Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,3147
Dolar
Arrow
48,4550
İngiliz Sterlini
Arrow
65,5878
Altın
Arrow
6909,4403
BIST
Arrow
14.106

Deprem? Almanya’nın nurtopu gibi bir DEM’i oldu

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Almanya’nın doğusundaki en yoksul eyalette, Saksonya-Anhalt, pazar günü yapılan yerel seçim “şeytanlaştırılmış” bir partinin, AfD, diğer tüm partileri ezip geçmesine sahne oldu. Rakiplerinden iki-üç kat daha fazla oy toplamayı başardı.

Fakat yeni hiçbir şey yok. “Malumun ilamı” karşısındayız.

Sadece, her yerde “etnik-dinsel” yaraları kaşıyanlar, benzer bir yaranın tersinden kendi içlerinde açıldığını gördüler. Birdenbire olan tek şey bu. Herkes bir “obrukla” karşı karşıya kaldı.

Demek ki, 1989’dan sonraki Almanya, yaralarıyla da büyümüş. Böyle demek daha doğru.

Galiba her yerde demokrasi ambalajlı etnik-dinsel-dilsel gedikler keşfeden, gerekirse ayrılıkçılık eken bir zihniyet, onları aratmayacak kadar büyük bir yaranın kendi içinde kanamaya başladığını görüyor.

Bir şey doğru: Almanya gerçekten yeni bir siyasi deprem kuşağına girmiş bulunuyor. Fay hatları kırılıyor.

Pazar gecesi ilan edilen bir eyalet meclisi seçimi sonuçları (Türkiye ile Almanya’nın pek sık rastlanmayacak şekilde iç içe geçtiğini de aklımızda tutarak düşünelim), bir öncü sarsıntı haberi oldu. Tüm yerleşik sistemin, devlet kurumlarıyla, istihbaratıyla, medyasıyla, yerleşik siyaset sınıfıyla vs. dışladığı muhafazakâr bir parti, AfD (Almanya için Alternatif), bir doğu eyaletinden hareketle siyaset pazarını harmanlayıverdi.

İçindeki neofaşist kanallara da şimdilik göz yuman, ama denetim altında tutan, radikal bir Hıristiyan demokrat parti bu AfD. Yani “Nazi” damgası falan vururken dikkatli olmak gerek. (Nedenini başka bir zaman tartışırız.) Fakat Alman sağının militan bir kanalı/kanadı olduğu da kesin.

Peki, 2 milyon nüfuslu, yaşlı ve en yoksul eyalet olan Saksonya-Anhalt’ta oyların yaklaşık yüzde 44’ünü toplayan bir “sistem dışı parti”, AfD, halkın ezici çoğunluğunu arkasında toplamayı nasıl başardı? Berlin, neden şaşkın?

Gerçi ortada sürpriz bir şey yok, ama herkes nedense şaşkını oynamayı sürdürüyor. “Sürprizmiş gibi” karşılıyorlar sonuçları.

Ne oluyor?

SİSTEM ALARM VERİYOR!

Yanıt vereceğiz. Ama önce şuna dikkat çekelim: Bu işin Türkiye ile bağlantısız kalması mümkün değil. Hep yazıyoruz: Türkiye, dış dünyada ve özellikle Avrupa ile NATO içinde, on yıllardır Bonn-Berlin’in uhdesinde. Ayrıca nüfus hareketlerinden teknolojiye, ihracat kalemlerinden teknoloji/patent ithalatına, turizmden kültürel bağlara, arkeolojiden medya teknolojisine, hatta dönere vs. çok yoğun bir ilişki var iki ülke arasında. Dolayısıyla “orada” çakan bir şimşeğin ışıltısı veya gölgesi mutlaka “buraya” da düşer.

Ama trajik olan, Avrupa’da ve bağlantıda bulunduğu her yerde “etnik/dinsel/kültürel” yaralar bulan ve onları kaşıyan bir demokratik zihniyetin, kendi içinde büyüyen ve birden “obruklaşan” bir yara karşısındaki çaresizliğidir.

Birden bir tür DEM ve o Alman DEM’inin belirlediği bir bölge saptadılar kendi içlerinde. Türkiye’nin bir bölgesine serpiştirilmeye çalışılan ayrımcılık tohumları, Almanya’ya “saf Alman” tepkisi halinde ve doğusundan başlayarak mı yansıyor? Korkuları bundan olabilir mi? Belki...

Buna ileride sık sık değinmek zorunda kalacağımız anlaşılıyor.   

Almanya’daki AfD ile Türkiye’deki DEM, aynada tersinden yansıyan politik resimleri andırıyor. Bizdekine ayrıca bakarız, Almanya’daki bu çıkışın iki temel özelliğini hatırlatalım şimdilik.

Bir: AfD’nin yoksullaşan geniş kitlelerden aldığı destek, onların göçmen ve sığınmacı akımından şikâyetlerine hak vermekten geçiyor. Yoksul “Bio-Almanların”, serbest piyasa ekonomisi nedeniyle değil “denetim dışı sığınmacılar akını” yüzünden işsiz ve yoksul kaldığını anlatmaya çalışıyor. Görünen o ki, anlatabiliyor. Ülkenin en yoksul eyaletinde oyların yüzde 44’ünü toplayabilmesi, hedefi doğru saptadığını ve doğru damara “çaktığını” göstermiyor mu? Ancak burada bir başka gerçek daha var: Ciddi boyutlar kazanan bir ekonomik krizin eşiğindeki Almanya’da, ücretler genel düzeyini (en önemli maliyet ve gelir kalemini) baskılamayı kolaylaştıracak bir “şantaj” aslında bu... AfD’nin “Alman prekaryası”nın ağzına çaldığı bir parmak bal...

İki: AfD, sanayi sermayesini de Rus enerjisi için yolu açarak yemlemeye çalışıyor ve başarısız olduğu söylenemez. Böylece ülkedeki makine imalat sanayii, otomotiv, kimya, tıp teknolojisi gibi branşlarda yaşanan enerji darboğazını Rusya kaynaklı ucuz enerjiyle aşacağını ilan ediyor. Bu, finans burjuvazisinden çok “fabrika sahibi üretici burjuvaziyi” kazanma eylemidir. Destek almaya başlayalı çok oldu.

ASIL ŞANTAJ ÜCRETLER GENEL DÜZEYİNE

Demek ki...

Demek ki, hem çalışan kitlelere hem de sanayi sermayesine aynı anda ihtiyaç duydukları şeyi pazarlayabiliyor AfD. Başka hiçbir konuda yerleşik siyasetle arasında büyük fark yok.  

Toparlayarak söyleyelim: Yukarıdaki iki şık, yoğun bir üretim maliyeti sorunu yaşayan Alman ekonomisine atılmış bir can simidini anlatıyor: Bunlar, ücretler genel düzeyini baskılamayı kolaylaştırıyor.

AfD, tersini iddia etmesine rağmen, çalışan sınıflar üzerinde ek bir baskı unsuru olacak.  

Peki, Berlin bu son depremi aşabilecek bir enerjiye sahip mi?

Yoksa yerleşik siyaset sınıfının yaymaya çalıştığı korku gibi, AfD bir tür Nazi Partisi mi?

Şimdilik değil.

Ancak nüfusunun üçte biri (yüzde 31,1) “göç arka planına sahip” emperyal bir devlette böyle bir milliyetçilik, mutlaka yeni tepkileri tetikleyecektir.

Emperyal veya emperyalist ülkelerde milliyetçilik tutmaz, hele büyük sermaye bunu hiç istemez. Çünkü Nazi Almanyası deneyiminden beri iyi biliyorlar: Milliyetçi basınç, 21’inci yüzyılda iç içe geçmiş küresel ekonomiyi mutlaka vurur; dış pazarlar (ihracat için veya yatırımlar için) kapanır, ara malı ithalatı kesintiye uğrayabilir, ayrıca içeride işgücü maliyetleri tavan yapar, çünkü işgücü ithalatı durur vs... Büyük sermaye, 21’inci yüzyılda “ırkçı” olamaz. Olması demek, kalbine kurşun sıkması demektir. Büyük sermaye, kozmopolittir.

Bir şey daha var: Resmi dairelerin ilan ettiği rakamların dışında, medyadaki kimi araştırmalara göre, 83 milyonluk Almanya’da kökleri Türkiye’de olan 4 milyonun üzerinde bir nüfus yaşıyor. (Resmi tablolar 3 milyon gibi bir rakam veriyor.) Bu insanların belki yarısı Türkçe kullanmıyor, ama kulaklarında var o dil. Tepkileri de olacak. Dolayısıyla milliyetçi/Almancı bir yükselişin, ülkedeki “dışarlıklı nüfus yoğunlukları” üzerinde ek bir baskı yaratmaması düşünülemez. Bunun da gölgesi hemen Türkiye’ye düşer.

Özetin özeti: Bütün bunlar öncü sarsıntılar, doğru.

Artık herkes ateşle oynuyor. Herkes... Her yerde...

Konuşuruz...