İmralı’daki teröristbaşı, Kandil ve DEM’lilerden sonra teklifi imzalayan ve destekleyenlerin de “ilk adım” saydığı 12 maddelik PKK yasası önceki gün TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Bugünden itibaren de Genel Kurul’da görüşülecek.
Tüm hukukçular, bunun Anayasa’ya, kanunlara aykırı ve çelişkilerle dolu olduğunu söylüyor. Bu haliyle de İmralı’daki teröristbaşı tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı merak ediliyor.
“İlk adım sayılıyor” dedik; çünkü terör örgütü cephesi, bu yasayla ilk kez “Kürt kimliğinin” hukuki anlamda tanındığını, teröristbaşının Kürtlerin “lideri ve baş müzakerecisi” olarak kabul edildiğini, Ekim’den itibaren arkasının geleceğini anlatıyor. Arkadan gelecekler ne, belli; yerel yönetimlere özerklik, ana dilde eğitim, eşit vatandaşlık.
“Türkiye modeli” olarak adlandırılan süreçle; “demokratik cumhuriyetin” temellerinin atıldığı, yepyeni bir Türk-Kürt kardeşliğinin kurulacağı da anlatılıyor.
PKK’lı teröristlere “düz ovada” siyaset yapma imkânı sağlayan yasaya gelince; bunun “müellif mimarını” ve neyle karşı karşıya kaldığımızı anlamak için şu teknik detayları aktaralım:
- İktidarın “çerçeve”, PKK cenahının “kök” dediği yasanın adı; “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”.
- Teröristlerin silah bıraktığını teyit ve tespit için iki kurul oluşturulacak. Birisi Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığındaki “Değerlendirme ve Koordinasyon Kurulu”, diğeri TBMM bünyesinde kanunla kurulacak, ama Meclis İç Tüzüğüne tabi olmayacak 17 üyeli İzleme Kurulu.
- TBMM’de yasadışı kurulan “PKK Komisyonu”nun üyeleri başta olmak üzere, çıkacak bu yasa kapsamında verilen görevleri yerine getirenler dokunulmazlık zırhına kavuşacak.
Bu yasa teklifinin bir de “genel gerekçe” bölümü var ki, “yasadan daha önemli” desek yeridir. Çünkü şöyle ifadeler yer alıyor:
- “Devletin demokratik hukuk devleti niteliğini daha da güçlendirecek bir vizyon”...
- “Ortak vatandaşlık bilinci”...
- “Silahlı yapılanmaların ortadan kaldırılması ve demokratik siyasetin alanının güçlendirilmesi”...
- “Sürecin dinamik yapısı dikkate alındığında, uygulama sırasında ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar, elde edilecek tecrübeler ve değişen şartlar ile gereklilikler doğrultusunda, sürecin hedefine uygun şekilde ilerlemesini sağlamak amacıyla ilgili mevzuatta ilave değişiklikler yapılması veya yeni kanuni düzenlemelerin ihdas edilmesi”...
- “Yalnızca ülkemizde değil, ülkemizin de içinde bulunduğu tüm coğrafyada barış ve kardeşliğin yeniden oluşturulması”...
Hafızamızı mı Kaybettik?
Birileri enikonu hafızamızı kaybettiğimizi sanıyor olmalı ki, bunları yeniymiş gibi önümüze koyuyor.
O halde, bize de birinci açılım sürecinde “İmralı Notları” adı altında kayda geçmiş olanları hatırlatmak düşüyor.
Teröristbaşının 3 Ocak 2013’te İmralı’ya giden heyete şu söyledikleriyle başlayalım:
- “Kürt halkının varlığı henüz devlet tarafından kabul edilmemiş. Varlığının kabul edilmesi gerekir. CHP komisyona katı¬lınca bunu değerlendireceğiz. Sadece dilinin değil beyninin, gövdesinin, yani varlığının kabul edilmesi gerekir. Kürt realitesi parlamento tarafından kabul edilmeden nasıl anayasa yapacaksınız? Bu konuda 1921 Anayasasını ve yirmi maddelik Kürt Reform Tasarısını esas alabilirsiniz. Orada Kürtlerin varlığının kabulü var. Biz 9 Şubat 1922 tarihli Kürt Reform Tasarısını canlandırmak istiyoruz.”
- “Hakiki barışa Türk-Kürt barışı ile gideceğiz. Bu iki toplumun ilişkilerini dinamitlemişler, zehirlemişler... Ulus-devletçi değilim. Katliamların temel nedeni budur. Ulus-devlet özgürlük değil kölelik demektir.”
- “Biz Kürtleri demokratik bir ünite haline getirmek istiyoruz. Türkiye Anayasasında ve yasalarda bu olmadan barış olmaz... Dil eğitimini tartışmıyorum bile. Yasama hakkı, ekonomik özerkliği olacak. Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılacak.”
Mart 2013’te, işe öncelikle parlamentonun bir karar almasıyla başlanması, komisyonlar kurulması, bunlardan birincisinin de milletvekillerinden oluşan bir komisyon olması gerektiğini belirterek, “Kanunla özel bir komisyon kurulur. Bu komisyon geri çekilme dahil, bütün çatışmasızlık sürecine nezaret eder.” dedi.
Devamında yaptıklarının “yasadışı” olduğunu, Meclis’in bir yasa çıkararak, bu yasadışılığa son vermesi gerektiğini kaydedip süreci yürüten, dönemin MİT yetkilileri hakkında açılan soruşturmaya dikkat çekerken, kendisiyle ilgili olarak da şunu istedi:
“KCK ‘önderliğimiz’ diye yazmış, halk ‘başkan’ diyor, herkes bir misyon biçiyor. Ben de bu isyanı sonlandıracak kişiyim. Bu nedenle parlamentonun beni nasıl tanımlayacağı önemlidir. Düşünsenize, ağır cezalık bir mahkûm parlamentonun gündemine gelecek bir öneri sunuyor! Bunu hangi sıfatla yapıyorum, bu yasal mıdır? Hayır, suçtur. Bu yasadışılığın bir şekilde giderilmesi gerekecek.”
Nisan 2013’te, “Tarihi çatışma sürecini sona erdirdik dediysem barış oldu demiyorum, legal siyasete evrensel bağlılıktan ve mücadeleden söz ediyorum. Hiçbir şeyden vazgeçmedim. Ben sadece demokratik Türkiye olmadan bunların hiçbiri olmaz... diyorum. Önce demokratik Türkiye olmalı.” resti çekti.
Teröristbaşının Yasasının Adı
Haziran 2013’te; dönemin Başbakan’ının, “demokratik siyasete, fikir mücadelesine gelin” çağrısına karşılık bir “müzakere çerçeve yasa” hazırladığını anlatırken, “Öyle genel af olmayabilir. Meclis bir yolunu bulmak zorundadır. Yönetici-militan ayrımı yapmadan bir yolunu bulmak zorunda. Hasta tutuklular hemen bırakılmalıdır.” diye buyurdu.
O “müzakere çerçeve yasası”na da “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Yasa Tasarısı” adını verdi.
Bugünkü teklifin adıyla farkı ne; “terörün sona erdirilmesi” yerine “milli dayanışma” kondu.
“Yasa A’dan Z’ye bölücü terör örgütü için çıkarıldığına göre; ‘PKK’yla dayanışma ve PKK’yla bütünleşmenin güçlendirilmesi’ dense, daha iyi olmaz mıydı?” demiştik, haksız mıymışız?!
Peki teröristbaşının hazırladığı ve “Ortadoğu devrimine de kapı aralayacağını” iddia ettiği o yasa taslağında neler vardı? Örneğin şöyle maddeler:
- “Devlet, çözüm süreci kapsamında... terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, diplomatik sosyo-ekonomi, psikoloji, kültürel, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında atabileceği adımları belirler... Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüş, sosyal yaşama katılım ve uyumları için gerekli tedbirlerini alır. Bu konularda gerekli mevzuat çalışmalarını yapar... Alınan tedbirlere ilişkin uygulama sonuçlarını izler, ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar.”
- “Çözüm süreci ile ilgili bütün hususları kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığı yürütür.”
- “Kanun kapsamında ilgili kurumlara verilen görevleri yerine getiren kişilerin ve görevlilerin hukuki ve cezai sorumluluğu olmaz, bundan dolayı cezalandırılamazlar.”
Sonra?
2014 Haziran başında İmralı’ya giden heyete; “Bunu aylarca beklemeye tahammülümüz yok.” diyerek Meclis’in ne zaman tatile girdiğini sordu.
Pervin Buldan’ın, “Bu ay sonu gibi” karşılığı üzerine de şu talimatı verdi:
“Yani 20-25 gün var şurada. Şimdi siz hemen buradan çıkar çıkmaz Ankara’ya gidip Beşir (Atalay) bey, Efkan (Ala) bey ve diğer muhataplarınızla görüşeceksiniz. ‘Apo ile oyun olmaz, bunu aylarca bekleyecek halimiz yok’ diyeceksiniz. Bu haliyle bile kabul edebiliriz, ama Meclis kapanmadan bunun çıkması lazım, yoksa ben bilmem... Cumhurbaşkanlığı seçimi olmadan öncesinde çıkması lazım... Bu yasayla bütün sorunlar çözülecek, muhataplık falan hepsi çözülecek... Ortadoğu’nun kaderi değişiyor. Bu düzenlemelerle sadece yeni Türkiye’nin değil, yeni Ortadoğu’nun temelini atacağız.”
İşte o yasa tasarısı Meclis’e sunulduğunda MHP’li Oktay Vural, “Apo istedi, onlar yapıyor” tespitinde bulundu.
Teröristbaşı, 26 Haziran’daki İmralı heyetiyle görüşmesinde; Vural’ın bu sözlerine, “Benimle ne alakası var? Devlet kendisi için yapıyor” diye tepki gösterdi.
Sırrı Süreyya Önder, “Bugüne kadar kimsenin başaramadığını siz burada başardınız. Müzakere ile devlete yasa çıkarttırdınız. Bence bu yasa tarihidir. Meclis’e de geldi. Bu topraklarda eşi benzeri yok. Ne Müslümanlar ne Aleviler ne de sosyalist yapılar bunu başarabildiler. Siz başardınız... Bu yasa çıktıktan sonra bize sayfalar dolusu sövseler bile bence önemsememek gerekir. Bugüne kadar kim hangi mücadeleyle devlete neyi kabul ettirmiş, buna bakmak gerekir.” övgülerini sıraladı.
Teröristbaşı, “Benim için çok basit bir yasadır. Önemli olabilir, ama bana göre bir devlet kendini bu hale düşürmemeli, bir yasa çıkarmayı bu kadar farklı bir tablo içerisine koymamalıdır.” karşılığını verdi.
Pervin Buldan, bunun “demokratikleşme paketiyle desteklenmesi” gerektiğini kaydedince de teröristbaşı, şunları söyledi:
“Müzakere heyeti, İzleme Heyeti ve Devlet heyeti üç ana kurul olarak göreve başlarsa, tartışırız. Bunlar olmadan olmaz... Bu konuda oluşturulacak İzleme Kuruluna yetki veririz... İzleme Kurulu bir ombudsmanlık gibi çalışabilir.”
Sonuçta TBMM, 10 Temmuz 2014’te o yasayı kabul etti.
12 yıl sonra hemen hemen aynı süreci yaşadığımız ortada.
Malûm, TBMM’nin 1 Temmuz’da tatile girmesi gerekiyordu; ama bu yeni yasa için çalışma süresi uzatıldı. Bugün de Genel Kurul’da görüşülmesine başlanacak.
Bugünün özelliği ne? Bölücü terör örgütünün hedeflediği Sevr’in yıldönümü.
Tabii 12 maddenin bir günde kabul edilmesi mümkün değil, herhalde 4-5 gün sürer.
İster misiniz, 15 Ağustos’ta tamamlansın? Bu tarihin özelliği mi? PKK’nın ilk silahlı eylemleri olan Eruh ve Şemdinli baskınlarının 42’nci yıldönümü ya!..
Müyesser YILDIZ
10 Ağustos 2026
Çok Okunanlar
Fatih’te polise bıçaklı saldırı girişimi
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu'ndan ‘çerçeve yasa’ tepkisi
Mansur Yavaş’tan Çerçeve Yasa mesajı
Erdoğan'ın masasındaki 'özel anketin' sonuçları ortaya çıktı
Sevr’i yırtan Gazi Meclis’ten cilalı Sevr’i onaylayan Meclis’e
Güney Koreli yayıncı İstanbul sokaklarında tacize uğradı
YENİ Parti’nin çerçeve yasa kararı belli oldu
YENİ Parti'de 'çerçeve yasa' çatlağı
Kılıçdaroğlu’ndan çerçeve yasa mesajı
Cemil Tugay’ın son hamlesi AKP’ye geçiş iddialarını güçlendirdi!