Cumhuriyet gerekli miydi?
Evet.
Daha doğrusu Cumhuriyet rejimi bir gereklilik değil, bir zorunluluktu. Mecburiyetten doğdu.
Nedenine gelince; Biliyorsunuz 19’ncu yüzyıl, Dünya tarihini “İmparatorlukların ve Hanedanlıkların sonu” ile kapattı.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı-Self Determinizm etnik bilinci 1789 Fransız Devrimi ile doğmuş, bu etnik bilinç geniş toprakları ve farklı milletleri bünyesinde barındıran İmparatorlukların parçalanmasına neden olmuştu.
Ardından 1760-1830 yılları arasında gerçekleşen I. Sanayi Devrimi ile, çalışan ve üreten insan kendi ekonomik ve toplumsal haklarını aramaya, haklarını ararken de başındaki Kralları, Hanedanları ve Padişahları sorgulamaya başladı.
İşte bu ve buna benzer gelişmeler 20 yy başında kralların, padişahların ve hanedanların sonu oldu. Rusya’da Romanof Hanedanlığı, Avusturya-Macaristan’da Hasburg hanedanlığı, Çin’de Mançur hanedanlığı, İran’da Kaçar Hanedanlığı, Osmanlı İmparatorluğunda ise Osmanlı Hanedanlığı tarihin en acı yıkımlarının örnekleriydi.
Bu tarihsel sonun bizi ilgilendiren tarafı ise Osmanlı İmparatorluğu ve Hanedanı idi. Tarihin kaçınılmaz sonu olarak Osmanlı İmparatorluğu yıkılacak ama bu yıkımdan bir Türk Milleti doğacak mıydı? Veya Emperyalistler Osmanlıyı parçalarken Anadolu Türk Milleti olarak bize kalacak mıydı?
Ama ABD Başkanı Wordrow Eilson’un, İngiltere Başbakanı Loyd George’nin beyanatlarından ve/veya 1918 Paris Konferansı tutanaklarından, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros ve devamında imzalanan Sevr Anlaşmalarının maddelerinden ve buna dayanarak yapılan işgallerden Emperyalistlerin Anadolu’yu dahi bize bırakmak istemediklerini anlıyorduk.
Ama tarih ve talih bize güldü, sonuçta bir Atatürk çıktı, Türk Milletini arkasına aldı ve bu milleti kurtarmak için bir mücadeleye girişti.
Peki bu kurtarma mücadelesi, yöntemi, şekli nasıl olacaktı?
Örneğin, bütün yetkileri eline alacak, tek adam rolüne bürünecek, padişah olacak veya kral olacak ya da Meşrutiyet yöntemi ile mi kurtaracaktı? Başka rejimler olamaz mıydı?
İllaki Cumhuriyet rejimi ve yöntemi gerekli miydi? Cumhuriyet rejimi olmasa biz kurtulamaz mıydık?
Örneğin Meşrutiyet veya sembolik Padişahlık. İngiltere’deki gibi Birleşik krallık olmaz mıydı?
Hayır olmazdı.
Cumhuriyet Atatürk’ün kişisel tercihinden doğmadı. Cumhuriyet bir mecburiyetti. Zorunluluktu. Atatürk bunu gördü.
Şöyle ki;
Örneğin 20.yüzyılın sonunda Krallıklar imparatorluklar ve Hanedanlıklar tarihe gömüldü dedik. Peki Padişah ve Halife kalsaydı da öyle devam edemez miydik? Edemezdik. Bunun örneği var. Meşrutiyet.
Meşrutiyet yönetiminde başımızda Padişah vardı. Halife vardı. Meşrutiyet yönetiminde Abdülhamit bir yıl, Sultan Reşat 9 yıl, Vahdettin ise 4 yıl başımızda durdu. Aynı zamanda Halife olarak. Tamam Meşrutiyet bir ulusal bilinç, toplumsal devrim, kısmi parlamenter bir rejim yarattı ama ne oldu biliyor musunuz? Yönetim boşluğu ve bozukluğu yüzünden biz koca Balkanları kaybettik. 5,5 milyon M2 toprak kaybettik.
Olmadı.
Halifelik de işe yaramamıştı. 1914 Halifenin Cihat çağrısı bir işe yaramadı. Bu gösterdi ki bize Halifelik de özelliğini artık yitirmişti.
Padişahlık, o da bitmiş ve görevini tamamlamıştı. İnsicamı bozulmuştu. 1918-19 İstanbul İşgal edildi. Padişah adeta başkentte esir alındı. Bu da gösterdi ki bize artık Padişahlık da işe yaramaz, hatta zarar vermeye başlar olmuştu.
Mutlakiyet yönetimi olmadı, Meşrutiyet olmadı, tek adamlık, krallık yönetimleri filan olmuyordu.
Peki neydi en doğru yönetim biçimi? En doğru yönetim biçimi milletin kendi kendisini yönetmesiydi.
Başka türlü olmayacaktı.
Atatürk bunun ilk işaretini Amasya Genelgesinde verdi. “Milletin bağımsızlığını yine azim ve kararı Milleti kurtaracaktır”dedi. Bu Millî Egemenliğe dayalı yeni bir devletin ilk mesajıydı bu.
Bunun da tek çözümü Meclisti. Milletin kuracağı, milletin söz sahibi olacağı, milletin kendi kendisini yöneteceği Meclisti. Millet meclisiydi.
Milleti sadece milletin kendisi yönetecekti, başka hiç kimse yönetmeyecekti.
Bunu yaptı Atatürk. Ankara’da Millet iradesine dayalı bir Meclis açtı. Başkanını seçti, Bakanlıklarını kurdu ve Meclisi çalıştırmaya başladı. Başında Kral yok, Padişah yok, Diktatör yok. Meclisin başında milletin sandıkla vekil seçtiği Erzurum Milletvekili Mustafa Kemal Paşa var. Yani Atatürk var.
Atatürk’ün kurduğu meclis bir devlet kurdu, ordu kurdu, asker yetiştirdi, savaştı, işgalden yurdu kurtardı sonuçta başarıya ulaştı ve Lozan’da kimliğini aldı.
Padişahlık yönetimlerinin imzaladığı Mondros Esaretinden ve Sevr yıkılışından Milletin kendi iradesi, milletin kendi kendisini yönetmesi kurtardı.
Bu yöntemle başarmıştık ve Kurtuluş Savaşının sonuna gelmiştik. Lozan da imzalanmıştı.
Ama bir sorun vardı.
1923 yazına gelindiğinde Milletin kurduğu Mecliste Başbakanı Milletvekilleri seçiyordu ama buna ek olarak Bakanları da milletvekilleri seçiyordu. Bu yöntem savaşta işe yaramıştı ama barışta zarar veriyordu. Milletvekillerinin Bakanları seçmesi Hükümetin kurulmasını sekteye uğratıyor ve kilitliyordu. Örneğin bir milletvekili Bakan seçilebilmek için bir grup taraftar topluyor hizipçilik veya güç gösterisi yapıyordu. Kimisi Bakan seçilmek için Milletvekili gücünü elinde tutmak istiyordu. Kimisi de gazetelere boy boy reklam veriyor ve gereksiz kulis yayıyordu. Herkes Bakan olmak istiyordu ama bu mümkün değildi. Sırf bu yüzden Hükümet bir türlü kurulamıyordu.
Dünyaya meydan okumuştuk, koca Dünyayı dize getirmiştik ama kendi kendimizi yönetecek Hükümeti kuramıyor ve kendi kendimizi yönetemiyorduk.
Sorunu yine Mustafa Kemal Atatürk çözdü.
22 Eylül 1923'te Avusturya Neue Freie Presse gazetesine de bir demeç verdi. Verdiği demeçte Atatürk; “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Kanun yapma yetkisi yasama, Devleti yönetme gücü yürütme, milletin tek temsil edildiği Meclis'te belirmiş ve toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelimede özetlemek mümkündür: Cumhuriyet!” dedi.
Meclis Başkanı olarak 24-25 Ekim 1923 akşamı Başbakan Ali Fethi ile bir araya geldi ve Hükümeti kurmaya çalıştı. Ama yine olmadı. Bazı Asker Paşaların kışlaya dönmesi ile boşalan Bakanlıkların seçimi bir türlü gerçekleşmiyordu.
Neticede 28 Ekim akşamı arkadaşlarını topladı ve çözümü yine kendisi söyledi. “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi.
29 Ekim 1923 günü saat 14.00’a kadar süren meclis tartışmalarında Hükümet yine kurulamadı.
Sonunda Atatürk’e gelindi, Atatürk; “Arkadaşlar, hepiniz çok değerlisiniz ama hepinizin birden Bakan olmasına imkan yok” dedi. Akşamdan karar verdiği ve Anayasa taslağını hazırladığı Cumhuriyet şeklini meclise önerdi ve öneri Meclis tarafından kabul edildi.
Sorun çözülmüştü.
Tüm yönetimsel krizleri aşmanın yolu, işgalden, esaretten kurtulmanın yolu Cumhuriyetti.
Türk Milletinin kurtuluşu için bir Mecburiyetti.
Yaşasın Cumhuriyet.