Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,8451
Dolar
Arrow
43,9579
İngiliz Sterlini
Arrow
59,1289
Altın
Arrow
7305,4895
BIST
Arrow
10.729

Griye veda: yollar yeniden renkleniyor

Otomobiller eskiden bugünkü kadar gri değildi.1950’lerde Amerikan yolları turkuaz, su yeşili, krem-somon ve iki tonlu kombinasyonlarla doluydu. 1970’lerde turuncular, hardal sarıları ve metalik kahverengiler yükseldi. 1990’lara gelindiğinde tablo değişti; metalik gümüş ve siyah hakimiyet kurdu. 2000’lerden sonra ise küresel renk paleti hızla nötrleşti.

Küresel boya üreticilerinin raporlarına göre dünya genelinde satılan araçların yaklaşık yüzde 70’i beyaz, siyah, gri ve gümüş tonlarında. Beyaz tek başına yüzde 30’a yaklaşıyor. Siyah ve gri onu takip ediyor. Mavi ve kırmızının toplam payı yaklaşık yüzde 10, diğer tüm renkler ise yüzde beşin altında. Ancak bu uzun gri dönemin ardından tablo renklenmeye başlıyor.

Marka ve segment: Renk bir konumlandırma aracı

Premium Alman üçlüsü olan Mercedes-Benz, BMW ve Audi’de siyah, gri ve gümüş oranı belirgin şekilde yüksek. Bu araçlar yönetici segmentinde, leasing pazarında ve kurumsal alımlarda güçlü. Renk burada bireysel heyecandan çok prestij ve ciddiyet mesajı taşıyor.

Performans markalarında ise tablo değişiyor. Renk seçimi, yalnızca zevk meselesi değil, aynı zamanda markanın kimliğinin ve sunduğu deneyimin bir parçası olarak öne çıkıyor. Örneğin, Ferrari’nin ikonik kırmızısı olan Rosso Corsa, sadece bir boya tonu değil, markanın yarış mirasını ve tutkusunu simgeliyor. Porsche gibi markalarda ise sarı, turuncu ve canlı mavi gibi cesur renkler daha sık tercih ediliyor. 

Bu nedenle her markanın kırmızısı, mavisi ya da siyahı birbirinden farklı. Ferrari’nin kırmızısı, Porsche’nin sarısı ya da Mercedes’in siyahı yalnızca bir ton değil, markanın karakterinin parçası. Aynı beyaz bile farklı alt tonlarla markaya özgü hale geliyor.

Segment de renk dağılımını etkiliyor: Küçük sınıfta canlı tonlar daha fazla görünürken, üst segmentte nötr renkler baskın kalmaya devam ediyor.

Renk: algı mı, hesap mı?

Otomobilde daha logoyu seçmeden, far tasarımını incelemeden, gözümüz gövde tonunu algılıyor. Marka ile kurulan duygusal bağ çoğu zaman burada başlıyor. Üreticiler bugün yeniden şu gerçeği kabul ediyor: Otomobiller yalnızca teknik özellikleri için değil, hissettirdikleri için de satın alınıyor. Kırmızı dinamizm, siyah güç, beyaz netlik, mavi güven çağrıştırıyor. Gri ise dikkat çekmiyor ama huzursuz da etmiyor. Özellikle turuncu ve kırmızı tonlarda erkek kullanıcı oranının yüzde 60’ların üzerine çıkması, rengin hâlâ performans ve güç algısıyla ilişkilendirildiğini düşündürüyor.

Renkler neden geri geliyor?

Uzun süre nötr tonlara sıkışan pazarda bugün ise palet yeniden genişliyor. Öncelikle otomotiv sektörü büyük bir dönüşümden geçiyor. Elektrikli araçlar yalnızca yeni bir motor teknolojisi değil, aynı zamanda yeni bir kimlik inşası anlamına geliyor. Yeni markalar ve yeni modeller, kalabalık pazarda ayrışmak için rengi stratejik bir araç olarak kullanıyor.

Örneğin Porsche’nin ilk kez 1980’lerin sonunda 964 Carrera’da görülen ve 2022’de ‘Paint to Sample’ programı kapsamında yeniden sunulan Ruby Star tonu, yoğun bir magenta olarak bugün hâlâ koleksiyonerler ve marka tutkunları arasında aranan bir renk. Bu tür tonlar estetik tercihten öte; markanın hafızası ve kültürel kimliği olarak yeniden konumlandırılıyor.

Benzer şekilde BMW’nin 2021’de 2 Serisi ile paletine eklediği Twilight Purple, ışığa göre siyaha yakın bir tondan canlı mora dönüşen derin bir renk. “Individual” programı kapsamında sunulan bu tür seçenekler, artık yalnızca boya değil; kişiselleştirme stratejisinin parçası.

Benzer bir yaklaşım Alfa Romeo’da da görülüyor. Tonale ve Giulia ile Stelvio’nun Quadrifoglio versiyonlarında sunulan Montreal Green, üç katmanlı metalik yapısıyla ışık altında canlı bir yeşile dönüşüyor. Adını 1970’lerin Alfa Romeo Montreal modelinden alan bu ton, nostalji ile modern boya teknolojisini buluşturuyor. Uzaktan sade görünen renk, yaklaştıkça metalik partikülleriyle derinlik kazanıyor. Bu da renklerin artık yalnızca uzaktan algılanan bir ton değil, yakından deneyimlenen bir yüzey tasarımına dönüştüğünü gösteriyor.

Tüketici profili de değişiyor. Özellikle genç kullanıcı kitlesi, otomobili yalnızca ulaşım aracı değil, kişisel ifade alanı olarak görüyor. Sosyal medya görünürlüğü ve bireysel stil vurgusu, daha cesur tonlara alan açıyor.

Üçüncü faktör ise teknoloji. Mat yüzeyler, derin metalik efektler ve daha dayanıklı pigmentler sayesinde farklı renk seçenekleri artık üretim açısından daha erişilebilir. Son olarak filo pazarının mutlak hakimiyeti bazı segmentlerde zayıflıyor. Bireysel kullanıcı payı arttıkça duygusal tercihlerin etkisi de büyüyor.

Kısacası renklerin geri dönüşü bir moda dalgası değil; sektörün yapısal dönüşümünün sonucu.

Önümüzdeki yıllarda ne olacak?

Renk trendleri hızlı değişmiyor, ancak yavaş ama istikrarlı bir kayma gözleniyor. İngiltere’de yayımlanan güncel verilere göre gri hâlâ en popüler yeni araç rengi konumunda. Ancak mavi tonların payında artış dikkat çekiyor. Bu artış, özellikle SUV ve elektrikli modellerde daha belirgin.

İkinci el pazar verileri de benzer bir tablo sunuyor. Nötr tonlar satış süresi açısından avantajını korurken, belirli canlı renklerde talebin segment bazında arttığı görülüyor. Özellikle genç kullanıcı kitlesinde mavi ve daha derin tonlara ilgi artıyor. Önümüzdeki beş yılda mavi ve koyu tonların payında artış görmek mümkün olabilir.

Peki kullanıcı ne yapmalı?

Renk seçerken günlük hayat koşullarını hesaba katmak gerekiyor. Park yeri, toz, güneş altında görünüm ve bakım kolaylığı rengin uzun vadeli algısını etkiliyor. Segment de önemli. Küçük sınıf bir hatchback’te canlı tonlar doğal dururken, üst segment bir sedan’da nötr renkler daha güvenli bir profil çiziyor.

Asıl belirleyici unsur ise kullanım süresi: Aracı iki-üç yıl içinde değiştirmeyi planlayanlar için likidite kritik bir faktör; gri, beyaz ve siyah hâlâ en güvenli seçenekler. Ancak uzun yıllar kullanılacak bir araçta ikinci el baskısı azalıyor ve kişisel tercih ön plana çıkıyor. Ayrıca uzun süre kullanılacak bir otomobilde, her sabah keyif veren bir renge bakmak da yabana atılmamalı.

Otomobil alırken bazen maliyetini ya da ikinci el değerini, bazende kişisel zevkimizi önceleyerek karar veriyoruz. Bu tercih, piyasanın mantığı ile bireysel zevklerin kesiştiği noktada şekilleniyor. Seçtiğimiz renk ise sadece bireysel zevkimizi değil; değişen otomotiv kültürünün yönünü de yansıtıyor.