Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
37,3497
Dolar
Arrow
43,9024
İngiliz Sterlini
Arrow
55,5755
Altın
Arrow
7260,2540
BIST
Arrow
10.729

Türk Milleti’nden 'Kurtuluş' reçetesi!..

Dil demek, millet demektir. Millet demek de egemenlik ve bağımsızlıktır. Onun içindir ki Mustafa Kemal Atatürk, “Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır, bu da İslav araştırma cemiyetlerinin kurduğu dil kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların milli bilinçlerini uyandırdığı zaman, biz Balkanlar’da Trakya sınırlarına çekildik.” dedi.

AKP iktidarının örnek aldığı Sultan Abdülhamid’in de önemli özelliklerinden birisi, Türkçe konusundaki hassasiyetiydi. Bu nedenle bazı özel talimatlar verdiği anlatılır. Örneğin, sadece ülkelerinde değil, işgâl ettikleri yerlerde de kendi dillerini öğrenmeyi mecbur tutan Avrupa devletlerinin, Osmanlı topraklarında dillerini yayma faaliyetinde bulunduğunu görünce 1894’te Eğitim Bakanı Zühtü Paşa’ya hitaben gönderdiği genelgede; “okullarda Türk çocuklarına, Türkçenin iyi öğretilmesine dikkat edilmesi, Arapça ve Farsça kelimeler yerine halk dilinde yaşanan Türkçenin kullanılmasını” emrettiği, keza “Hıristiyan okullarında da Türkçe dersinin ciddiye alınması, öğrencilerine Türkçe öğretmeyen okulların kapatılması” talimatını verdiği bildirilir.

Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti üniter ve milli bir devlettir. Milli devlet olmanın ilk şartı ise dil birliğidir. Bunun için Anayasa’nın “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez” ilk üç maddesi arasında “Türkiye Devleti’nin dili Türkçe’dir” hükmü yer alıyor, 42’nci maddede de, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” deniyor.

ERDOĞAN VE BAHÇELİ'NİN BAKIŞI

Bir de Erdoğan ve ortağı Bahçeli’nin dil konusundaki yaklaşımlarına bakalım.

Erdoğan’ın 1990’larda hazırlattığı “Kürt raporu”nda, şu öneriler yer aldı:

Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasalar kaldırılmalı. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin öğretilmesi için yasal imkânlar sağlanmalı. Bütün bu haklar, Türkiye’de yaşayan diğer halklara da (Laz, Çerkez, Gürcü, Arap vs.) tanınmalı, bu çerçevede Türkiye’nin kültürel bir çoğunluğa sahip olması gerektiği savunulmalı... Türkiye’de dileyen herkesin, kendi anadilinde eğitim-öğretim yapabilmesi, kitle iletişim araçlarından yararlanması sağlanmalı...”

Erdoğan’ın yine 1993’te “ikinci cumhuriyet tartışmaları kapsamında yaptığı değerlendirmeler hiç unutulmadı; “Türkiye, 70 yıllık tarihinde katı bir üniter anlayışa sahip olmuştur. Her konuda ‘tekçi’ olmuştur ve bu tek olan şeyi de kendisi seçmiştir... Harf inkılabi vasıtasıyla bir ülkenin tamamının bir anda sıfır okur-yazar seviyesine indirgenmesi kimlere yaramıştır?..” sözleriyle hem “tek millet” hem “tek dil” anlayışını eleştirdi. Dahası açıkça şunları söyledi:

Bir diğer sıkıntımız, milli bütünlüğümüzün tehlikede olmasıdır. Bunu şu şekilde açayım; resmi ideoloji ırkçı bir kişilik taşıyor. Bu yapısıyla da milli bütünlüğü koruması mümkün değildir. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 etnik grup yaşamakta. Bu 27 etnik grubun da varlıklarının tanınması gerekmektedir. ‘Türkiye Türklerindir’ gibi tezler yanlıştır. Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir. Bir inanç birlikteliği bu insanların bütünlüğünü sağlayabilir.” dedi.

AKP’nin kuruluş aşamasında Erdoğan’ın “başucu kitapçığında” ise şunlar savunuldu:

“Türkiye’de toplum, resmi düzeyde tek dili konuşan bir toplum, rutin hayat içinde çok dilli bir tolum olabilir...Tevhid-i Tedrisat Kanunu tadil edilmelidir. Temel eğitim kurumlarında eğitimin içeriği, çok etnisiteli, farklılıklar içeren bir toplum dikkate alınarak değiştirilmelidir.”

Devr-i iktidarlarında da TRT’de Kürtçe yayın, Kürtçe özel kurslar gibi çeşitli açılımlar yapıldı. Ancak PKK ve hamilerinin isteklerinin bitmediğini görünce; 2008’de gittiği İsveç’te şöyle yakındı:

“Devlet televizyonu ve radyosundan bir tanesinde ağırlıklı olarak Kürtçe, Farsça ve Arapça yayın yapmaya hazırlanıyoruz. Bunların yanında ana dilini öğrenmek için kurs açmaya da imkanları, hakları var. Ama öyle abartılı başladılar ki bu işe, önce kurslar açtılar, fakat kurslar yürümeyince, bu defa şimdi devletten 'bize yardım verin de, öğretmen tayin edin de bu kursları çalıştıralım' diyorlar. Dünyanın neresinde acaba bu tür bir yöntem var? AB ülkelerine bakın, oralarda bile böyle bir şey yok... Türkiye’de resmi dil olarak böyle bir talep var. Türkiye’de, Türkçe’den başka resmi dil yoktur, olamaz. Böyle bir şey söz konusu değil.”

İsveç’te böyle, 2009’da TRT Kürtçe’nin açılış töreninde ise; “Zaman içerisinde çok daha farklı adımların atılmasına da vesile olacaktır diye düşünüyorum... Her şey yavaş yavaş zaman içerisinde olacaktır. Biraz sabırlı olacağız... Yayınlar aidiyet bağını güçlendirecektir. Bizi birbirimize bağlayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktır. Bu, kan bağından daha önemlidir.” diye konuştu.

MHP Lideri Bahçeli’ye gelince; “Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek dil” haykırışları malûm.

Örneğin 2021’de Erdoğan yeni anayasa tartışmalarını başlattığında; Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kökleşmesi ve taban tutması için Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu kabullenirken, şunları vurguladı:

“Anayasa’nın ana fikrini teşkil eden Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, üniter siyasi yapısı ile dilinin Türkçe olduğu ilkesi farklı yorumlara açık olmayan ve herkesi bağlayan kuruluş ilkeleridir. Ve böyle kalmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek dil esasına dayalı milli ve üniter bir devlettir. Yeni anayasa, milli ve tarihsel haklarımızı muhafaza etmelidir.”

O vakitler HDP ile anayasa konusunda görüşen muhalefet partilerine de, “Gizli mahfillerde, tehlikeli maksatlarla, gölgeli emellerle anayasa taslağı hazırlayıp devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü siyasi amaçlarına kurban etmek isteyenlerin içine düştükleri zilletten kurtulmaları bir başka beklentimizdir... PKK’yla anayasa hazırlık masası kuranların savruldukları yanlış yoldan dönmeleri millete ve demokrasiye sadakatin gereği, yeni anayasa yazımı konusunda irade beyanları ise samimiyetlerin testidir.” çağrısında bulundu.

Bahçeli’nin uzunca bir süredir ise “tek dil” olmaksızın sadece “tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak” dediğini kaydedelim.

PAZARLIK YOKSA BUNLAR NE?

Bunları hatırlatmamızın sebebi mi?

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler önceki gün bir kez daha “terörsüz Türkiye” yolunda “hiçbir taviz ve pazarlık” yapılmadığını anlatırken; İmralı müdavimi DEM’li Pervin Buldan, son görüşmelerinde teröristbaşının söz ettiği “entegrasyon aşamasından” kastının, “Kürt halkının başta ana dil meselesi olmak üzere birçok konudaki beklentisinin hayata geçmesi” olduğunu açıkladı ve Meclis raporunun ana dil yaklaşımını eksik bulduklarını belirtti.

Önceki gün UNESCO’nun ilân ettiği “Uluslararası Anadili Günü”ydü ya, şimdi de DEM’lilerin ve Barzanilerin söylediklerini aktaralım.

- DEM Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, Kürtçe başta olmak üzere anadilde eğitim hakkının anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması, kamusal hizmetlerde çok dilli uygulamalara geçirilmesi için TBMM’ye bir araştırma önergesi verdi.

- DEM’in Dil Kültür ve Sanat Komisyonu’nun anadil günü açıklamasında; “Türkiye’de tekçi ve katı merkeziyetçi ulus-devlet anlayışı dün olduğu gibi bugün de halkların dilsel ve kültürel varlığına yönelik inkâr, asimilasyon ve tasfiye politikalarını sürdürmektedir... Türkiye’de inkâr ve asimilasyon politikaları sonucunda... Ubıhça ve Kapadokya Yunancası tamamen yitirilmiş; Kürtçenin kadim lehçesi Zazaki/Kirmancki, Lazca, Hemşince, Abazaca, Çerkesçe, Süryanice, Pontus Yunancası, Batı Ermenicesi ve Romanca ise ciddi bir yok oluş tehdidiyle karşı karşıyadır... Toplumsal barış için, başta anadilinde eğitim olmak üzere dil hakları güvence altına alınmalı ve yasal statüye kavuşturulmalıdır.” denildi ve “herkes anadil mücadelesini yükseltmeye” çağırıldı.

- DEM eş başkanı Tuncer Bakırhan, “anadil böler” diyenlerin yalan söylediğini öne sürüp, “Biz Türkler Türkçe konuşmasın, Araplar Arapça konuşmasın, Farslar Farsça konuşmasın demiyoruz... Biz ne istiyoruz, demokratik entegrasyondan ne anlıyoruz? Artık anadilinde eğitim hakkı herkesin olmalı. Anadili özgür olmalı. Kültürel özgürlük olmalı... Yerel demokrasi olmalı.” diye konuştu.

- Diğer eş başkan Tülay Hatimoğulları, “21. yüzyılı ve cumhuriyetin ikinci yüzyılını yaşadığımız bu çağda artık insanları tekçilik cenderesinde tutmaya çalışmak, her farklılığı tek bir kimlik etrafında tanımlamak hem imkânsız hem anlamsız hem de çağ dışıdır. Dolayısıyla Türkiye tüm farklılıkların tanındığı ve zenginlik kabul edildiği bir denkleme geçmelidir. Sayın Öcalan’ın özgür yurttaşlık vurgusu bu bağlamıyla da önemli ve özeldir.” açıklamasını yaptı.

- Barzaniler de, “anadilin, ulusal kimliğin ve birliğin temeli olduğunu” vurgularken, Barzanilere yakın medyada yayımlanan “Türkiye’de Kürtçenin yüzyılı: Yasak, asimilasyon ve bitmeyen bir mücadele” başlıklı haberde; “Yaklaşık 25 milyon Kürdün yaşadığı Türkiye'de Kürtçe, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana anayasal bir statüden ve eğitim hakkından mahrum bırakıldı... Benzer şekilde Lozan Antlaşması'nın 39/4 maddesi de [Oysa bu madde azınlık olarak tanınan gayrimüslim vatandaşlarımızla ilgili] Türkçe dışındaki dillerin kamusal alanda kullanımına sınır getirilemeyeceğini belirtir.” iddialarına yer verildi.

''TÜRK- KÜRT- ARAP'' VURGUSU

Tüm bunlardan sonra TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığındaki PKK komisyonunun hazırladığı rapora gelelim.

Medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle iftarda bir araya gelen Kurtulmuş, rapordaki “Türk-Kürt-Arap” vurgusuna yönelik eleştirilere cevap verirken şunları söyledi:

“Türk-Kürt-Arap meselesinin yazılmış olmasının Türkiye'nin üniter yapısını bozacağına ilişkin kuşkuyu, endişeyi son derece yersiz olarak görüyorum. Çünkü raporda çok açık, iki yerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısı, anayasal düzeni, bölünmez bütünlüğü, laik devlet yapısı çok açık bir şekilde vurgulanmış ve bir kere daha deklare edilmiştir... Asla Türkiye'nin üniter yapısı, devlet sistemiyle ilgili ne bir tereddüt dile getirildi ne herhangi birisi böyle bir teklifte bulundu ne de ‘Böyle bir şeyi raporda konuşalım, yazalım’ diye bir şey söylendi. Tamamen yanlıştır, yanlış bir algıdır. Raporun üzerindeki bu ittifakı gölgelemek için yapılan bir yanlış yorum olarak görüyorum.

Raporun iki yerinde; “üniter yapı, bölünmez bütünlük, laiklik” vurgulanmış. Ya “Türk Milleti” yani “milli yapı” vurgusu niye yok?

Anayasa’nın üçüncü maddesinde tam olarak, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” yazmıyor mu?

Keza MHP Lideri Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti’ni, “Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek dil esasına dayalı milli ve üniter bir devlettir.” diye tarif etmedi mi?

Nitekim İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da, Anayasa’nın “Türk vatandaşlığı”nı düzenleyen 66’ncı maddeyi tartışamadıkları için rapora “Türkler, Kürtler, Araplar ve diğer etnik unsurlar” ifadesinin yazıldığına dikkat çekip, “Ya biz üniter, milli bir devletiz.” hatırlatmasında bulundu ve “Sen kimleri, ne nedenle, hangi gerekçeyle bu Cumhuriyet'e ortak etmeye kalkışıyorsun?” sorusunu yöneltti.

UNESCO’nun ilân ettiği “Uluslararası Anadili Günü” münasebetiyle açıklama yapan bir başka ismi sona bıraktık. Bu isim CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu. Tanrıkulu, “Ana dil sorunu yalnızca Kürt yurttaşların meselesi değildir. Süryani, Laz, Çerkez, Arap, Rum ve diğer tüm halkların dilleri Türkiye’nin kültürel zenginliğinin parçasıdır. Bu dillerin kamusal alanda görünür olması, ülkenin bölünmesine değil; demokratik bütünlüğüne katkı sunar.” dedi.

Tanrıkulu’nu sona bırakmamızın sebebi mi?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçtiğimiz günlerde Adana’da çıkan fırtına sırasında düşmek üzere olan Atatürk büstünü elleriyle tutup koruyan gençleri arayıp, “Çok duygulandım, vallahi izlerken gözyaşlarımı tutamadım, iyi ki varsınız.” dedi ya; keşke CHP de Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve milli yapısına o gençler gibi sıkı sıkıya sarılıp onu korusa!..