Adnan Yılmaz yazdı: Türkiye'nin geleceği yeniden şekillenirken sizin siyasetiniz ne düşündü?
Adnan Yılmaz yazdı... Türkiye'nin geleceği yeniden şekillenirken sizin siyasetiniz ne düşündü?
Türkiye’nin geleceğini değiştirebilecek bir yasada ortak ve net bir siyasî pozisyon almaktan kaçınmak…
Siyasette bazen tek bir oylama, bir partinin geleceğine ve duruşuna dair çok şey söyler. Çerçeve Yasa oylaması da YENİ Parti açısından tam anlamıyla böyle bir sınavdı.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, kendisinin ve parti yönetiminin yasaya “evet” diyeceğini açıkladı; ancak milletvekillerini, bulundukları seçim bölgelerindeki seçmenin eğilimine göre hareket etmekte serbest bıraktı.
İlk bakışta bu tutum, milletvekilinin özgür iradesine saygı olarak görülebilir. Fakat mesele sıradan bir yasa değilse? Mesele Türkiye’nin güvenliğini, Kürt meselesini, PKK’nin tasfiyesini, Suriye’deki gelişmeleri ve gelecekteki anayasal düzeni doğrudan etkileyebilecek bir sürecin hukukî çerçevesiyse?
O zaman soru değişiyor: Bir siyasî parti, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böylesine tarihî bir konuda ortak ve net bir siyasî irade ortaya koymak yerine, milletvekillerini seçim bölgelerinin nabzına göre mi konumlandırmalıdır?
Bence asıl mesele tam da budur.
DEMOKRASİ Mİ, SİYASÎ SORUMLULUKTAN KAÇIŞ MI?
Elbette milletvekilinin özgür iradesi önemlidir. Ancak siyasî partilerin varlık nedeni yalnızca temsilcilerini Meclis’e göndermekten ibaret değildir. Partiler aynı zamanda program üretir, ilke ortaya koyar ve ülkenin geleceğine ilişkin net tercihler yapar. Seçmenin karşısına geçip; “Türkiye için benim çözümüm ve önerim budur” der.
Hele ki konu terörün sona erdirilmesi, PKK’nin silahlı yapısının tasfiyesi ve Türkiye’nin gelecekteki siyasî düzeniyle doğrudan bağlantılıysa... “Ben evet diyorum, siz seçim bölgenizin nabzına göre karar verin” yaklaşımı ister istemez şu soruyu doğuruyor: Partinin Türkiye için ortak bir fikri mi var, yoksa her seçim bölgesine göre biçim değiştiren esnek fikirleri mi?
Çünkü devletin geleceğini ilgilendiren temel meseleler, seçim bölgesine göre değişmez.
KAYSERİ’DE, KIRŞEHİR’DE BAŞKA, DİYARBAKIR’DA BAŞKA TÜRKİYE OLMAZ
Milletvekili elbette kendi seçmeninin hassasiyetlerini dinlemelidir. Ama milletvekili yalnızca seçildiği şehrin değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, yani bütün milletin temsilcisidir. Türkiye’nin terör, güvenlik, anayasa ve devlet düzeni konusundaki temel yaklaşımı; Kayseri’de, Kırşehir’de başka, Diyarbakır’da başka, Bursa’da başka, İzmir’de başka olamaz.
Bir parti Türkiye’nin tamamını yönetmeye talipse, ülkenin bütününe ilişkin tutarlı bir siyasî perspektif ortaya koymak zorundadır. Bugün seçim bölgesinin lokal nabzına göre verilen bir karar, yarın bütün Türkiye’nin kaderini etkileyebilir.
Bu nedenle YENİ Parti’de ortaya çıkan farklı oy tercihlerini yalnızca “milletvekillerine özgürlük” şeklinde okumak eksik kalır. Bunun bir diğer adı da ortak bir siyasî payda oluşturamamaktır.
MUHALEFET SEÇMENİN ARKASINDAN MI GİDECEK, YÖN MÜ GÖSTERECEK?
Türkiye siyasetinin kronik sorunlarından biri tam da burada yatıyor: Siyasetçi topluma yön göstermek yerine, toplumun rüzgârı ne tarafa estirdiğini ölçüp oraya savruluyor.
Oysa liderlik tam olarak bunun aksini gerektirir. Siyasetçinin görevi yalnızca “Seçmen ne duymak istiyor?” diye sormak değildir. Bazen de “Türkiye’nin ihtiyacı nedir ve ben bu hakikati seçmene nasıl anlatırım?” diye düşünmektir. Siyaset, sadece seçmenin nabzını tutmak değil; gerektiğinde topluma vizyon sunabilmek ve yön gösterebilmektir.
ERDOĞAN ADIMLAR ATARKEN MUHALEFET NEREDE DURUYOR?
Bugün Türkiye’nin önünde çok daha büyük bir denklem var:
PKK’nin tasfiyesi… Kürt meselesinin yeni bir hukuk zeminine taşınması… Suriye’de SDG’nin Şam’a entegrasyonu… ABD’nin Suriye politikasındaki değişim… Kandil’in geleceği… DEM’in siyasî rolü… Yeni anayasa tartışmaları… Türk-Kürt-Arap söylemi…
Bütün bu başlıklar Türkiye’nin önümüzdeki dönemini şekillendirecek. İktidar, tartışmalı tüm yönlerine rağmen bu başlıkları kendi siyasî projesi içinde birleştirmeye çalışıyor. Muhalefetin ise sürece yalnızca “Buna evet mi, hayır mı?” dar penceresinden bakmak yerine şu temel soruya cevap vermesi gerekiyor: “Biz Türkiye’nin önümüzdeki on yılı için ne öneriyoruz?”
ÇERÇEVE YASA’NIN ÖTESİNDEKİ BÜYÜK SORU
Mesele sadece Çerçeve Yasa oylamasından ibaret değil. PKK’nin silahlı mücadelesi sona ererse Türkiye siyaseti kökten değişecek. Suriye’de SDG gerçekten Şam’a entegre olursa güneyimizdeki güvenlik dengesi yeniden kurulacak. Kandil’in silahlı kapasitesi ortadan kalkarsa Kürt siyasetinde yeni bir dönem başlayacak. DEM’in siyasî rolü büyürse Meclis dengeleri değişecek. Yeni anayasa gündeme geldiğinde ise Türkiye’nin vatandaşlık ve devlet anlayışı tartışmaya açılacak.
Dolayısıyla bugün verilen oy, yalnızca bir kanun maddesine verilen onay değildir; Türkiye’nin nasıl bir geleceğe yürüyeceğine dair verilen tarihî bir siyasî mesajdır.
ASIL SINAV: KÜRT MESELESİNDE NETLİK
Muhalefetin önündeki en zorlu başlık Kürt meselesindeki netlik arayışıdır.
PKK’nin silah bırakmasına evet mi? Evet. Peki ama nasıl? Kandil ne olacak? İmralı’nın rolü ne şekilde belirlenecek? DEM bu denklemde nerede duracak? Suriye’deki PYD/YPG yapılanması nasıl bir statüye kavuşacak? ABD’nin rolü ne olacak? Üniter devlet yapısı nasıl korunacak? Yeni anayasadaki vatandaşlık tanımı neyi kapsayacak? Kürt kimliğinin tanınması ile etnik siyasî statü arasındaki sınır nerede çizilecek?
Bu sorular derinlemesine yanıtlanmadan söylenecek yalın bir “evet” ya da “hayır”, Türkiye’nin geleceğine dair olgunlaşmış bir siyaset ortaya konulduğu anlamına gelmez.
KÜRTLERİ TEMSİL EDEN TEK BİR SİYASET MERKEZİ OLAMAZ
Burada gözden kaçırılmaması gereken kritik bir tehlike daha var. PKK’nin silahlı gücü sona ererken, Kürt siyasetinin bütününü DEM–İmralı–Kandil eksenine hapsetmek; silahlı sorunu çözerken siyasî bir tekel ve merkezileşme yaratabilir.
Oysa gerçekler ortadadır:
- Kürtlerin tamamı DEM demek değildir.
- DEM’in tamamı İmralı demek değildir.
- İmralı, Kürt toplumunun tek temsilcisi değildir.
- Kandil de Kürt toplumunun iradesini tek başına yansıtmaz.
Demokratik çözümün asıl hedefi, Kürt vatandaşlarımızı tek bir siyasî merkeze mahkûm etmek değil; Kürt siyasetini çoğullaştırmaktır. Silahların susması kadar, siyasetin çok sesli ve demokratik bir zemine kavuşması da hayati önem taşır.
YENİ PARTİ İÇİN ASIL SORU:
“SİZİN FİKRİNİZ NE?”
Yeni bir siyasî oluşumun en temel ihtiyacı, net bir siyasî kimlik inşa etmektir. Seçmen sandığa giderken şunları duru bir şekilde bilmek ister:
- Bu parti devlet konusunda nerede duruyor?
- Milliyetçilik anlayışı nedir?
- Kürt meselesine nasıl bakıyor?
- Yeni anayasa konusundaki kırmızıçizgileri nelerdir?
- Türkiye’nin dış politikasını hangi eksene taşımak istiyor?
Bu soruların cevabı milletvekilinin seçim bölgesine göre farklılık gösteriyorsa, seçmenin zihninde tek bir soru belirir: “Peki sizin kurumsal olarak asıl fikriniz ne?”
Çünkü siyasî parti olmak, yalnızca farklı görüşleri aynı çatı altında toplamak değildir; o çatı altında ortak bir Türkiye vizyonu sunabilmektir.
TÜRKİYE’NİN İHTİYACI NETLİKTİR
Türkiye tarihî bir dönemeçten geçiyor. PKK, Suriye, SDG, ABD, Kandil, DEM, yeni anayasa, Kürt meselesi ve Türk-Kürt-Arap söylemi... Bütün bu başlıklar birbirinden bağımsız olaylar değil; Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarını şekillendiren tek bir büyük resmin parçalarıdır.
Böylesine kritik bir dönemde siyasî partilerin asli görevi, sadece seçmenin nabzını tutmak veya rüzgâra göre pozisyon almak değildir. Türkiye’nin hangi yöne gitmesi gerektiği konusunda cesur ve net bir fikir ortaya koymaktır.
Çünkü yarın tarih; “O gün kaç milletvekili evet dedi, kaçı hayır dedi?” diye sormayacak. Çok daha büyük ve sarsıcı bir soru soracak:
“Türkiye’nin geleceği yeniden şekillenirken, sizin siyasetiniz ne düşündü ve neyin arkasında durdu?”
İşte bütün mesele budur. Siyaset; konjonktüre göre şerbet vermek değil, gerektiğinde topluma yön gösterebilme cesaretidir. YENİ Parti’nin Çerçeve Yasa sınavında tartışılması gereken şey de oy sayıları değildir. Asıl mesele, parçalanmış oylar değil; bütüncül ve net bir siyasî irade ortaya koyabilmektir.
Çünkü Türkiye’nin kaderini değiştirecek kararlar karşısında siyasetin en çok ihtiyacı olan şey hesap değil, netliktir.
Haber Kaynağı : 12punto
Çok Okunanlar
Girne açıklarında yolcu gemisi alabora oldu
Türkiye'nin geleceği yeniden şekillenirken sizin siyasetiniz ne düşündü?
500 bin TL’nin 32 günlük getirisi banka banka hesaplandı
Fidan Atalay hakkında tutuklama kararı
Sahi, nasıl olmaz?
Türkiye’de en çok ziyaret edilen e-ticaret siteleri belli oldu
Trabzonspor'un UEFA Konferans Ligi'ndeki fikstürü belli oldu
Zeytinburnu’ndaki İETT kazasında tutuklama
Şiddetli bir Atatürk muhalifinden liberal demokrat yaratmak
30 Ağustos 'Halkın Zaferidir'