Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4107
Dolar
Arrow
44,5200
İngiliz Sterlini
Arrow
59,2668
Altın
Arrow
7084,9315
BIST
Arrow
10.729

Kafe yöneticisine Atatürk Barış Ödülü vermek!..

PKK açılımını canla başla savunan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bu işi son olarak tehdit/uyarı karışım şu noktaya vardırdı:

“Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun başarısız olduğumuz zaman (Komisyonun kurulduğu) 4 Ağustos 2025’tekinden daha vahim bir duruma dönüşebilir şartlar...”

Niye siyaset topyekûn o duvarın altında kalsın ki? Sadece açılımı başlatanlar ve buna destek verenler kalır!..

Kurtulmuş, 5 Mart’ta TBMM tören salonunda rektörlere verdiği iftarda dünya meselelerine değindi. Hedefinde Birleşmiş Milletler (BM) vardı. Şunları söyledi:

“İran’a saldırı oluyor, BM Güvenlik Konseyi toplanıyor. Toplandı mı, toplanmadı mı kimsenin umurunda bile değil. Çünkü BM Güvenlik Konseyi’nin New York’taki bir kafeden bir farkı kalmamıştır. Uluslararası sistemde, hiç bunu söylemek hoşuma gitmiyor, ama daha rahat ve daha kesin bir ifade de edemiyorum; şu anda dünya sisteminin içinden geçmekte olduğu süreci, orman kanunlarının geçerli olduğu bir dönem olarak tanımlamak mümkündür. Böyle bir kötü döneme dünya uzun yıllar, belki asırlar boyunca gelmemiştir. Dolayısıyla bu sürecin öyle görünüyor ki yakın dönemde daha iyiye doğru gitmesiyle ilgili de işaretler yoktur.”

TBMM Başkanı, geçtiğimiz günlerde medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri, yöneticileri ve yazarlarla sahurda buluştuğunda da BM’yi “kafe”ye benzetti. Kurtulmuş, son dönemde yaşanan Gazze soykırımı ve savaşların, dünyada neredeyse hiçbir uluslararası kurumun işlemediğini ortaya çıkardığını vurgularken, “BM’nin artık New York'taki bir kafeden farkı kalmadı, bu kadar etkisiz bir kuruluş haline geldi.” dedi.

“Değerli Dost”un Kıbrıs Planı

Başkan Kurtulmuş son bir haftada iki kez o benzetmeyi yaparken, arada bir şey oldu.

İstiklâl Marşı’mızın kabulünün 105’inci yıldönümü olan 12 Mart’ta Erdoğan, Saray’da düzenlenen bir törenle BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verdi.

Erdoğan, bu vesileyle yaptığı konuşmada; “mültecilerin korunması, küresel adaletin tesisine dair projelerin uygulanması ve Ukrayna’daki savaş bağlamında mekik diplomasisine yaptığı çok değerli katkıları şahit olduklarını” belirttiği Guterres’i, “uluslararası barış ve güvenliğin tesisi için adeta sessiz çoğunluğun sesi olan değerli dostum” sözleriyle övdü. Genel Sekreter Guterres ve BM’ye yönelik eleştirilere de şöyle tepki gösterdi:

“Sayın Genel Sekreter, şahsınıza ve liderlik ettiğiniz teşkilâta yönelik karalama kampanyalarına rağmen Gazze başta olmak üzere insani krizlerin aşılması ve uluslararası barışın tesisi için ortaya koyduğunuz ilkeli ve özverili çabalarınızın bu müstesna ödülümüzün ruhu, manası ve hedefleriyle fevkalade uyumlu olduğuna inanıyorum. Sizin nezdinizde dünyanın dört bir tarafında çetin şartlarda barış için fedakârca görev yapan BM personelini selamlıyor, hayatını kaybeden BM çalışanlarını saygıyla yâd ediyorum. Şahsınıza tevcih ettiğimiz Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'nün BM ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

Trump’ın Gazze’ye bahanesiyle BM’ye alternatif olarak “Barış Kurulu”nu (Board of Peace) kurgulaması, eşi Melania Trump'ın Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık yapmasıyla BM’nin geldiği son hâl ve etkinliği ortada.

Ama Atatürk ödülü, BM’ye değil, başındaki Guterres’in şahsına verildiğine göre, ülkemize nasıl bir hayrı dokunduğunu anlayabilmek için sadece Atatürk’ün, “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece ikmal yollarımız tıkanır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.” dediği Kıbrıs örneğini hatırlatalım.

BM öncülüğünde müzakerelerin sürdüğü 2017 yılında hazırlanan ve adı “Guterres Planı” olan planda, “Garantörlük sisteminin gözden geçirilmesi” ve “KKTC’deki Türk askerinin sayısının azaltılması” vardı.

Nitekim bu plan üzerindeki müzakereler sonuçsuz kalınca, “Bu tablo, Kıbrıs sorununa BM iyi niyet misyonu parametreleri çerçevesinde bir çözüm bulunmasının imkânsızlığını ortaya koymuştur. Artık bu parametrelerde ısrar etmenin bir anlamı yoktur.” diyen de Erdoğan oldu.

Geçtik bunu; 1964’ten beri adayı ikiye bölen yeşil hatta görev yapan BM Barış Gücü’nün görev süresi Güvenlik Konseyi tarafından 6 ayda bir, 2023’ten beri ise yılda bir kez uzatılırken, tek bir gün dahi KKTC’nin görüşü sorulmadı.

Son olarak 31 Ocak’taki uzatma kararının ardından Dışişleri Bakanlığı’mız bir kez daha, “Ada'daki egemen eşit iki halktan biri olan Kıbrıs Türk tarafının rızasının bu defa da alınmaması, BM'nin yerleşik uygulama ve ilkelerine aykırıdır.” açıklamasını yapıp, Barış Gücü’nün, idaresi altında bulunan Ara Bölge'de iki tarafa adil ve dengeli bir yaklaşım dahi sergilemediğine, bunun da Barış Gücü'nün varoluş gerekçesi hakkında zihinlerde ciddi soru işaretleri oluşturduğuna dikkat çekti.

Ancak Guterres’in kılı bile kıpırdamadı. Biz de onu böyle ödüllendirdik!..

Kime Ne Ödül Vermedik ki

Gerçi iktidarın, 2001-2006 yıllarında İngiltere Dışişleri Bakanı olan ve bu görevi sırasında Türkiye-AB ilişkileri konusunda, “Biz ayının derisini öldürmeden yüzeriz” diyen Jack Straw’a 2012 yılında “Türkiye Cumhuriyeti Nişanı” taktığını gördük.

O yüzden; TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ifadesiyle artık New York’ta bir “kafe” haline gelen BM’nin başının Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’ne lâyık görülmesi de çok şaşırtıcı olmasa gerek, değil mi?!

Müyesser YILDIZ

18 Mart 2026