Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,3147
Dolar
Arrow
48,4550
İngiliz Sterlini
Arrow
65,5878
Altın
Arrow
6909,4403
BIST
Arrow
14.106

Apple’ın yarınki ürün tanıtımında ne bekliyorum

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Size bir hikâye anlatacağım. Bundan 20, 25, belki 30 yıl önceydi. Tony ile Swissôtel’in lobisinde oturuyorduk. Çantasından bir Mac çıkardı. Ben de hemen dalga geçtim: “Mac kullanmaya mı başladın? Hadi Linux kullanmıyorsun, bari Windows kullansaydın.” O da bana, “Kullanırsan sen de çok seversin,” dedi.

Sanıyorum bu olaydan 10-15 yıl sonra, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde danışmanlık yaptığım dönemde bana bir Mac verdiler. Bir yıl sonra da kendi bilgisayarımı aldım. O gün bugündür Apple teknolojileri kullanıyorum. Bir dönem vazgeçip başka tarafa geçmeyi denedim ama olmadı.

Şimdi takkemizi önümüze koyup konuşalım.

Evet, katlanabilir iPhone’u deneyeceğim. Ancak bunun sebebi bir Apple teknolojisi olması değil. Uzun zamandır bilgisayar kullanmayı bırakma kararımın bir neticesi olarak iPad ile çalışmaya çalışıyorum; katlanabilir iPhone’la birlikte iPad’i de terk etmeyi planlıyorum. Yani iki cihaza ayrı ayrı para vermek yerine tek cihaz kullanmak niyetindeyim.

Şimdi bana diyeceksiniz ki: “Katlanabilir telefonlara karşıydın?”

Haklısınız. Katlanabilir telefonlara hâlâ karşıyım. Ancak her seferinde bir tablet ve bir telefon için ayrı ayrı ödeme yapmaktan sıkıldım. Bilgisayarın da bilgisayarcılar dışında kimse tarafından kullanılmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Bu konudaki düşüncelerim hâlâ değişmedi. Ama daha konforlu bir alternatif bulabildiğimi de söyleyemeyeceğim.

Tam beklediğim gibi bir telefonla karşılaşma ihtimalim ise anladığım kadarıyla hâlâ yok. Bu konudaki beklentilerimi aslında yıllar önce Turkcell’in blogunda yazmış, sonrasında da birçok kez dile getirmiştim. Bugün telefona eklediğimiz birçok özelliğin aslında giyilebilir cihazlar olarak ayrıştırılması gerektiğini düşünüyorum. Telefonu tek bir parça halinde düşünüyorsak ve SIM karttan bahsediyorsak, iletişimi kuracak olan SIM kartın saatin üzerinde olması gerektiğini düşünenlerdenim.

Kameranın da telefonun vazgeçilmez bir parçası olduğuna çok inanmıyorum. Tablet işin içine girerse kamera elbette daha anlamlı hale gelebilir. Bana kamera, telefondan çok daha büyük bir cihaz üzerinde bulunması gereken bir aparat gibi geliyor. Aynı şekilde bugün büyük önem atfedilen sağlık verilerinin önemli bir bölümü de benim için çok şey ifade etmiyor. Düşme anında yakınlara haber verilmesi, gerekirse ambulans çağrılması ya da güven duyulmayan bir ortamda çeşitli mercilere alarm gönderilebilmesi elbette anlamlı. Ama bugün herkesin çok önemliymiş gibi gösterdiği sağlık verilerini ve kamerayı bir cep telefonunun asli parçaları arasında görmüyorum.

Hazır buraya gelmişken, yarın Apple yeni ürünlerinin lansmanını gerçekleştirecek. Bunlar arasında katlanabilir cep telefonu, demin de söylediğim gibi ayrıca bir tablete ihtiyaç bırakmayacak bir noktaya gelirse benim ilgimi çekecek. Telefonun pasaportu andıran proporsiyonları da ayrıca hoşuma gitti. Bakalım, deneyeceğiz.

Apple’ın yarın tanıtacağı ürünler arasında sanıyorum dikkatimi en fazla çeken ürün telefon olacak. Saat tarafında çok büyük bir yenilik göremiyorum. Kulaklık ise kulak içine giren yapısı nedeniyle zaten çok tercih ettiğim bir ürün değil. Genel olarak çok zorunda kalmadıkça kulaklık kullanmamayı, kullanmam gerektiğinde de kulak içi kulaklık tercih etmemeyi yeğliyorum.

Katlanabilir telefonlar söz konusu olduğunda Microsoft’un iki ekranlı telefonu aslında bana çok mantıklı gelmişti. Ne yazık ki sürdüremediler. Burada benim için önemli bir başka konu da telefonun tabletin ya da bilgisayarın yerini ne kadar alabileceği. Samsung bu konuda belki de sektörün en iyi çözümlerinden birini geliştirmiş olmasına rağmen DeX teknolojisini, yani telefonu büyük bir ekrana bağlayıp daha büyük bir cihaz gibi kullanabilme fikrini bir türlü yeterince popülerleştiremedi.

Ben de DeX kullanmadım. Belki kullansaydım beğenmeyecektim. Android cihazlara geçmek için geçmişte yaptığım denemeler de cihazların kısa zamanda yavaşlaması ve benim açımdan kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle kursağımda kaldı. Üstelik bunu yalnızca telefonlar için değil, büyük ölçüde tabletler için de söylüyorum.

Ama Apple’dan beklentim artık yalnızca yeni cihazlardan ibaret değil. Türkiye’de yıllardır çok ciddi sayıda Apple kullanıcısı var ve artık Apple Pay, Apple One gibi servislerin de Türkiye’de eksiksiz biçimde kullanılabilmesi gerekiyor.

Apple Pay Türkiye’ye hiç gelmese bile iPhone üzerinden temassız ödeme teknik olarak mümkün olabilir. Bunun önündeki meselelerden biri Türkiye’nin NFC & SE platformuna dahil ülkeler arasında olmaması. Bence BDDK’nın ve ilgili kurumların bu konuda çok daha önce adım atması, Apple’ı Türkiye’yi bu sisteme dahil etmeye zorlaması gerekirdi. Türkiye’de bankacılık sektörü teknoloji adaptasyonu konusunda son derece hızlı. Gerekli altyapı açıldığında bankalarımızın bunu çok kısa sürede hayata geçireceğinden kuşkum yok. Dolayısıyla mesele yalnızca Apple Pay’in gelip gelmemesi değil; Apple’ın Türkiye’de sattığı cihazların sahip olduğu teknolojik imkânların burada da kullanılabilmesi.

Güzel şeyler de oluyor

Geçen hafta içinde Austin, Teksas’ta Tesla Cybercab taksi hizmetine başladı. Bu araç gerçekten çok ilginç. Son dönemde en çok dikkatimi çeken otomobillerden biri. Üstelik bunun sebebi direksiyonunun olmaması değil, pedalının olmaması da değil, arka camının olmaması hiç değil. Asıl sebep aracın inanılmaz güzel bir tasarıma ve çok başarılı proporsiyonlara sahip olması. Gerçi seçilen renk öyle çok sevdiğim bir renk değil ama yine de bir otomobilin proporsiyonlarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye gelmesini de çok istiyorum. Binmek için değil, sahip olmak için.

Geçen hafta içindeki ikinci ilginç gelişme ise Dyson tarafından geldi. İnovatif bir motor üreticisi olan Dyson, şimdiye kadar özellikle evde de kullandığımız hâlde süpürge tarafında bence çok başarılı değil. Hele salgın döneminde çıkardığı maske, süpürgeden de başarısızdı. Şimdiye kadar dikkatimi gerçekten çeken tek ürünü, Sunset restoranda tuvalette gördüğüm armatürdü. Bu armatürde yalnızca elinizi yıkama imkânı değil, aynı zamanda kurulama imkânı da buluyordunuz. Dyson’ın Blade teknolojisi gerçekten güzel duruyordu.

Bugün ilk defa başka bir Dyson ürünü çok dikkatimi çekti: diş fırçası. Yapay zekâ ile fotoğraf çekmesi, bu fotoğrafları değerlendirmesi ve diş taşlarını diş duşuyla temizliyor olması, bana mutlaka değerlendirilmesi gereken bir ürün hissi veriyor. Gerçekten çok merak ediyorum.

Hazır ürünlerden bahsetmişken, son dönemde çok ilgimi çeken bir başka ürünü de söylemek isterim. Hava temizleyiciler benim çok dikkatimi çeken ürünler değil. Çok işe yaradıklarını da zannetmiyorum. Ancak Dreame FP10 hava temizleyici gerek tasarımıyla gerekse havayı temizlerken evimizdeki tüylü dostlarımızın kıllarını alttan toplamasıyla çok dikkatimi çekti. Gerçekten çok merak ediyorum bu ürünü.

Sonos’un yeni soundbar’ı da son dönemde dikkatimi çeken ürünlerden biri. Evde ses sistemlerinin giderek daha az cihazla, daha az kabloyla ve daha iyi sonuç verecek biçimde tasarlanması bana doğru bir gelişme gibi geliyor.

Kitap köşesi

Hazır inovasyon ve yeni ürünlerden söz etmişken, bu hafta elime geçen kitaplardan biri de Özlem Arslan Kart’ın “Geleceğin Dünyasında Patent” adlı kitabı oldu. Ceres Yayınları’ndan çıkan kitabın alt başlığı “Bir Buluş, Bir Patent, Bir Dünya”. Teknolojiyi konuşurken genellikle ortaya çıkan ürüne odaklanıyoruz; oysa bir fikrin buluştan ürüne, üründen ekonomik değere dönüşmesinde patent meselesi en az teknolojinin kendisi kadar önemli. Kitabı henüz bu çerçevede değerlendirmeye başladım; özellikle inovasyon ile fikrî mülkiyet arasındaki ilişki açısından merak ettiğim kitaplardan biri.