri de dönüşüm hızını yavaşlatıyor.
UAW'nin 2023'te üç şirkete karşı başlattığı grev bu maliyeti görünür kıldı. Yeni sözleşmeler ücretleri artırırken Ford, anlaşmanın araç başına yüzlerce dolar ek işçilik maliyeti yaratacağını hesapladı. Sorun ücretlerin kendisi değil; aynı şirketlerin çok daha düşük maliyetli Tesla ve Çinli üreticilerle yarışacak olması.
Üstelik Detroit'in bugünkü kârı hâlâ büyük ölçüde içten yanmalı pickup ve SUV'lardan geliyor. Şirketler geleceğin elektrikli modellerini bu geçmiş kârıyla finanse ediyor; Çinli üreticiler ise aynı bagajı taşımıyor.
Çin, 1980'lerin Japonya'sından daha sert bir sınav
Japonya benzetmesinin de bir sınırı var: Bugünün Çin'i, 1980'lerin Japonya'sından daha geniş bir üretim ve teknoloji ekosistemine sahip.
Batarya hücresinden elektrik motoruna, güç elektroniğinden yazılıma ve ham madde işleme kapasitesine kadar elektrikli otomobilin yeni değer zincirinde Çin güçlü bir konuma yerleşmiş durumda.
Ford'un uygun fiyatlı elektrikli araç ailesini özellikle Çinli üreticilerin maliyet ve verimliliğiyle rekabet edecek biçimde hazırlaması da bu yüzden önemli. Farley'nin mesajı yalnızca “Çinliler geliyor” değil; “yeterince hızlı değişmezsek rekabet edemeyiz.”
Detroit'in asıl korkusu Çin mi, kendi geçmişi mi?
1980'lerle bugün arasındaki paralellik açık: Detroit o zaman da kârlı ama hantallaşmış bir modelin konforundaydı; rakipleri daha verimli üretiyor, tüketicinin değişen tercihlerini daha hızlı okuyordu. İlk refleks yine korumacılıktı; iş kayıpları da sendikal ve siyasi baskıyı büyütüyordu.
Fakat önemli bir fark var. Bu kez Detroit rakibini küçümsemiyor. Tam tersine Jim Farley, Çinli elektrikli otomobillerin teknolojik seviyesini yıllardır açık biçimde övüyor ve şirketinin BYD gibi üreticilerle maliyet açısından rekabet edebilmesi gerektiğini söylüyor. Ford ve GM bugün Amerikan pazarında yüksek kârlı pickup'ları sayesinde güçlü sonuçlar üretmeye devam ederken küresel pazarlarda Çin rekabetinin çok daha sert hissedildiğinin de farkında.
Bu yüzden Detroit'in bugünkü meselesi tehdidi görmek değil. Mesele, tehdidi gördüğü halde eski kâr modeline tutunmaya devam edip etmeyeceği. Asıl soru Çin'in ne kadar hızlı geleceği değil; Detroit'in ne kadar yavaş değişeceği.
Çinli şirketleri sınırların dışında tutmak da giderek zorlaşıyor. Markalar Meksika'da büyüyor; Batılı üreticiler ise Çin'in teknoloji ve üretim kapasitesinden tamamen kopmak yerine bazı alanlarda onunla ortaklık kurmayı sürdürüyor.
Tarih birebir tekrar etmiyor; ama ders aynı: birkaç ithal modelle başlayan rekabet, sonunda üretim sistemini ve güç dengelerini değiştirebilir.
Çinli markalar Meksika üzerinden arka kapıyı zorlarken, Detroit'in elindeki gümrük duvarları ancak geçici bir koruma tamponu sağlayabilir. Koruma, sadece hazırlanmak için zaman satın alır. Eğer Detroit bu zamanı eski kâr modellerine tutunarak, hantal organizasyonlarını dönüştürmeden harcarsa, koruma duvarları Amerikan otomotiv endüstrisi için bir kalkana değil; kendi elleriyle yuttukları, milyarlarca dolarlık pahalı bir uyku hapına dönüşecektir. Ve bu kez uyandığında karşısında yalnızca daha güçlü bir rakip değil, çoktan değişmiş bir otomotiv düzeni bulabilir.
Çok Okunanlar
Türkiye'den yola çıkan 3 geminin rotası İsrail
Kademeli emeklilik için Bakanlıkta kritik görüşme
Erdoğan’dan Ahlat’ta ‘Terörsüz Türkiye’ mesajı
Nokia’dan 40 gün pil ömürlü tuşlu telefon
İşte Türkiye’de at ve eşek eti satan işletmeler!
Ehliyet almak 35 bin lirayı geçti
Süleymancılara 3. dalga operasyon!
MG 07’den Çin’de hızlı başlangıç
Gözaltı listesi ve kayyum atanan şirketlerin isimleri belli oldu
Farah Zeynep Abdullah’a doğum gününde altın ve para taktılar