Amedspor, Süper Lig’e çıktı. Cümlemize hayırlı, uğurlu olsun!!!
Biz, futbol sadece futbol değildir, diyerek beylik bir sözle yazıya başlayalım. İçine siyaseti, sosyolojiyi, sosyal psikolojiyi, ekonomiyi hatta diplomasiyi bile koyabilirsiniz ama bu cümlenin Türkiye'nin akıllara ziyan gündemi içinde çok daha derin bir anlamı var.
Futbol, bizim memlekette aynı zamanda işlevsel bir propaganda aracıdır!
O yüzden bütün iktidarlar öyle ya da böyle futbola mutlaka el atar. Meseleye romantik yaklaşmak rasyonalite ile bağını koparacağından yakın gözlüğümüzü gerçeklik merceği ile takviye edelim.
Modern dünyada propaganda, artık yalnızca medya aracılığı ile yapılmıyor. En güçlü zemini “masum” görünen ve evrensel kabul görmüş alanlar oluşturuyor.
Spor, sanat, edebiyat, kültür filan... Siz, sosyal medyayı da ekleyebilirsiniz.
Bunlar kendince dokunulmazlık zırhına sahip. Öyle aklınıza estiği gibi sorgulayamazsınız, eleştiremezsiniz... Üç beş cümle laf dokunduracak olsanız hemen “spora siyaset karıştırmayın” refleksi devreye girer.
Tam da bu yüzden, birileri için son derece kullanışlıdır.
Amedspor'unSüper Lig’e çıkmasıyla alevlenen tartışmalara serin kanlılıkla, duygusallığa kapılmadan bakalım. Çünkü son yıllarda Türkiye’de spor ile ayrılıkçı siyaset arasındaki gerilimin en görünür olduğu örnekten söz ediyoruz.
Buradaki meselenin bir futbol kulübünün sadece sportif başarısı olmadığını söyleyelim.
Lafı dolandırmanın lüzumu yok.
Ortada, Tayyip Erdoğan'ı emri hak vaki olana kadar iktidarda tutmak için oynanan açılım tiyatrosunun başka bir perdesi var. Amedspor da bu perdede sahneye çıkan oyunculardan birisi...
Hafızayı beşer nisyan ile malulmüş, diyerek yakın tarihin sayfalarını çevirelim.
Kulüp ilk olarak 1990'da Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor olarak kuruldu. Yeşil ve kırmızı renkleri aldı, sarıyı dışarıda bıraktı.
Burada kısa bir parantez açalım; Amedspor'u 1968 yılında kurulan ve 1977-78 sezonunda şimdiki Süper Lig’in karşılığı olan 1'inci lige çıkan; hatta ertesi yıl ligi 5'nci sırada tamamlama başarısı gösteren Diyarbakırspor ile karıştırmamak gerek, diyelim; parantezi kapatalım, devam edelim.
Açılım süreci dönüm noktası oldu. 2014 yılında adını “Amed Sportif Faaliyetler Kulübü” olarak değiştirdi. Elbette böylesine kritik önemi haiz bir karar kulüp yöneticilerinin değildi. Kuruluşu ve desteklenmesi talimatını doğrudan PKK'nın dağ kadrosundan Cemil Bayık vermişti. Yani, PKK'nın talimatı doğrultusunda hareket etmişlerdi.
Ez cümle, Amedspor açık açık PKK iltisaklı bir projeydi.
Zaten o günün ruhuna uygun olacak şekilde Diyarbakır’ın Kürtçe adını almıştı. Bu aslında siyasi bir tercihti; yani “kültürel görünürlük” ve “kimlik ifadesi” ile etnikçi, ayrılıkçı bir siyasi pozisyonda konumlandı.
Tabi, iktidarın bilgisi ve onayı dahilinde.
İlk açılım sürecinin bir gereği olarak planlanmış olduğu gizli saklı değildi. İktidar buna paralel olarak bir yandan sporun birleştirici etkisinden faydalanacak diğer yandan Kürtçülerin sembollerini futbol üzerinden yurdum insanının zihnine “normalmiş gibi” nakşedecekti.
Ama olmadı, evdeki hesapları çarşıya uymadı.
O günden bugüne Amedspor taraftarı, takımlarının bütün maçlarına PKK sembolleriyle gitti, maçlarda terör örgütü lehine sloganlar attı, ev sahibi olduklarında taş, sopa, küfür... Allah ne verdiyse yürüdü!
Tabii deplasmanda ise gösterilen tepkilerden hızlıca mağduriyet çıkarmayı da ihmal etmedi. Arkalarında ılık beyinli liberallerin, çakma solcuların, etnikçi, mezhepçi, ikinci cumhuriyetçi, Kürtçü, İslamcı tayfanın sonsuz desteği olduğunu söylemeden geçmeyelim. Önüne geleni “faşist” olmakla yaftalayan, böylece yaptıkları asıl ırkçılığı itinayla sakladıklarını düşünen bu güruhun medyadaki gücü sayesinde, yurdum insanına makbul, muteber ama çoğu zaman mağdur bir takım, mazlum bir camia olarak ittirildi.
Biz açık açık yazalım.
Amedspor taraftarının kahir ekseriyeti, Türkiye’deki diğer birçok kulüpten farklı olarak takımına sadece sportif destek veren bir kitle değil; aynı zamanda etnik kimlik temelli bir aidiyet hissi taşıyan, PKK sempatizanı bir topluluktur.
Yani, maçlarda sloganlar, PKK jargonuyla yazılmış pankartlar, tepkisel söylemler filan... Açık açık yeşil sahalarda terör örgütünün propagandasını yapmaktalar.
İşin teorisine dönersek, futbol siyasi bir ifade aracı mı, yoksa tamamen siyasetten arındırılması gereken bir alan mı?
İşte zurnanın zırt dediği yer...
Bu soruya verilen cevap, Amedspor’a bakışı da doğrudan belirliyor.
Gelelim bugüne...
Kulübün adını değiştirdiği dönem gibi bugünün - Tayyip Erdoğan'ın iktidarının devamı için Kürtçülerin desteğine kuvvetle ihtiyaç duyduğu - siyasi konjonktürü de PKK için heba edilmeyecek bir “level atlama” fırsatı yarattı.
Örgüt, Türkiye'de siyasetin ötesinde psikolojik ve sosyolojik olarak etki yaratmanın fazlasıyla önemli olduğunu biliyor. Yani, meşruiyeti sadece silahla değil, algıyı üreterek ve yöneterek sağlamak istiyor.
Futbol ise bu algı üretiminin ve yönetiminin en verimli zeminlerinden biri.
Neden?
Çünkü evrensel, geniş kitlelere ulaşıyor, “zararsız” görünüyor ama en önemlisi, eleştiriye karşı doğal bir koruma kalkanı var.
Mitinglerdeki sloganlarla tribünlerdekinin etkisi aynı değil. Bunlar basit “taraftar taşkınlığı” olarak görülmemeli. Futbolun sağladığı görünmezlik avantajıyla dolaşıma sokulan mesajlar hedefi tam on ikiden vuruyor.
Propagandanın makbulü doğrudan yapılmayanıdır, derdi yüksek mektepte “Güdüleme Yöntemleri” dersini anlatan rahmetli hocam Profesör Metin İnceoğlu.
Tabii, İspanya ve eski Yugoslavya örneklerini de atlamamak gerek.
FC Barselona, Katalan kimliğinin sembolü, Atletik Bilbao, Bask milliyetçiliğiyle güçlü bağlara sahip. Burada futbol, bir spor faaliyeti olmasının yanısıra etnik, kültürel ve siyasi kimliğin ifade aracı. Ancak şöyle bir fark var; bu kulüpler açıkça yasadışı bir yapının uzantısı olarak değil, bölgesel kimlik ve özerklik taleplerinin sembolü şeklinde görülüyor. İspanya devleti ile yaşanan gerilimler olsa da bu durum, spor kulüplerinin doğrudan şiddet örgütleriyle özdeşleşmesi şeklinde değil.
Eski Yugoslavya’da ise futbol çok daha sert bir kırılmaya neden oldu. Özellikle 1990’daki Dinamo Zagreb – Red Star Belgrad maçı tarihe geçti. İki takımın taraftarları birbirine girdi, olaylar çıktı. Aslında ülkedeki milliyetçi gerilim sahaya yansımıştı. Bu maç, Yugoslavya’nın dağılmasının sebebi değildi belki ama yaklaşan savaşın toplumsal zeminde ne kadar hazır olduğunu gösteren kuvvetli bir işaretti. Yani futbol, bir “tetikleyici” görevi üstlenmekten çok Hırvatlar ve Sırplar arasındaki gerilimin görünür hale geldiği sahne olmuştu.
Dünyanın birçok yerinde futbol, siyasal mesajların taşıyıcısı haline gelmiş vaziyette. Ancak Türkiye’deki fark, meselenin doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmaya niyetlenmiş, 50 bin insanın kanına girmiş bir terör örgütü ile olan bağıdır. Hiç uzağa gitmeyelim, sadece İstanbul ve Diyarbakır'daki kutlamalarda, PKK bayraklarının açılması, yurdum insanının gözüne soka soka “Biji Serok Apo” sloganlarının atılması bile zihinlerinin arkasındakini kafi derecede açıklıyor.
Bu yüzden tartışmayı “spor kardeşliktir” gibi yüzeysel sloganlarla geçiştirmek ortadaki sıkıntıyı çözmeyecektir. Aksine daha da derinleştireceğini söyleyebiliriz, çünkü bu meselelerin kardeşlik söyleminin arkasına saklanarak büyüdüğünü iyi biliyoruz.
Amedspor’un Süper Lig’e çıkması bu bağlamda daha büyük anlam kazanıyor.
Çünkü Süper Lig, spor organizasyonu olmanın çok ötesinde bir vitrin, bir sahne ve bir gösteri alanıdır. Bu sahnede verilen her görüntü, söylenen her söz, taşınan her sembol daha geniş bir etki yaratır.
Hasılı kelam, mesele bir kulübün lig atlamasından ibaret değil; asıl mesele, o kulübün taşıdığı siyasi anlamın hangi istikamete akacağıdır. Eğer sporun sağladığı o masumiyet zırhının arkasına saklanan ajandalar görmezden gelinirse, yarın çok daha ağır bedellerle yüzleşmek kaçınılmaz olur, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Sigara satışında ezber bozacak adım
Yemeyeceği canı beslemeyenler
Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik soruşturmada tutuklama kararı
AKP’de hesapları bozan 3 korku
Mahmut Arıkan'ın 'Oh be' dedirtecek cumhurbaşkanı adayı belli oldu!
Başlamadan bitmiş bir dava, eski veriler ve soyut ifadelerle kurgulandı
Mustafa Keser'in sahnede anlattığı fıkra siyasi krize döndü
Fenerbahçe'de Ali Koç'a rakip olan başkan adayı hayatını kaybetti
Amedspor meselesi...
İBB davasında yandaş gazeteci hakim-savcı koridorunda görüldü!