Bugün Medyascope’taki programımda Balıkesir bağımsız milletvekili Burak Dalgın ile, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 167. maddesine dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı çerçevesinde posta ve hızlı kargo yoluyla gelen eşya için gümrük vergisi muafiyeti sınırının düşürülmesini konuştuk. Tartışmanın çıkış noktası netti: Bu sınır, Mehmet Şimşek’in ikinci kez göreve geldiği dönemde olduğu gibi 150 Euro olmalı mı?
Konu teknik görünüyor ama aslında Türkiye’nin uzun süredir tekrar eden bir refleksine dokunuyor. İthalatı kısarak üretimi ve Ar-Ge’yi koruduğunu zanneden, fakat sonuçta hiçbir yapısal fayda üretmeyen bir refleks bu. Programda birlikte vardığımız kanaat açık: Bu tür engellemeler ne üretime katkı sağlıyor ne de Ar-Ge’yi teşvik ediyor.
Türkiye bu filmi daha önce izledi. 1970’lerde otomotiv sektöründe başlayan korumacı düzenekler, teoride “yerli sanayiyi büyütmek” için kurgulanmıştı. Pratikte ise belirli bir grubun zenginleşmesi dışında kalıcı bir sanayi başarısı üretmedi. 2000’li yıllarda cep telefonlarında da benzer bir hikâye yazıldı. “Yerli üreticiyi koruyoruz” denildi. Sonuçta ne güçlü bir yerli marka çıktı ne de teknoloji transferi oldu. Kazanan yine distribütörler oldu.
Bu yüzden Burak Dalgın’ın şu tespiti son derece yerinde: Bu engel, cari açığı kapatmaktan çok devletin yükünü artırır. Katılmamak mümkün değil. Çünkü piyasanın doğal akışını bozan her müdahale, sonunda daha fazla denetim, daha fazla bürokrasi ve daha fazla maliyet üretir.
Programın ikinci önemli başlığı ise 16 yaşından küçükler için sosyal medya yasağıydı. Burak Dalgın’ın burada altını çizdiği nokta çok önemliydi: Her şeyi devlete endekslemek doğru değil. Ailelerin de sorumluluk alması gerekiyor. Bu görüşe ben de katılıyorum.
Türkiye’de çocuklar devletin çocukları değil. Halkın çocukları. Ailelerin çocukları. Dolayısıyla çocukların korunması meselesini yalnızca yasa ve yasak üzerinden okumak, toplumun gerçek dinamiklerini ıskalamak anlamına geliyor. Önce aile, sonra okul, en son devlet gelmeli. Bu sıralama bozulduğunda çıkan sonuç, genellikle iyi olmuyor.
Benim bu başlıkta ek bir itirazım daha var. Sosyal medya artık eskisi kadar merkezi bir mesele değil. Üzerine bu kadar yüklenmenin, bu kadar dikkat çekmenin de çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Danışmanlık yaptığım yıllarda, Türkiye’de pek çok siyasetçinin Twitter hesabı açmasında doğrudan payım oldu. Bugün geldiğimiz noktada şunu net söyleyebilirim: Birinin Twitter hesabının olması ya da olmaması, artık neredeyse hiçbir şeyi değiştirmiyor.
Sosyal medya hâlâ var. Ama eskisi kadar belirleyici değil. Asıl mesele, onu nasıl ve ne amaçla kullandığınız. Yasaklar üzerinden büyütülen tartışmaların, hem gümrükte hem dijital dünyada, bizi ileri taşıdığına dair elimizde güçlü bir veri yok. Tam tersine, geçmiş tecrübeler bunun pek de işe yaramadığını söylüyor.
Çok Okunanlar
Tayyip Erdoğan, seçimi garantiye aldı!
Ufuk Özkan yeniden hastaneye kaldırıldı
Bebek Otel dosyasında yeni perde
Trump’ın Vahşi Batısı ve Grönland hamlesi
Güllü'nün oğlu Tuğberk'ten 'artık susmayacağım' tepkisi
Emeklinin istediği yine olmadı
Libya Genelkurmay Başkanının öldüğü uçak kazası soruşturmasında gözaltı kararı
CHP'li Başarır ile AKP'li Usta arasında 'sersem' tartışması
Gümrük muafiyeti neden düşürüldü, ne değişecek?
1,5 yıl beklediği randevu, AKP'ye geçince 1 günde çıktı