Atatürk Meclis'i neden fesih etmek istedi
'Çanakkale Savaşı'nda Payitahtı yok olmaktan kurtarmış,
Anadolu’daki tüm işgalleri temizlemiş ve bir Kurtuluş Savaşı vermiş ve kazanmıştı.
Padişahlığı kaldırmış ve Cumhuriyet ilan ederek yepyeni bir devlet kurmuştu.
Pek âlâ Cumhuriyet yerine krallığını ilan edebilirdi Atatürk. Hiç kimse de itiraz edemezdi.
Ama yapmadı. Cumhuriyet ilan etti. Milletin kendi kendisini yönetmesi için de 1924 yılında çağının çok ilerisinde bir Anayasa taslağı hazırladı ve Meclis'e getirdi.
Atatürk hazırlattığı Anayasa taslağında Cumhurbaşkanı olarak 24’ncü maddede yer alan “Meclis’i kendi iradesiyle feshetmek ve yeni seçime götürmek” yetkisini üzerine almak istedi.
Nedeni basitti.
Savaştan yeni çıkmış bir ülke. 11 Milyon nüfusun % 85’i okul yüzü görmemiş. Çocuklar hastalıklı. 8 yıl süren savaşta erkek işgücü kırılmış. Çalışacak insan yok. 3-5 mağara atölyesinden başka çalışan fabrika yok. Yoksulluk diz boyu. Osmanlı’dan Dünya kadar Duyunu Umumiye borcu kalmış. 25 yılda ödenecek.
Dile kolay.
Toplum cahil.
Yeniliklere kapalı. 600 yıl Osmanlı tek adam yönetiminde biat kültürü ile uyutulmuş. Kim nereye çekerse oraya gidecek. Demokrasiyi bırakın, Cumhuriyetin, Anayasanın ne olduğunu bilmiyor insanlar.
Anayasayı kafirlik sayıyor. Laikliğin ne olduğunu bilmeyen milletvekilleri bile var.
Bu geri kalmışlık çukurundan bir an önce çıkılmalı ve gelişmiş toplumlar arasında yerimizi almalıydık gün. Yoksa yine batarız.
İşte bu noktada yeni yeni toplumsal ve ekonomik devrimler gerekli. Ama bu devrimlerin Meclis'te uzun uzun tartışılması zaman kaybı. Hattâ kavgaya bile sebep olabilir. Meclis birbirini yiyebilir. O yüzden Devrim kanunları bir an önce çıkarılıp hayata geçirilmeliydi. Devrimler beklemezdi. Bir an önce yapılması gereken işler ve hayata geçirilmesi gereken Devrimler vardı.
Çünkü savaş düşmanı denize dökmekle bitmemişti.
Öte yandan Atatürk cumhuriyet karşıtı kişilerin Meclis’e sızmasından kaygı duyuyor ve bu yetkiyle tedbir almak istiyordu. Eğer Meclis'te bu tür kişiler taraf toplarsa Meclis'i fesih edecek ve seçimi yenileyecekti.
Atatürk’tü bu. İşi şansa bırakmazdı.
9 Mart 1924 günü Anayasa görüşmeleri başladı. Anayasa Komisyonu Genel Kurula 25. Maddeyi getirdi. Bu maddeye göre “Meclis kendiliğinden seçimlerin yenilenmesine karar verebileceği gibi, reisicumhur da hükümetin görüşünü aldıktan sonra gerekçesini Meclis'e ve Millete bildirmek şartıyla seçimlerin yenilenmesine” karar verebilirdi.
Meclis'te sert bir tartışmalar başladı. Genç milletvekillerinden itiraz edenler oldu. Milli Egemenlikten taviz verileceğini düşünüyorlardı. Ama Atatürk bu konuda ısrar etti.
Genç milletvekilleri toplandılar, Mahmut Esat Bozkurt’u sözcü seçtiler ve bu konuda konuşması için Atatürk’e gönderdiler. Mahmut Esat Bozkurt Atatürk’ün yüzüne karşı bu yetkinin verilmemesi gerektiği konusunda arkadaşlarının ve kendisinin fikirlerini anlattı ve;
-“Paşam, Türk İhtilali, Türk halkının, yoksul Türk köylüsünün kanı üstüne kurulmuştur. Cumhuriyetin temelinde, bu halkın kanıyla birlikte hakları ve egemenliği de vardır. Bu egemenlik yalnızca millete aittir. Hiç kimseye verilemez ve devrolunamaz!” dedi. Mahmut Esat “Eğer Cumhurbaşkanına Meclis'i feshetmek yetkisini verirsek, sizin Abdülhamit’ten ne farkınız kalır?” diye de uyardı.
Ortam bir an sessizliğe büründü. Orada bulunanlar Atatürk’ün bu sözlere çok sert tepki vereceğini sandılar. Ama Atatürk tepki vermedi, bir an durdu, düşündü ve şu cevabı verdi;
-“Haklısın çocuk! Türk Milleti’nin hakları ve özgürlüğü elinden alınamaz. Teklifimden vazgeçiyorum” dedi.
Böylesi bir büyüklük gösterecek kadar da hoş görülüydü. Ama Atatürk haklıydı. Lozan görüşmeleri sırasında dışarıda Bağımsızlık mücadelesi verilirken, içeride de yapılacak olan seçimlerde Atatürk engellenmek istenmiş, Cumhuriyet karşıtı bazı kişiler de milletvekili seçilerek Meclis'e girmeyi başarmışlardı.
Öyle ya, Cumhuriyet karşıtı kişilerle nasıl toplumsal kalkınma ve aydınlanma yapılacaktı? Devrimleri nasıl gerçekleştirecekti. Bu çok zor olacaktı.
Atatürk’e göre Cumhuriyet çok önemliydi ama daha da önemlisi bunu yaşatmaktı. Bunun için istiyordu Atatürk 24’ncü maddeyi.
Ama vaz geçti. Çünkü karşıt görüşlere ve karşı fikirlere her zaman saygı göstermişti. Bilakis karşı gelen milletvekilleri bizzat ödüllendirdi. Mahmut Esat Bozkurt Adalet Bakanı, Cemal Hüsnü Taray’ı ise Milli Eğitim Bakanı yaptı.Meclis'te 25. Maddeye karşı en etkili konuşma yapan Ahmet Süreyya Bey’in birkaç dönem daha Milletvekilli olmasını sağladı.
Atatürk karşı görüşlere saygı göstermişti ama zaman Atatürk’ü haklı çıkarmıştı. 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930 yılında kurulan Serbest Fırka, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti bunun en acı örnekleri.
O gün eğer o yetki Atatürk’e verilmiş olsaydı, bugün bu yetki tek adam rejimine verilmiş olmazdı.
Çünkü Atatürk o yetkiyi Cumhuriyeti korumak için istedi.
Bugünküler gibi kendilerini korumak için değildi.