Toplu kalkınmadan toplu yoksulluğa…
Bakmayın “emekliler baş tacımız” sözlerine,
Fon vurgununun üstünü örtmek ve gündemden düşürmek adına,
Yıllardır açlık sınırının altında yaşamaya mahkum ettikleri emekliler geldi iktidarın aklına.
Milletin parasını ceplerine aktaran fon vurguncularınıyaratan bu düzeni kuranlar,
Seyyanen zam veya enflasyon farkına ek refah payı laflarıyla,
Emeklilere ve Millete sus payı vermeyi düşünüyorlar.
*
İktidarın bu oyununu bırakalım bir tarafa,
Gelelim, konuşulması gereken asıl konuya.
Açlık sınırının 38 bin 24 TL, yoksulluk sınırının ise 121.786 TL olduğu ülkemizde,
Dul, yetim, malullük aylığı alanlar dahil 17 milyon 124 bin 786 emekli,
Asgari ücret ve altında aylıkla çalışan yaklaşık 11,2 milyon işçi,
Aileleriyle beraber nüfusumuzunyüzde 70’inden fazlası,
Neden açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar, sorunun yanıtına.
*
ADD TV YouTube kanalında program konuğum olan Emin Çapa’nın da vurguladığı gibi,
Ekonomide bu yaşanılanlar bir krizdeğildir,
RTE-AKP iktidarının siyasi tercihidir, bir gelir transferidir.
Geniş kitlelerden, halktan paranın alınıp az sayıda insana aktarılmasıdır.
İktidara yakın küçük bir yandaş grup zenginleşirken,
Halkın büyük çoğunluğunu oluşturan emekliler, çalışanlar, çiftçiler, esnaflar, sanayideki küçük işletmeler yoksullaşıyorlar.
Kısaca, Millet olarak topluca yoksullaşıyoruz.
*
Devletin bütçe gelirlerinin yüzde 97,5’ini oluşturan vergilerin yüzde 60’ını,
Maaşlarından kesilen vergilerle ödeyen emekliler ve çalışanlardır,
Satın aldığı tüm mal ve hizmetler için vergi ödeyen tüm yurttaşlardır, yani Millettir.
Sorunun çözümü de buradadır.
Millet ödediği verginin nasıl ve nereye harcandığının,
Ödediği vergilerin Milletin ve Memleketin kalkınması ve gelişmesi için hakça ve adilce harcanıp, harcanmadığının hesabını sorduğu zaman,
Millet olarak aç ve yoksul olarakyaşmaktan kurtulacağız.
*
Aslında 100 yıl önce çok daha ağır koşullar altında yaşarken,
Böylesi benzer bir sorunu çözmüş bir ülkeyiz.
Yüzde 88’imiz köylerde, yoksulluk ve cehaletin karanlığında, salgın hastalıklarkarşısında çaresiz,
Ulaşım ve iletişim olanaklarından yoksun, emperyalistlerinişgal ettiği bir ülkede,
Korkut Boratav’ın söylemiyle,
“…yarı sömürgeleşmiş bir toplum yapısıyla” padişahın kulları olarak yaşarken…
Bu koşulları kabul etmeyen genç bir Osmanlı paşasıMustafa Kemal’in önderliğinde,
Önce emperyalistişgale son verdik ve yurdumuzun sahibi olduk.
Kurtuluşumuzu kazandığımız gün (9 Eylül 1922) Gazi Mustafa Kemal’in gösterdiği,
“Efendiler, şimdi asıl savaş başlıyor;
cehalete, yoksulluğa, geri kalmışlığa karşı savaş!” hedefiyle,
Aydınlanma, kalkınma ve çağdaşlaşma savaşlarınagirdik.
• Cehalete karşı, Toplu Eğitim Seferberliği
• Sefalete karşı, Toplu Kalkınma Hamlesi
Konumuz olan yoksullukla savaştaki toplu kalkınma hamlesinin ana fikri,
Ankara Sergi Evi’ndeki Yerli Malları Sergisinde yazan,
“Sanayi, iktisadi istikbalin belkemiğidir.
Dışardan aldıklarımızı şimdi kendimiz yapıyoruz” sözündedir.

*
Dışardan borç para arayışına girmeksizin,
Osmanlı’dan kalan borçları da ödeyerek,
Cumhuriyetin kendi kaynaklarımıza dayalıüretimi esas alan “karma ekonomi politikası” ile,
Ülkemizin her bir köşesinde yükselen fabrikalarla…
100 yıl önce yoksulluğu ve geri kalmışlığı yendik.
*
Sözün özü,
Bugün Cumhuriyetle kavgalı bir anlayışla,
Tarlada ve sanayide üretimi ve üreticiyi yok sayan,
Hukuktan ve adaletten yoksun bir yönetim anlayışının sonuçlarını yaşıyoruz.
Çözüm ve çıkış yolumuz bellidir.
Tarlada ve madende ham maddeyi,
Üniversitelerde teknolojiyi, fabrikalarda tükettiğimiz ve kullandığımız malları üreterek…
İşsizliği, yoksulluğu ve umutsuzluğu, Cumhuriyetleyeniden yenebiliriz.
Yeter ki hep birlikte sahip çıkalım.