Ülke halkım utanma vakti değildir
Bardağı taşıran son damlalara utanmak pek akıllı davranışa işaret değildir; aklıselime ulaşamamak tüm taraflar için çok vahim sonuçlara gebe olur!
Çok uzaklara gitmeye hiç gerek yok; 16-25 Aralık olayları daha farklı bir toplumunun başına gelmiş olsa idi, acaba sonuç ne olurdu? Hatırlayalım lütfen, Ankara ve İstanbul’da yapılan operasyonlarda siyasi kişilerin ve yakınlarının evlerinde ayakkabı kutularında deste deste para, hatta para sayma makineleri bulunmuşken, telefon fısıldaşmaları da açık seçik kamuoyuna yansımışken, olay Fetullah lekelemesi olarak nasıl kapatılmış idi!
16 Nisan 2017 tarihinde, Cumhurbaşkanlığı Anayasa Sistemi halk oylaması sonucunda Cumhurbaşkanı’nın halka yönelik konuşmasında kullandığı “atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü acaba “yetmez, ama evet” çi aydın geçinen aymazları tatmin etmiş midir!
Her sonuç yürünen yolun ucunda oluşur; her sonuç bir neticedir. Son finansal krizle iktidarı suçluyoruz, çünkü şu anda sahnede görünen odur. Eğer, bugünlerde yaşananlar bir sonuç ise, bu sonucun izlenen uzun bir yolun neticesinde varılmış olduğu düşünmek sağlıklı değil midir! O nedenle, bugün vardığımız ve halkımızın büyük bir kısmını üzen sonucu tartışalım ve sorgulayalım da, bundan daha önemlisi ve yararlısı, bugünlere hangi hatalarımız sonucunda gelmiş olduğumuza samimi olarak bir dönüp bakalım. Şu ünlü Çin işkence yöntemini hep biliriz; kadim Çin işkencesinde insan cezalandırmanın bir yolu, kafasında sabit bir noktaya devamlı su damlası darbesi oluşturmak idi. Biz ne yaptık, su darbesi yerine şefkat ve itimat dalgası yolladık. Ve, sonucu da aldık!
Şimdi şöyle bir iddia var: Kap-kaç olayında ismi geçenler açıklansın. Devletin en üst makamlarını işgal edenlerden bir bölümü de “iş nereye varırsa, varsın” gibilerinden yüksekten konuşmaktadır. İnsanın içine inşirah salacak ifadelere diyecek yok da, eylem de yok!
Geçmişleri bir tarafa bırakıp, son olaya yoğunlaşsak da, gelişmelerde bir yanlışlık olduğu seziliyor. Yaşanan vahim olayda hadisenin cereyan ettiği kurumlar ve bunların denetimi ile ilgili kurumların yöneticileri bir merkezden atanıyor ya da atama denetleniyor ise, sorumluluk o malum noktada yoğunlaşıyor ise, asıl sorumlu kimdir, hangi kurumdur! Şimdi soru şudur: yaşananların sorumluluğu bireysel mi, yoksa atama ya da denetleme hatalarından dolayı kurumsal mıdır? Fakat iş bu kadar basit de değildir; zira yaşananlar bireysel sorumluluk alanında ise, listelerin açıklanması örgütün iradesi dahilinde olarak, açıklanmayan liste olayı dolayısıyla sorumluluk da o örgüt ya da kişidedir. O zaman ülkemizi bu çirkin olaydan kısmen de olsa kurtaracak çaba bizzat örgüt içinden gelmek durumundadır. Örgüt tepeden yönetildiğine göre, itirazlar da tepeye yönelmek durumundadır. Bu durumda tüm milletvekilleri vicdani sorumluluk duyarak, parti milletvekilliğinden sıyrılıp, halk milletvekilliğine soyunarak kendilerini ve ülkemizi aklayabilirler. Bu işlem, tabii ki, hukuken talep edilebilen, yapılmadığı durumda da pozitif hukuk karşısında sorumlu tutulabilecek bir işlem değildir. Fakat bu işlem sorumluluk hissi güçlü olanın parti üzerinde etkili olmasa bile, bizatihi şahsın namusunu kurtaracak bir işlemdir. Kaldı ki, derin bireysel sorumluluk hissi ile hareket edebilen belirli bir kitlenin genel parti davranışında da fevkalade etkili olabileceği düşünülebilir. Bu savın karşıt savı da geçerlidir; şöyle ki, eğer böylesi dürüst davranış sergilenmesi insanları tehdit ediyorsa, vay geldi halimize! Demek ülke bir suç örgütüne dönüşmüş!
Dip dalgalarının derin seyrettiği sosyal olaylarda yüzeye çıkan görüntülerle uğraşmak, yaşanan asabiyeti yatıştırabilir, fakat meseleyi kökünden ve kalıcı olarak çözemez. Zira, ilk açıklamaya gelelim, her sonuç yürünmüş bir yolun neticesidir! O zaman işin daha gerilerine de gitmek gerekiyor. Hukukçu dostlara sormak gerekiyor: hangi ahlak ve bilim disiplini anlayışıyla sizler, her yere atama yetkisi olan, fakat hemen hemen hiçbir sorumluluğu olmayan cumhurbaşkanlığı koruması ile korunabilen bir makam icat ettiniz? Evet, uyguladığımız ucube sistem büyük bir icattır, yapan üstadları kutlamak gerek! İleriki yıllarda sosyal bilimler doktora salonlarında bu sistemin nasıl bir saçmalık ve çıkarcılık olduğu, sizlerin de adınız geçerek, tartışılacaktır. Sizde hiç mi, ahlaki sorumluluk, bilim etiği duygusu yoktu bu tasarıyı hazırlarken! Bu makamlar sizden talep edilebilir olabilir, fakat sizler hangi gerekçe ile koca bir milleti böylesi bir zillete sürükleyebildiniz? Yazıklar olsun sizlere! Hele de, televizyonlarda AKP’nin ilk dönemi iyi imiş de, ikinci dönemi bozulmuş safsataları satan meslektaş dostlarıma da ne demeli ki!
Ey halkım, lütfen geçmişi, söylenenleri unutmadan güçlü bir siyasi duruş sergileyerek, hem ulusumuzu, hem de emperyalizm havuzuna can havliyle dalan siyasilerimizi şefkatli ellerimizle kurtarmış olalım.