Son birkaç haftadır peş peşe gelen haberlere bakıyorum. İlk bakışta birbirleriyle ilgisiz görünüyorlar. KVKK’nın kamera kararları, Reklam Kurulu’nun emlak ilanlarına yönelik uygulamaları, Rekabet Kurulu’nun QNB Bank’a yaklaşık 1 milyar liralık cezası, Arçelik’in Hitachi ile yaptığı anlaşma, enerji politikalarında yaşanan belirsizlikler, Vestel’in kaçırdığı fırsatlar… Aslında bunların hepsi aynı sorunun farklı yüzleri. Türkiye’de bazen devlet hata yapıyor, bazen özel sektör, bazen de toplum olarak hep birlikte aynı yanlışı tekrar ediyoruz. Asıl sorun ise hatadan ders çıkarmamak.
Devletin görevi düzen kurmaktır. Düzen kurarken de vatandaşı, şirketleri ve piyasayı korumaktır. Ancak düzenleme yapmak ile hayatı gereksiz yere zorlaştırmak arasında ince bir çizgi vardır. Son dönemde KVKK’nın kamera uygulamalarına ilişkin kararları ile Reklam Kurulu’nun emlak sektörüne yönelik yaklaşımı bana bu çizginin giderek bulanıklaştığını düşündürüyor.
Kişisel veriler elbette korunmalıdır. Tüketici de elbette aldatılmamalıdır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bir düzenleme, insanların günlük hayatını öngörülemez hâle getiriyorsa orada durup yeniden düşünmek gerekir. İnsanlar güvenlik amacıyla kullandıkları kameraların yarın başlarına iş açıp açmayacağını hesaplamak zorunda kalıyorsa, emlak sektöründe faaliyet gösterenler sosyal medyada bir ev paylaşmadan önce “Acaba ceza alır mıyım?” diye düşünüyorsa, burada amaç ile sonuç arasındaki denge bozulmuş demektir.
İşte tam bu noktada Danıştay’ın ve yargı denetiminin önemi ortaya çıkıyor. İdare de hata yapabilir. Dünyanın her yerinde yapar. Güçlü devlet hiç hata yapmayan devlet değildir; yanlış kararlarını hukuk mekanizması içinde düzeltebilen devlettir. Eğer uygulamada hayatı zorlaştıran, ticareti gereksiz yere kısıtlayan veya kanunun amacını aşan sonuçlar ortaya çıkıyorsa bunlar yıllarca devam etmemeli, hızla gözden geçirilmelidir. Hukuk devletinin gücü biraz da buradan gelir.
Benzer bir durum enerji politikalarında da yaşandı. Yıllarca sanayicimize “Kendi elektriğinizi üretin.” dedik. Organize sanayi bölgeleri, fabrikalar ve üreticiler milyarlarca liralık yatırım yaptı. Çatılar güneş panelleriyle kaplandı. İnsanlar üretim yatırımlarını erteledi, kredi kullandı ve devletin çizdiği yol haritasına güvendi. Ardından mahsuplaşma sistemi değiştirildi. Yatırım yapılırken başka kurallar vardı, yatırım tamamlandıktan sonra başka kurallar uygulanmaya başlandı. Devletin en büyük sorumluluğu, oyunun kurallarını oyun başladıktan sonra değiştirmemektir.
Üstelik bence asıl hata burada da bitmiyor. Biz hâlâ enerjiyi merkezi santraller üzerinden düşünmeye devam ediyoruz. Oysa dünyanın yöneldiği model bunun tam tersi. Mahallelerin, sitelerin, organize sanayi bölgelerinin ve kooperatiflerin kendi elektriğini üretebildiği, depolayabildiği ve gerektiğinde paylaşabildiği dağıtık bir enerji altyapısı artık sadece çevreci bir tercih değil, milli güvenlik meselesidir. Elektrik üretimini binlerce noktaya yaydığınızda sisteminiz savaşlara, doğal afetlere ve siber saldırılara karşı çok daha dayanıklı hâle gelir. Aynı zamanda yenilenebilir enerji kullanım oranı hızla yükselir, karbon emisyonları düşer, Avrupa’nın giderek ağırlaştırdığı karbon maliyetleri karşısında sanayicimizin eli güçlenir. Belki de artık yeni merkezi santralleri tartışmak yerine enerjiyi demokratikleştirmeyi konuşmanın zamanı gelmiştir.
Ancak bütün suçu devlete yüklemek de kolaycılık olur. Çünkü özel sektörün de kendi özeleştirisini yapması gerekiyor.
Rekabet Kurulu’nun QNB Bank’a yaklaşık 1 milyar liralık idari para cezası bunun önemli örneklerinden biri. Evet, uzlaşma nedeniyle ödenecek tutar daha düşük olacak. Ancak burada önemli olan rakam değil, verilen mesaj. Rekabet hukuku artık yalnızca fiyatları değil, iş gücü piyasasını da denetliyor. QNB Bank’ın yanı sıra aynı grup içinde faaliyet gösteren Enpara’yı da kapsayan bu yapıya verilen ceza, büyük şirketlerin “Bize bir şey olmaz.” döneminin geride kalması açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Piyasa ekonomisi, ancak kurallara herkes uyduğunda gerçek anlamını bulur.
Özel sektörün ikinci büyük sorunu ise stratejik bakış eksikliği.
Geçtiğimiz günlerde Arçelik’in bazı markalarını Hitachi’ye devretmesi çok konuşuldu. Kimileri bunu ekonomik şartlarla açıklamaya çalıştı. Ben farklı düşünüyorum. Arçelik yıllardır çok fazla alana yayıldı. Çok sayıda ürün, çok sayıda kategori, çok sayıda hedef… Oysa dünya artık derinleşen şirketleri ödüllendiriyor. Birkaç alanda dünyanın en iyisi olmak varken her alanda bulunmaya çalışmanın bedeli ağır olabiliyor.
Daha da önemlisi, Türkiye’nin büyük teknoloji şirketleri yıllardır önemli bir yanlışı tekrarlıyor. Ürün geliştiriyorlar ama o ürünleri en yakından takip eden teknoloji gazetecileriyle, bağımsız uzmanlarla ve sektörün kanaat önderleriyle yeterince konuşmuyorlar. Oysa bazen milyonlarca dolarlık danışmanlık raporlarının söyleyemeyeceğini, sahayı izleyen insanlar birkaç cümlede söyleyebilir. Teknoloji yalnızca mühendislikle gelişmez; eleştiriyi dinlemekle de gelişir.
Vestel örneği de aslında aynı tartışmanın başka bir yüzü. Avrupa son yılların en sıcak dönemlerini yaşıyor. Klima talebi hızla büyüyor. Enerji dönüşümü yeni pazarlar oluşturuyor. Böyle dönemler bazı şirketler için kriz değil, fırsattır. O fırsatı görebilenler büyür, göremeyenler ise başkalarının başarı hikâyelerini izlemek zorunda kalır.
Bütün bu örneklere baktığımda aynı sonuca varıyorum.
Devlet hata yapabilir.
Şirketler hata yapabilir.
Vatandaş da hata yapabilir.
Bunların hiçbiri dünyanın sonu değildir.
Asıl sorun, yapılan hataların uyarılara rağmen düzeltilmemesi ve aynı yanlışların tekrar tekrar karşımıza çıkmasıdır. Güçlü ülkeleri güçlü yapan şey kusursuz olmaları değildir. Güçlü kurumlara, güçlü şirketlere ve güçlü bir hukuk sistemine sahip olmalarıdır. Çünkü güçlü kurumlar, yanlış yaptıklarında bunu kabul edip düzeltebilirler.
Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur.
Çok Okunanlar
Hyundai Temmuz 2026 fiyatları ve kampanyaları
NATO Genel Sekreteri Rutte'den Deniz Göktaş sorusuna yanıt
Kazakistan’ın saten tüylü atı Aqzhan gündemde
Alexander Nübel, Beşiktaş'a imza atmak için İstanbul'a geliyor
Redmi Note 17 serisinin tasarımı ortaya çıktı
Ekonomist Pissarides'ten çarpıcı yapay zeka değerlendirmesi: Kalıcı yüksek verimlilik beklemeyin
Milimetrik seçim mühendisliği...
‘NATO’ya karşı olmak devrimciliğin ve vatanseverliğin temel kriteridir’
Ford Otosan’ın Koçfinans hamlesi ne anlatıyor?
Deniz Göktaş: NATO’nun kirine direnen bir temiz zekâ