Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim krizinin toplumun tüm kesimlerini aynı şekilde etkilemediğini belirterek, iklim politikalarının merkezine “iklim adaletinin” yerleştirilmesi gerektiğini söyledi.
İklim değişikliğinin çevresel olduğu kadar sosyal bir adalet meselesi olduğunu vurgulayan Türkeş, dezavantajlı grupların krizden daha ağır etkilendiğini söyledi. “İklim değişikliğinin olumsuz sonuçları herkesi eşit etkilemiyor” diyen Türkeş, eşitsizliklerin krizle derinleştiğini ifade etti.
Türkiye’de artan sıcaklıklar, uzayan sıcak hava dalgaları, kuraklık, aşırı yağışlar ve orman yangınları uyum politikalarının önemini artırıyor. Krizin sosyal ve ekonomik sonuçları, kırılgan gruplar üzerindeki baskıyı ağırlaştırıyor.
Türkeş, “Kliması olmayan bir evde yaşayan yaşlı bir yurttaş ile yüksek gelir grubundaki bir kişinin etkilenme düzeyi aynı değildir. Açık alanda çalışan emekçiler, yoksullar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bireyler çok daha yüksek risk altındadır” dedi.
1,1 MİLYAR ÇOCUK EN AZ ÜÇ İKLİM TEHDİDİYLE KARŞI KARŞIYA
Türkeş, kuraklık ve aşırı hava olaylarının artırdığı gıda fiyatlarının özellikle yoksul haneleri vurduğunu söyledi.
Açık alanda ve korumasız koşullarda çalışan emekçilerin sıcaklık stresine en fazla maruz kalan kesim olduğunu belirten Türkeş, çocuklar ve yaşlıların da en kırılgan gruplar arasında yer aldığını ifade etti.
UNICEF’in Haziran 2026’da yayımladığı Çocukların İklim Riskleri Raporu’na göre, dünya genelinde 1,1 milyar çocuk en az üç örtüşen iklim tehlikesine maruz kalıyor; 296 milyondan fazlası kuraklık, aşırı sıcak ve sıcak hava dalgalarının birlikte görüldüğü bölgelerde yaşıyor. UNICEF’in Eylül 2026 tarihli “Sekteye Uğrayan Eğitim” analizine göre 2025’te 171 milyondan fazla öğrencinin, yani her 10 öğrenciden birinin eğitimi iklim kaynaklı tehlikeler nedeniyle kesintiye uğradı. Yaşlılar da kronik hastalıkları ve hareket kısıtlılıkları nedeniyle sıcak hava dalgaları ve afetlerde en kırılgan gruplar arasında.
''ADİL DÖNÜŞÜM OLMADAN İKLİM POLİTİKALARI BAŞARILI OLAMAZ''
İklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca sera gazı emisyonlarını azaltmakla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Murat Türkeş, enerji dönüşümünün sosyal boyutunun da dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Kömürden çıkışın doğru yönetilmesi gerektiğini belirten Türkeş, “Bir kömür işçisinin santral kapandığında işsiz bırakılması iklim adaleti değildir. Aynı kişinin güneş ve rüzgâr enerjisi, enerji verimliliği ya da temiz teknoloji alanlarında yeniden eğitilerek istihdam edilmesi ise adil dönüşümün temelidir” dedi.
CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de adil dönüşümün yalnızca gelecekteki kömürden çıkış planı olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Türkiye’de kömür sektörü halihazırda küçülürken bu plansız gerilemenin bedelini işçiler ve kömür bölgeleri ödüyor. Kömür sektörünün ayakta kalması için Termik santral sahibi şirketlere verilen teşvikler ise çalışanların ücretlerini, tazminatlarını ve geleceklerini güvence altına almayı sağlamıyor.
Katısöz, Doruk Maden işçilerinin ödenmeyen maaşları için verdiği mücadeleden icralık olan Soma Termik Santrali’nin alıcı bulamamasına kadar yaşanan gelişmeleri bu plansız sürecin göstergeleri arasında değerlendiriyor. Kamu idaresi dönüşümü öngörerek işçileri ve kömür bölgelerindeki yerel ekonomileri koruyacak adil geçiş politikalarını hayata geçirebileceğini ifade ediyor.
Katısöz ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı Ulusal Adil Geçiş Stratejisi’nde ekonomik dönüşümün ve istihdam kayıplarının bugün yaşandığı kömür bölgelerinin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Bakanlığın 2026’da yürüttüğü strateji hazırlıklarında 17 sektör ve 33 tema üzerinden istişareler gerçekleştirilirken, madencilik de ele alınan sektörler arasında yer alıyor. Katısöz ise dönüşümün kömür bölgelerindeki işçiler ve hane halklarıyla birlikte planlanmasının önemine dikkat çekiyor.

İki uzmanın değerlendirmeleri, adil dönüşümün enerji üretim biçimini değiştirmenin yanı sıra çalışanların hak ve gelirleriyle kömür bölgelerindeki yerel ekonomileri korumayı da kapsaması gerektiğini gösteriyor.
ÇÖZÜM, İKLİM ADALETİNİ ESAS ALAN POLİTİKALAR
Türkeş’e göre iklim krizine karşı kamu politikaları sosyal adalet perspektifiyle şekillendirilmeli.
Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları, kömürden adil çıkış, su kaynaklarının etkin yönetimi, kentlerde yeşil alanların artırılması, sıcak hava eylem planları, erken uyarı sistemleri ve afetlere dirençli kentler iklim değişikliğine uyumun temel başlıklarını oluşturuyor.
Vatandaşların enerji tasarrufu, toplu taşıma kullanımı, suyun verimli kullanılması ve gıda israfının azaltılması gibi bireysel adımlarının da dönüşümün önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Türkeş, iklim politikalarının sosyal adaleti güçlendirecek şekilde tasarlanmasının kritik önem taşıdığını söyledi. Katısöz’ün değerlendirmeleri ise bu yaklaşımın enerji dönüşümünde işçiler, hane halkları ve kömür bölgeleri için somut sosyal ve ekonomik politikalarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Haber Kaynağı : 12punto