Teğmenlerin ihracında en çok buna şaşırdım

Geçtiğimiz 10 Kasım’da Tuzla Piyade Okulu’ndaki Atatürk’ü anma töreninde bir teğmenin yakasına Atatürk fotoğrafı takmaması üzerine yaşanan olayda Milli Savunma Bakanlığı kararını verdi ve hem Atatürk fotoğrafı takılmamasına tepki gösteren 4 teğmen hem de fotoğraf takmayan teğmen ile ona destek çıkan 2 teğmenin TSK’dan atıldığını açıkladı.

Açıklamada şöyle bir gariplik var:

Kara Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kurulu tarafından “TSK’dan ayırma kararı” verildiği belirtildi, ama Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in bu kararı onayladığından söz edilmedi.

İşte bu ifadeler, tarikatçı olduğu öne sürülen teğmenlerin avukatlarınca, “Karar onaylanmış değil.” diye yorumlandı.

Doğrusu nedir anlayabilmek için hafta başında kararın teğmenler ve avukatlarına tebliğ edilmesini beklememiz gerekiyor.

“DEZENFORMASYONDAN” İHRACA GİDEN SÜREÇ

Teğmenler olayında MSB nasıl bir süreç takip etti; evvela bunu özetleyelim.

Olay ilk duyulduğunda MSB kaynakları, hem ”dezenformasyonun bariz bir örneği” nitelemesini yaptı hem de konuyla ilgili adli ve idari sürecin başlatıldığını bildirdi.

Yaklaşık 1 ay sonra da; başlatılan idari soruşturma sonucunda "olaya sebebiyet veren personelin görevden geçici olarak uzaklaştırıldığı” açıklanırken, 7 teğmenin yaptığının “disiplinsizlik” olduğu vurgulandı.

Bu arada Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in, “Bir tane öğrenci subayımız takması gereken fotoğrafı takmıyor” demesi tepkilere yol açınca, Güler’i savunma derdine düşen iktidar medyasında şunlar yazıldı, çizildi:

“Disiplin üzerine kurulu bir yapıda ‘Şucu-bucu’ gibi çeşitli isimlerdeki yapıların örgütlenmesine asla müsaade edilmemelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri fikir yayma ve örgütleme platformu değildir.”

“Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafının yakaya takılmaması meselesinde biz daha duygusal bakıyoruz ama askerler her ne kadar Atatürk konusunda hassasiyetleri olsa da farklı bir noktadalar. Onlar için öncelikle buradaki sorun, verilen emre uygun davranılmaması. Yakaya takılması emredilen fotoğrafın ülkemizin kurucusuna ait olması tabii ki önemli. Ama yakaya fotoğraf takılacak emrine uyulmadığı zaman o fotoğrafın Mustafa Kemal Atatürk’ün ya da bir şehidin fotoğrafı olması kural ihlali açısından bir farklılık sağlamıyor. Askerler için sorun disiplinin bozulmuş olması.”

Sonuçta 18 Ocak’ta Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) 7 teğmenin akıbeti hakkında karar vermek üzere toplandı. Tarikatçı olduğu belirtilen 3 teğmen ve avukatları, “objektif bir soruşturma yürütülmediği ve objektif bir karar alınmayacağı” iddiasıyla YDK’ya katılmayıp kısa bir yazılı savunma gönderirken, Atatürk fotoğrafı takılmamasına tepki gösteren 4 teğmen ile avukatları toplantıda hazır bulunup savunma yaptı. YDK üyeleri ise teğmenler ve avukatlarına hiçbir soru sormadan dinlemekle yetindi.

Nihayetinde de Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun 7 teğmenin tümü hakkında TSK’dan ihraç kararı aldığını ve MSB’nin bunu onayladığını öğrendik.

NİYE BU KADAR DALLANDI BUDAKLANDI?

Oysa 4 teğmenin avukatlarının belirttiği gibi; TSK Disiplin Kanunu uyarınca teğmenlere verilebilecek en yüksek ceza “kınama” olabilirdi.

Avukatların yaptığı son açıklamadaki şu vurgu da önemliydi:

“Ayırma cezası verilmesi; Atatürk konusunda TSK’da bir kutuplaşma olduğunun ve bu kutuplaşmanın hizmete engel olduğunun kabul edilmesi anlamına gelir. Anayasa ve Harp Okulları Kanunu’na göre; Türk Milletinin siyaset üstü değeri olan ve devletin kuruluş ideallerini ve temel felsefesini yansıtan Atatürk konusunda TSK’da bir kutuplaşma olduğunun kabul edilmesi ise müvekkillerimize ve TSK’ya yapılan büyük bir haksızlıktır.”

Yaşanan da aynen buydu. Örneğin CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Atatürk'e saygısızlık yapanlarla, buna tepki gösteren teğmenlere aynı cezayı vermenin gerekçesi asla izah edilemez." dedi.

Acaba tam da böyle olması, Atatürk’ün TSK’da da tartışılır hale gelmesi mi isteniyordu?

MSB O HABERDEN HABERDAR MIYDI?

Malûm; konu özellikle Yeni Şafak Gazetesi’nin 14 Aralık’taki “Teğmen cuntası” manşetiyle dallanıp budaklandı.

Bundan sonra da iktidarı destekleyen medya ve kimi STÖ’ler, Atatürk fotoğrafı takılmamasına tepki gösteren teğmenlerin TSK’dan ihraç edilmesini istedi.

İşte hemen burada kulislerdeki bir iddiayı aktaralım.

İddia o ki; Milli Savunma Bakanlığı, Yeni Şafak’taki o haberden, yayımlanmasının öncesinde haberdardı.

İstense mani olunabilir miydi? Pek tabii; ama, “Yayımlanırsa yayımlansın.” denmiş!..

MANİDAR ZAMANLAMA

İhraç kararının yol açtığı şaşkınlığa gelirsek;

Cumhuriyet’in 100’üncü yıldönümünde Donanma, Erdoğan’ı Vahdettin Köşkü’nden selamlamış ve Erdoğan bu duruma tepki gösterenleri, “piyasa Atatürkçüleri” olarak nitelendirmiş...

Yine Erdoğan; Atatürk ismini kullanmadan, “Mustafa Kemal ortak değerimiz.”, “Bu milletin ne cumhuriyetle, ne de cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal ile bir sorunu, sıkıntısı, derdi, problemi vardır.” dedikten sonra, “Şeriata düşmanlık, esasında dinin bizatihi kendisine husumettir” buyurmuş...

Filistin mitinglerinde, Anıtkabir’de ve en nihayetinde İstanbul Adliyesi’nde “şeriat” sloganları atılmaya başlanmış...

AKP'li bir isim; uzaya giden Alper Gezeravcı’nın, Atatürk’e atıfla, “İstikbal göklerdedir” hatırlatması için, “Ülkenin yüzde 1-2’lik bir kesimine hitap edip yüzde 90’ları ayrıştırıyor. Türkiye’yi ayrıştıran, ufkunu kapatan, ülkeye pranga olan Kemalist statükoya karşı verilen o kadar başarılı mücadelenin ardından dönüp dolaşıp statükoya demir atmak... Hazin, çok hazin...” diye yazmış...

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreninde; Cumhuriyet’in kazanımlarının nasıl bir bir yok edildiğini anlatan Emine Öğretmen; “halkı kin ve düşmanlığa tahrikten” gözaltına alınmış, hakkında soruşturma başlatılmış; dahası, Milli Eğitim Bakanlığı’nın emri üzerine bizzat Atatürk’ün kurduğu TED’in adını kullanan okul tarafından sözleşmesi feshedilmiş...

Ve dahi Milli Savunma Bakanlığı’nın görevini tanımlarken kullandığı, “Atatürk İlke ve İnkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde” ibaresi, “Cumhuriyetimizin ikinci asrında, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda” ifadesine evrilmeye başlanmış...

Şimdi, Atatürkçü olduğu belirtilen teğmenlerin TSK’dan ihracına şaşırıyoruz, öyle mi?!

İHRAÇ KARARI OYBİRLİĞİYLE Mİ?

Benim asıl şaşırdığım ne, biliyor musunuz?

Öğrendiğim kadarıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, teğmenlerin ihracına oy birliğiyle karar vermiş.

Eğer doğruysa, şaşırmamın sebebi şu:

Kurulda Balyoz kumpasına maruz kalmış ve yıllarca hapis yatmış iki isim var.

TSK’da tarikat-cemaat yapılanmalarının nasıl bir tehlike olduğunu en iyi onların bilmesi gerekir, değil mi?

Mutlaka biliyorlardır. İşte en azından onların, bu ihraç kararına muhalif kalması beklenmez mi?

Demek ki, “buyruk” büyük yerden!..